Alfa Romeo Giulietta 1.4 MultiAir


1980 ve hatta 1990’lar çok da parlak geçmemişti Alfa Romeo için. Birçok otomobil markasının yaşadığı dalgalanmalardan payını alan ateşli İtalyan da iflas kelimesiyle yanyana seyrediyordu. İsmi kadar güçlü olamayan otomobiller, sorunlu motorlar fanatiklerini bile düşünmeye zorluyordu. Dönüşüm 1998’de yollarda olan 156 ile başladı. Bugün bütün markaların kullandığı common rail direkt enjeksiyon teknolojisinin ilk uygulandığı otomobil olan 156, göz kamaştırıcı modern tasarımıyla benim gözümde daha üretilirken klasik olabilmiş ender otomobillerden biriydi. 156 ile başlayan yükseliş, Alfa Romeo’yu 2000’lere 147 olsun GT olsun Brera olsun hep etkileyici otomobillerle taşıdı. Kalite soruları -büyük ölçüde!- aşılmış, imaj daha geniş kitlelere ulaştırılabilmeye başlanmıştı. Hele 8C Compitizione gibi Ferrari alt yapısına sahip bir otomobil de coupe ve cabriosu ile üretime alınınca imaj tavan yaptı. Bu rüzgardan en çok yararlanan otomobiller şüphesiz 159 ve MiTo oldu. Şimdiyse sıra artık C segmentinin asalet figüründe…
Spoylerle bagaj kapağı!
Giulietta kişisel olarak bende çok önem taşır, şöyle ki 1982’de gördüğüm anda aşık olduğum bir otomobildi kendisi. Çocuk gözümde ismi de heyecan yaratmıştı, 124, 131 ve R12’lerle dolu bir ortamda büyüyen bünyeme tahrik edici gelen tasarımı da! Bagaj kapağının ucundaki spoyler-vari kıvrım, bence otomobilin temel belirleyici noktasıydı! Izgaradaki kalp ve tabii ilginç kapı kolları, ayırt ediciydi. Benim yetişebildiğim ikinci Giulietta idi bu. Çünkü ilki 1954-65 arası üretilmiş, yine şık bir otomobildi. Gerçi o ilk coupe olarak çıkmıştı ve sedanı, Pininfarina mahsulü cabriosu peşi sıra gelmişti… Benim sevdiğim ikinci nesil ise sedan -ama döneminin sportif sedanı!- ve kısıtlı sayıda station wagon olarak üretildi. Şimdiyse ellerim üçüncü jenerasyon Giulietta’nın direksiyonunu tutuyor! Hava kararmak üzereyken teslim alabildiğim için dışıyla çok ilgilenmeyip sabaha bırakıyorum…
Kıpkırmızı bir kabindeyim. Koltuklar kırmızı deri döşeme, kokpit lunapark gibi, o da aydınlatmalardan dolayı kıpkırmızı… Keyifli bir şeyler çalıyor radyoda, hemen kısıyorum motoru çalıştırdığımda. Düşük motor sesi sızıyor kabine. “Nerede boxer huzursuzluğu” diye geçiriyorum içimden, bu sakin ve huzur verici bir ritm içinde… Gaz pedalına dokunduğumda yırtık bir Alfa Romeo sesi yayılıyor, gülümsüyorum. Fırtınadan, ardından da kar yağışından söz ediliyor İstanbul için, bu sesi üst devirlerde hayal ediyorum, “asıl fırtına bende” diyor, usulca trafiğe karışıyorum akşam trafiğinde…

