BMW 316i vs Mercedes-Benz C180


Bu bir deneme sürüşü değil, tam bir boy ölçüşme. Ezeli rakip olan iki Alman devi en yeni teknolojilerini kuşandılar ve premium orta sınıf sedanlarıyla tekrar karşı karşıya geldiler. Son dönemde her ikisinin de motor hacmi, gücü, yakıt tüketimi ve tabii vergi dilimi konularında ilgili sıkıntıları oldu. Bu meselelerden çıkış arayışları ve küçük hacimlerdeki turbo teknolojisi onların prestijlerine gölge düşürmeden, fiyatı da çılgın düzeylere ulaştırmadan bir çıkış gerekliydi. Artık arkadan yetişmeye çalışan küçükler, premium sınıfa tırmanmak istiyor, onlarsa hem alt segment müşterilerinden çok uzaklaşmadan düzeylerini korumak istiyordu. Tasarım ilkeleri bir kenara, sürüş dinamikleri ve geometride son noktalara çoktan ulaşan bu iki marka, teknolojileriyle boy ölçüşüyor. Mercedes-Benz yeni tasarım çizgisiyle her zamankinden daha dinamik görünüm yakalayıp üzerindeki hantallığı kırarken BMW ise bu sınıfta -Türkiye için üretildiği ifade edilen rekortmen C180’e kadar!- yıllardır elinde tuttuğu üstünlüğü kaptırmamak için bütün kozlarını oynuyor. İki otomobil de 1.6 litrelik motorlara sahipse de aralarında Mercedes-Benz lehine 20 HP güç farkı var. Aynı şekilde maksimum tork çıkışında da BMW 30 Nm geride kalmış görünüyor. Ancak elbette bunlar kağıt üzerindeki değerler. Otomobilleri birçok açıdan kıyaslamak istiyoruz.
Mayıs 1975’te 2002’nin ardından çıkan 315 ile başlayan 3 Serisi destanı, bugün altıncı kuşağa ulaşmış, dünya otomotiv tarihinde çok başarılı olmuş bir süreç. Öncesinde 1800 gibi orta sınıf sedanlar da var ama 3 Serisi adıyla başlangıcı daha eski. Rakibinin C Serisi’nde (aslında sınıfı!) segment daha eski olmakla beraber durum biraz karmaşık. Çünkü C Serisi, efsanevi 190’ın yerini aldığı bu isimle 1993’ten beri üretiliyor. İsim değişikliklerini çok önemsemezsek bu boyutların geçmişi 1970’lerin 230’larını simgeleyen W124’ten bile öncesine uzanıyor. Ama yeni A Serisi lansmanında öncü olarak 190’ın gösterildiğini belirtirsem onların da bu konuda kafaları karışmış gibi görünüyor. Demek istediğim şu ki her ikisi de derin köklere sahip.


Bu tip teknolojiyi, gücü ve prestiji sembolize eden premium markalarda 1.6 litre hacimli motorlar ancak alt segmentlerden müşteri çekebilmek için çok da gelişmemiş pazarlar için üretiliyor. Bunu örneğin Almanya’da yıllardır 316 diye bir model/motor seçeneği olmaması ya da 1.6 litrelik Kompressor’lü motorla Türkiye’de dünya satış rekoru kırılmasıyla destekleyebilirim. Dolayısıyla zengin görüntüsü verse de her iki markanın da en düşük güçlü sedan modelleri var elimde. Otomobillerin boyutlara birbirine çok yakın; 316’nın 4625 mm boyuna karşılık C180, 4590 mm ile hemen peşinde. BMW’nin yaklaşık 1.3 cm daha alçak olan gövdesi, kabinin arka bölümünün genişliğinde pay sahibi olan 2810 mm (MB:2760 mm) aks mesafesine sahip. 2005’ten 2011 sonuna kadar üretilen E90’dan F30’a geçerken tasarımında 5 ve 7 Serisi’ne yakın felsefede hatlar kazanan 3 Serisi, belki de tarihinin en prestijli görünümünü kazanmış. Benzer yorumu C Serisi için de yapmak mümkün. 2007’den beri üretilen W204’ün makyajlı hali, markanın bu sınıfta ulaştığı en teknolojik olduğu kadar, en şık otomobili ifade ediyor.


