100 üzerinden 500


Ayça Şen www.e-motoring.com
Aman yarabbi, kırk yılda bir Sicilya’ya geldik, her gün İstanbul’dan telefon açıyor bizim çocuklar: ‘Ayça, oğlum yazıyı yolla da yolla.’
Şimdi Sicilya denen yer öyle Türkiye’nin modern yüzü gibi değil ki bilader, interneti karneyle veriyorlar. Ara ki bulasın. Bir de tabii inek gibi yiyip içmekten sağlam bir kafa, sağlam bir mide bulamadık ki oturup iki satır yazalım.
Geleli on gün oldu, daha anca wii-fi olan bir bed&breakfast bulduk, öyle yazıyorum.
Şu anda kaldığımız yer, Sicilya’nın en gözde şehirlerinden, Japon’ların kardeş şehir olmak için bir ton para döktüğü şehir; Noto. (Buradan Japon konsolosluğuna, kardeş olmamız için iyi bir fiyatta anlaşabileceğimizin sinyalini vermek istiyorum.)
Barok’un elhamdülillahı bu şehirde de tüm Sicilya’nın her yerinde olduğu gibi etrafta çok sayıda Fiat 500 var. Gerçi benim ki de laf mı! Kayseri’ye gidip de pastırmacı görmek gibi bir şey bu.
Fiat 500 dışında da daha önce ülkemizde hiç görmediğim çok farklı Fiat modeli gördüğümü belirtmek isterim.
Daracık İtalya sokakları için tasarlanmış, anormal az yakan ve çok feci sevimli olan Fiat 500’e, en çok da oğlum Memo bayıldı.
Ama bir dakika yav, günahını almayayım, bir tek o değil; ben ve enişteniz de bayıldık.
Evin görgüsüzü olarak spor arabaya daha yatkın biri olduğum için, sanırım en son ben bayıldım.
Fakat o kadar sevimli ki kerata, sevmemek mümkün değil. Kocaman, kremalı bir tatlıya benziyor. Yanına da bir fincan kapuçino, al sana süper bir İtalyan kahvaltısı.
Fiat’ın test sürüşünü yaptığım basın arabasının iç tasarımı, ön konsolu mön konsolu da (ekru mu deniyor, hani fil dişi renkte olanlarından, üstelik de sedefliydi) aynı kremalı ve muzlu bir düğün pastası gibiydi.

Ayça Şen www.e-motoring.com
Elbette pastayı dikkatli taşımak gerek, bu yüzden fazla hız yapamıyorsunuz Fiat 500’le.
Fakat yarı otomatik şanzımana göre yine de atakça bir araba.
Bir de minicik bir ‘Sport’ düğmesi var, basınca epey daha serileşiyor araba. Hatta ilk bastığımda arkadan bir anda bizi biri itiyor gibi gelip direksiyon kontrolüm hafifçe şey oldu fakat yine de uzun yolculuklarda değil de, şehir içinde tercih ederim ben olsam.
Dediğim gibi, bu ancak güzel ve keyifli bir kahvaltı. Yani bir akşam yemeği olmasını beklemeyin Fiat 500’den.
Fakat şehir içi ve biraz da mesela İzmit’e kadar gayet keyifle, hele ki bir de cabrio ise, nefis bir akşamüstü keyfi yaşayabilirsiniz. Akşamüstü diyorum, zira öğle sıcağında beyin haşlama olmasın diye.