Tasarım sihirleri
Smooth tabir edilen türden pürüzsüz bir kullanım sağlıyor Giulietta, rahat vites geçişleri, makul sertlikte bir debriyaj pedalı, herhangi bir tıkırtı duyulmuyor… Maslak trafiğinden sıyrılınca biraz gaz pedalını deniyorum! Çalıştığı her halinden belli! Otomobil ileri atıldığını hissettiriyor sanki! Yerler ıslak, kaşınmamak gerek… Giulietta heyecanımı sabaha bırakıp özenle garaja yerleştiriyorum kendisini. Meteoroloji pek de ümit vermiyor ya, ne yapalım…
Sabahla birlikte Giulietta ile beraberim tekrar. Daha önce yollarda kafamı çevirmeme neden olan beyaz renklileri kadar gösterişli gelmiyor ilk anda, sonra sonra algılıyorum tasarım detaylarını! Çünkü siyah renk gövdedeki benzersiz kıvrımları çok belli etmiyor, iyi incelemek gerekiyor. Siluetteki agresif omuz detayları, Ferrari ve Maserati’nin güncel tasarım trendlerinden esintiler yakaladığım -LED aydınlatmalı gündüz farlarına sahip- farlar, buruna oturtulmuş irice “cuore sportivo” ve ısrarla süren kolu gizli arka kapı hemen öne çıkıyor. Arkası ise cömert aydınlatması sayesinde gece daha ilgi çekici görünüyor ama gece fark etmediğimi şaşırdığım kalın kalın egzozlar da gündüz ortaya çıkıyor! Duruşuyla bile “Bana bulaşmayın!” diye haykıran agresif tasarım, bu aracın sahiplerine gurur verecek olmalı. Ama yanlış anlaşılmasın, bu caddelerde terör estiren tipte bir meydan okuma değil, aristokrat bir duruş sözkonusu. Ve Alfa Romeo’nun reklamlarında kullandığı “Ruhumuz olmadan sadece birer makineyiz” sloganının sözden ibaret olmadığı hemen anlaşılabiliyor. Ama kapı camlarını saran kromajlı çerçevelere tav olacak değilim bu otomobilde. Sloganı doğrulayan çok sayıda Alfa Romeo modeli kullanmıştım, Giulietta’da başka ayrıcalıklar görmek peşindeyim! Kaputu açıyorum, alışıldığı üzere kırmızı bir blok kapağı… Üzerindeki Turbo Benzina sözüne takılıyor, gülümsüyorum. “Beni hep temiz tutmalısınız” dercesine özenli bir tasarım/yerleşim hakim motor havuzunda. Otomobil 1.4 litrelik turbo beslemeli bir motora sahip. 170 HP gücündeki motor, FPT (Fiat Powertrain Technologies-Fiat Aktarma Organları Teknolojileri) tarafından geliştirilen MultiAir teknolojisine sahip. Kullanımda etkileri direkt hissedilmemekle birlikte eşdeğer hacimlere göre daha fazla güç (%10 kadar) ve tork (%15 kadar) ve buna karşılık daha az CO2 (%10 kadar), daha az partikül (%40 kadar) ve daha az NOx (%60 kadar) salınımı olarak açıklanan sistem Fiat Grubu markalarında birer birer yerini alıyor. Teknoloji mutlaka güzel ve doğaya saygı da çok önemli ama ben yola çıkmak istiyorum!