Şüphe yok ki her iki model de yer aldıkları sınıfın başını çeken otomobiller. Albenileri tartışılmaz. Dışardan bakınca sahip oldukları tüm modern tasarım unsurlarına karşın her ikisi de geleneksellikleriyle imajını vurguluyor; BMW’nin böbreği ve Mercedes-Benz’in yıldızı. Farklı tasarımlarına karşın her ikisinin de sakin göründüğü söylenemez, gözlerini yola odaklamış ve sinirli sinirli bakıyorlar. Değişen tasarım trendlerine karşın ikisinin de gövde yapıları gayet muhafazakar yapıda, far ve arka aydınlatma gruplarının modernize edilmesiyle kimlikler çok da değişmiyor. Ama kemikleşme fırsatı bulamadan değişenler genelde teknik aksamlarda. C180 2007 yılında tanıtıldığında kabinin sadeliği ve detay işçiliklerindeki bazı özensizliklerle eleştiri toplamıştı. Yenilenen versiyonda kokpitin yapısı başta olmak üzere her kısımda bir özen patlaması yaşanıyor. Kromajlı çerçevelere sahip klasik göstergeler, direksiyon üstü kumandalar hem iyi görünüyor hem kolay kullanılıyor. Hemen her Mercedes-Benz modelinde rastlandığı üzere ergonomi dersi veren kokpit tasarımında “keşke” diyecek bir şey bulmak çok zor. Son dönemlerdeki bütün Mercedes-Benz modellerinde geçerli eleştirim, C180 için de sözkonusu. Radyo FM bandında en iyi çeken istasyonları sürekli güncelliyor ama kullanıcıya arama şansı tanımıyor.  Türkçe göstergeler kullanıcılar için önemli avantaj sağlıyor. BMW’deyse kabin ve kokpit yapısı sanki daha gösterişli. Bunda elbette son dönemin trendi büyük ekranın payı var. Birçok markanın yöneldiği bilgi ekranı, doğrusu BMW’de bir başka duruyor. Bu ekrandaki menülerde gezinmek de aradığını bulmak da rakibine göre daha pratik. Kokpit bir BMW geleneği olarak sürücü odaklıysa da kumandalar yolcunun kullanımı için de yeterince yakın. Mercedes-Benz’in kokpiti daha klasik ve elit, BMW’ninkiyse daha dinamik ve sportif.

Gösterge tablosunda Mercedes-Benz’in sanatsal yaklaşımına karşılık BMW’de daha rock n’roll bir duruş var. Ve vites kolları… Mercedes-Benz’de klasik, sade bir tasarım hakimken BMW’de ilk tanıtılığı X5’ten beri her modelde sunulan uzay mekiği idare kolunu andıran joystick yer alıyor. Her iki otomobilde de vitesler manuel olarak da değiştirilebiliyor. Kullanıcı profiline göre tasarımlar… BMW’de vites kolunun yanında bu otomobilin belki de en önemli kozu olan yakıt tüketim kontrolünü sağlayan Sport/Eco Pro seçim düğmesi yer alıyor. Eco Pro’yla belki silindirlerden biri devreden çıkmıyor ama sakin performasın yolu yordamı mobil ve uygulamalı olarak ifade ediliyor. C180’de bu seçim, yine her Mercedes-Benz modelinde rastlayabileceğiniz E-S mod değişim düğmesiyle yapılıyor. Her iki otomobilde de Star/Stop sistemi yer alıyor. Bu sistemden birçok kullanıcının sürüş zevkini azaltıp kesintiye uğrattığı için -özellikle ülkemiz koşullarında- hoşnut olmadığı biliniyor, neyse ki devreden çıkarmak gibi bir seçenek sunuluyor.