Ayça Şen www.e-motoring.com
Şu anda balkonda bu yazıyı yazarken bile çok çok yaşlı bir emüce (amca,) orjinal ismi ‘Fiat Cinque Cento’ kullanıyor fakat fotoğrafını çekmek için seri olmak lazım. Şimdi yerinden kalk, telefonu bul, tuş kilidini aç, fotoğraf düğmesini seç, kamerada kaldıysa onu değiştir. Ohooo, onunla mı uğraşıcam, açar google’dan ‘eski Fiat 500’ yazarım, sanki ben çekmiş gibi size gazlarım, iş mi. Nasıl olsa Güney İtalya’da üç kağıdın hasosunu öğrendik.
Eski model Fiat 500’ler, yeni nesil Fiat 500’lerden çok daha küçük.
Fakat Sicilya’da (ki İtalya’nın her yerinde Fiat 500’ler zibil gibi,) araba değil öküz arabası kullanır gibiler. Ben de gerçi öküz gibi araba kullandığım için çok zorluk çekmedim. (Bir iki kez arabayı durdurup yoldan geçen birine “bu işaret ne demek kardiş” diye sormuşluğum vardır.) Fiat 500’ler sayesinde Sicilya’daki (Sibirya diyesim geldi bir an,) korkunç trafik, sanki karikatür gibi bir hal alıyor. Yoksa öyle böyle değil, düşünün yani tüm Sicilya halkının totalinin Bağcılar minibüs şoförleri gibi kullandığını; işte ayyynen öyleler.
Her neyse, dönelim sosyetik duygulara…
Geçenlerde arabayı değiştirmek istediğimi söylediğim çok havalı, benden 10 yaş küçük bir kız arkadaşıma (ciks görünümlü, marjinal – bakımlı kızlardan,) “Sen olsan hangi arabayı alırdın?” diye sorduğumda “Kesinlikle Fiat 500” dedi.
Henüz ne olduğunu bilmediğim Fiat 500’ü yılan gibi spor bir araba sandım. Çünkü bu kız arkadaş Bebek’te çok vakit geçiren, ‘çok havalı’ tabir ettiğimiz cinsten bir arkadaş.
Fiat 500’ü ilk gördüğümde, bizim dönemin havalı kızları ile bu dönemin havalı kızları arasında epey bir tarz farkı olduğunu anladım. Artık sevimli, yüzü eskiye dönük, yuvarlak hatlı arabalar moda. Fiat 500 de bunların en başında geliyor.
O söylemedi fakat bir başka ciks görünümlü marjinal kız arkadaş (o da benden on yaş güççük) bu Fiat 500’lerin bir de Gucci çizgililerinden bahsetti. En yakın zamanda Kapalıçarşı’daki çakma Fiat 500’cülere gidip sosyetik simaları yakalayalım. Gün bugündür.
Yalnız yazımızın, bir türlü girişemediğim gelişme bölümünde, bikinimin ıslak olduğunu, bu yazıyı acele yazmazsam sistit olacağımı üzülerek belirtmek isterim.
Üzülerek belirtmek istediğim bir başka mesele, yine otomotiv dünyasıyla pek ilgili değil maalesef: Tatile gelirken tırnak makası almayı unuttuğum için çok uzamış olan ve yazı yazarken klavyede çok zorluk çektiğim toynaklarım yüzünden yazımızın istediğim performansa ulaşamıyor oluşu da canımı çok sıkıyor.
Bunun dışında, Fiat 500 gayet kullanışlı ve yazlık bir araba.
Cabrio 500’ü kullanırken en sevdiğim an, tavanı kapatıp içime döndüğüm zamanlardı. Zira dikkat çekmeyi fazla sevmem. Ayrıca gerçeklerden kaçmak için devekuşu gibi kafamı kuma gömme eğiliminde biri olduğumdan, moralimin bozuk ve kan şekerimin düşük olduğu zamanlarda geçici bir önlem olarak cabrionun üstünü kapattım; bu beni, yemeğe gidene kadar yarım saat, kavgasız idare ettirdi. Fakat cabrioların üstü kapalı olduğunda çıkan aile kavgalarındaki akustiğin daha iyi olduğunu da, yazımızın bu güzel bölümüne ataçlayalım.
Fiat 500 türünün örnekleri arasında fiyatı, iç konforu, yakıt tasarımı mı deniyor, yok canım, yakıtın da tasarımı mı olurmuş, hah, yakıt tasarrufu ve nispeten iyi kaçıyor oluşuyla, en iyilerinin başlarında geliyor.
Yani ufak ve yuvarlak hatlı şimdiye kadar çok bir örnek kullanmadım ancak denediğim üç dört örneğin içinde en iyisiydi diyebilirim.
Bunlardan birinin 1993 yılındaki ilk arabamın ‘74 model bir kaplumbağa olduğunu ve benzin göstergesinin bozuk olup her benzin bitişinde, annemi otobanda arabada bırakıp, elimde bidonla fellik fellik benzinci aradığımı hesaba katarsak, bu mukayesenin ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır. Fakat Fiat 500’ün sesi, o cins ‘tortor’lu motor sesi sevenler için hala ‘tortor’luğunu koruyor. Fakat yine de büyük bir konformist olarak, sessiz sedasız arabaları tercih ettiğimi utanarak belirtmek isterim.
Yani bütçe olarak bana uyan bir durumu var Fiat 500’ün. Fakat yine de ben en çok jilet gibi sessiz, klimasını açtığında çıt çıkarmadan arabayı morg gibi yapan, zırt pırt benzincide durmayacağım kadar deposuna benzin doldurabileceğim arabaları tercih ederim. (Gerçi Fiat 500’ü üç gün inek gibi kullandığım halde, ibre zırnık oynamadı. Ne zaman ki sport düğmesine bastım, bir anda ibre yarıya indi. Bu da beni derinden yaraladı.)
İşte böyle sevgili araba dostu; İtalya’da Fiat 500 kullanmak, Türkiye’de yerli muz yemek gibi.
Aslında geçenlerde benim oğlanla neden Murat 124, Doğan ve Şahin’in yeniden daha güzel ve tarz bir şekilde yapılmadığını konuştuk.
Ne güzel olurdu. Hem de öyle Doğan görünümlü Şahin filan değil; Doğan gibi Doğan, Şahin gibi Şahin.
Fiyat 500, tam da böyle: Fiat 500 gibi Fiat 500.

Ayça Şen www.e-motoring.com

Yoruma Kapalıdır.