DNA’sı güçlü!
Kırmızı makamıma yerleşip kontağı çevireceğim, oo çok şık, bütün göstergeler zemini gösteriyor! Marşı verince hepsi yerli yerine geliyor. “buna hava kararınca yine bakmalıyım” diye not yazıyorum aklıma. Motor şöyle bir ısınana kadar yine içeriye göz atıyorum. Alfa Romeo yine kendine özgü bir kokpit yaratmış. Gerçi gövdenin grup markalarından Fiat Bravo ve Lancia Delta ile benzer ölçülerdeki boyutundan sonra kabinde de yüksek kokpit dikkatimden kaçmıyor. Ama paylaştıkları C-Evo platform dışında tasarım olarak pek ortak yanları yok. Modern tasarım, genel kullanımda çok kabul görmeyebilir, zira kumandalar çok sıradışı. Hani Sony müzik seti kullanıcısınızdır da arkadaşınıza gittiğinizde Nakamichi ile karşılaşır ve içiniz gittiği halde pek de kurcalamamaya çalışırsınız ya, öyle hissettiriyor başta! Deri kaplı direksiyonun dikişleri de tahrik edici bir şekilde -bir GTI geleneği olarak!- kırmızı. Ama sinyal/silecek kolları bu kadar gösterişli bir tasarım içinde vasat kalıyor…”Nerede 145/146’nın aydınlatmalı sinyal/silecek kolları diye geçiveriyor” içimden! Bu otomobilde kırmızı kırmızı güzel dururmuş kesin!
Dikkat çekici bir başka kumanda var, alışılmadık bir şey bu… Herhalde MiTo kullanmadığım için, bana yeni! Neyse ki ne olduğunu biliyorum. Otomobilin sürüş modlarını isimlerle ayıran bir performans oyuncağı, Alfa Romeo DNA! Dynamic, Normal ve All Weather modları, farklı parametrelere göre sürüş karakterini farklılaştıran tercihler sunuyor. Kar denildi, fırtına denildi ama güneş de tam tepemde ışıldıyor! Zannederim, pek All Weather’ı deneme şansım olmayacak! Diğerlerine bakalım. Normal’e alıp ilerliyorum. Otomobil çok iştahlı hızlanıyor. “Bu sahiden 1.4 mü, 1.6 olmasın?” diye geçiyor içimden. Turboyu hesaba katmadan düşünmüşüm. 250 Nm’lik maksimum tork 2500 d/d’de geliyor ve otomobille hızlandıkça ivmelenme isteği iştahla devam ediyor, turbo besleme yaptıkça Giulietta rüzgar gibi hızlanıyor! “Bu çapta bir otomobilde bundan fazlasına ne gerek olabilir ki” diyorum ve Dynamic’e alıyorum. Direksiyonun biraz sertleştiğini hissediyorum, zaten oldum olası sevemedim gitti ben bu elektro-hidrolik direksiyonları! “Camlar açıkken yandan kuvvetli rüzgar esse sağa sola oynayacakmış gibi hafif (!)” hissettiren direksiyon (kabul, park manevralarında hız kazandırıyor!) bir kendine geliyor! Otomobil sportif görünümünü sportif sürüş dinamikleriyle buluşturuyor. Keskinleşen direksiyon ve komutları, oynamaya daha toleranslı VDC (Alfa’nın ESP’si!) müdahaleleri kendini belli ediyor. Bu modda otomobili daha bir bana teslim edilmiş gözlüyorum. Boş yollar arıyorum, şehir dışında buluyorum kendimi ve otomobili akıtıyorum:) Güzel yüksek devirler, istekle tırmanan ibreler ve devir kesici! Nefes kesici değilse de coşkulu bir sürüş bu!
VDC müdahaleleri minimum düzeyde kullanmaktan hoşlananlar için ideal. Normal adı, üzerinde, normal, mantık dahilindeki sürüşlerde sınırlı tutuyor, ABS’den VDC’ye her şey Giulietta’da! All Weather ile kast edilen ise sanırım anlaşılanın dışında hava ve yol koşullarının ağırlaşması… İşte bu modda canavar dizginlenmiş artık! Dişleri alınmış gibi… Macera isteyen sürücüler bu modda da keyif alabilir ama elektronik müdahaleleri daha çok hissetmek sıkıcı olabiliyor!

Tipik küçük hacimli turbo!

Gelelim tüketime! Küçük hacimli benzinli motorların bana göre en önemli problemi yakıt tüketimi. İnsanı cezbeden güzel rakamlar veriliyor ama bu rakamları tutturmak otomobilin imajına uymayan “gerçek altı!” sürüşlerle sağlanabiliyor ki, bunlar için turbo desteğine de hiç ihtiyaç yok! Ama yok, 170 HP’lik motorun himetlerinden yararlanmak, DNA sayesinde “sınırlanmaktan” kurtulmak istiyorsanız, yolunuz açık olsun, 12 litreyi bulabilen tüketimler sizi keyifle selamlayacak çünkü! Tercih sizin! Bu Giulietta’ya özgü bir durum değil, tüm küçük hacimli turbo beslemeli motorların -kullanıcı açısından- derdi! Çözüm ise sağ ayağınızın altında! Yumurta rafadan mı, katı mı olacak size kalmış!
Alfa Romeo Giulietta, 1.4 litrelik MultiAir motoruyla çok keyifli sürüşler sağlayabilen diri bir otomobil. 170 HP’nin tadı her koşulda çıkartılabiliyor. Ama tabii ivmelenmenin tadına varıp gaz pedalıyla çok oynamanın bedelini ödemek kaydıyla! Artık heyecanım 235 HP’lik 1750 TBi için!

Yoruma Kapalıdır.