Otomobillerin kabin ferahlıkları arasındaki farkı sunroof ve cam tavan ayrımı ifade edebilir. C180’in cam tavanı, belirgin bir ferahlık hissi sağlıyor. Mesafe cömertlikleri konusundaysa her iki lüks sedanın da altında şaft milini gizleyen şaft tünelleri baş rolde. Avrupa’da otomobiller 4 yolcu için tasarlandığı için problem yok ama özellikle ülkemizde ortada oturan kişi ayaklarını koyacak yer bulmakta zorlanabileceğinden mutsuzluk duyabilir! Koltukların oturma alanları ve ayak boşlukları konusunda BMW yıllardır göğüs gerdiği eleştirilerden bu modelle sıyrılmaya aday. Aralarında önemli bir üstünlük görmediğim kabin mesafe cömertlikleri 4 yolcu için ideal. Çok iyi yalıtılmış kabinlerde yol ve lastik sesi minimum düzeyde, rüzgar sesiyse duyulmuyor. Bütün Mercedes-Benz modellerinde olduğu gibi C180’de de yangın söndürücü sürücü koltuğunun altında. Bu kadar el altında olmasında sanıyorum markanın 1955’te 300 SLR ile yaşadığı yangın tradejisinin hatırası var… BMW’deyse yangın söndürücü bagajda.

Her iki otomobil de 1.6 litrelik turbo beslemeli motorlara sahip. Mercedes-Benz, yenilediği C Serisi’nde ilk olarak mekanik aşırı besleme sistemi Kompressor ile 1.6 litrelik motor kullandıysa da belki vergi diliminde düşük hacimde kalabilmişti ama yakıt tüketiminde tek kelimeyle çuvallamıştı. Şimdiyse turbo beslemeli olarak yaraları sarıyor. BMW içinse düşük hacimli turbo motor yeni bir teknoloji. 1 ve 3 Serisi’nde kullanılan motor, eskis motor değil, çap ve strokları farklı yeni bir makine. Yeni motor 4400 d/d’de 136 HP üretirken tork çıkışı oldukça etkileyici. 1350-4300 d/d arasında 220 Nm’lik maksimum torku sürekli üreten motor, çok diri bir sürüş sağlıyor. C180’in B Serisi’nden de tanıdığımız 1.6 litrelik motorunun maksimum gücüyse 5300 d/d’de 156 HP. Onun tork çıkışıysa 1250 d/d’den 4000 d/d’ye kadar sürüyor. Güç daha fazla görünmekle beraber elde edilebildiği devir daha yüksek. Otomobillerin güç yönetimleri 316i’de 8 ileri vitesli Steptronic, C180’de ise 7 vitesli 7G-TRONIC şanzımanlara emanet. BMW’de daha kısa oranların tercih edildiği gözlenirken güç eksiği, Mercedes-Benz’e karşı yarım saniye kadar geride kalmasına yol açıyor. Son hızda da Mercedes-Benz daha iyi.  Ama nasıl bir algıysa daha sportif görünen BMW’de kendimi daha hızlıymış gibi hissediyorum. Sarsıntısız vites değişimleri, keyif veren umulmadık 1.6 litre performansı, yol bilgisayarında uzunca gözlenen menzil verisi otomobilin tadını çıkarmaya yöneltiyor insanı. Zaten sürüş akıcılığı her iki modele de sıkıntıdan söz ettirmeyecek türden!

 

Mercedes-Benz’in motoru daha sinirli. Zaten marka prensipleri gereği motor sesi de daha kaba ve boğuktur. Dikkat edin bu SL’de bile böyledir. BMW’de daha tiz daha sportif bir ses var. Bu durumu anlatıyor, iyi ya da kötü demiyorum, her ikisinin de alıcısı var. İkisinde de takdir edilesi bir durum var, güçleri çok yüksek olmasa da -özellikle BMW’nin!- hiçbir yerde soluksuz kalmıyorlar, zorda bırakmıyorlar. Her ikisi de gösterişli cüsselerini yorulmadan taşıyabiliyor. Gelişmiş vites kutuları çok iyi ara hızlanma performansları sağlayabiliyor. Gerek görselliği gerekse verdiği hislerle BMW’nin yeni nesil Steptronic vites kutusundan daha fazla keyif alıyorum. BMW’nin 1.6 litrelik turbo motoru, şehirdışı yolculuklarda 5’le başlayan tüketim değerlerini iddia etse de şehiriçinde 9 litrenin altına inmiyor. Ancak şu da var ki, BMW’nin 100 km’de 9 litrelik ekonomi değeri, daha halk markalarında 100 km’de 8 litre! Dolayısıyla kimse savurgan değil, günümüzün ekonomisi bu kadar. Mercedes-Benz ise benzer parkurda 7.9 litrede kalıyor ki aradaki fark atmosfer basıncına ya da kontrolsüz iki gaz pedalı temasına, bir iki sollama hırsına bağlı kolayca değişebiliyor. Her iki otomobille de söz ettiğim koşullarda 10, hatta 11 litrelik değerlere tırmandım. Ancak sakin kullanımda 100 km ortalamaları 8 litre.

 

Otomobiller sanki ikiz üretimler, neredeyse bütün donanımlar birbirlerini kollayarak yerleştirilmiş gibi. Hıza duyarlılıklarının yanısıra park kolaylığı sağlayan yapıdaki direksiyonlar, otomobillerin kontrolünü çok kolaylaştırıyor. BMW’de Servotronic teknolojisi, C180’deki Steer Control ile mükemmel işleyen sistemler.  Aynalar şuradan ayarlanıyor, kapılar buradan kilitleniyor türü acemi işi tanımlara girecek değilim, onları herkes 3. dakika içinde kendisi bulabilir ama bir çantalık üstünlüğü ve/veya varsa fazlasını ifade edebilmek için bagaj hacimlerini kıyaslamalıyım. 316i’nin 480 litrelik kapasitesi, C180’in 5 desimetreküp ilerisinde! Artık bir kola şişesini kabine alır Mercedes-Benz sürücüsü! Ya da onu da bagaja koymak için BMW satın almak zorunda!

 

Otomobillerin süspansiyon tepkilerinde ayrıştıkları bir gerçek. Agility Control gibi gelişmiş bir süspansiyon yapısına sahip C180’in çukurları ya da yüzeydeki bozuklukları absorbe ederek kabine yansıtmamasına karşın BMW’de sportif felsefeye sadakatten biraz daha sert süspansiyon tepkileri gözleniyor. Rahatsız edici bir durum yok ama alışkın olanların Mercedes-Benz konforunu BMW’de bulamayacakları düşünülebilir. C180 konforlu hissettiriyorsa da ivmelenme ya da deselerasyon sırasında dalma, esneme ya da yığılma gözlenmiyor, gayet diri bir süspansiyon yapısı var. Her ikisinde de arkadan itişin getirdiği daha profesyonelce sürüş tatmini gözleniyor.

Otomobillerin arka kısımlarıyla ilgili en çarpıcı bilgi BMW tarafında. İthal edilen 316i’lerin arkasında model ismi yer almıyor. Bunda hem müşterilerin en düşük motor versiyonunu kullandıklarını gizleme arzuları hem de otomobilin düşük güçlü addedilmeyi hak etmemesi yatıyor. C180’de LED’li stop farlarına yer verilirken 316i’de geleneksel aydınlatmalar mevcut. Her iki otomobilde de arka park destek sistemi sunulurken hem BMW’nin hem Mercedes-Benz’in oldukça uzun birer ekipman listesi yer alıyor. Opsiyonel donanımlarla her bir otomobile göre değişen fiyatlar 316i’de baz donanımla 93.757 bin TL’den başlarken seçilen aksesuarlarla 115.000 TL düzeyine yükselebiliyor. C180’de en düşük Prime donanım paketiyle 96.700 TL’den başlarken AMG paketiyle 114.000 TL’ye kadar yükselebiliyor.

Yoruma Kapalıdır.