Boğaziçi sularında bir otomobil gezintisi…



“1965 yılının Temmuz ayına gitmeliyiz… Mavi renkli arabanın içindeki kırmızı tişört ve şort giyen kadın güzelliğiyle herkesi büyülerken, kendisini hayran hayran seyredenlerin bakışları korkuya dönüşür aniden!.. Genç kadın Yeniköy sahilinde arabasının direksiyonunu denize doğru kırar… İnsanlar, Boğaz’a düşen otomobilin sularda kaybolacağını sanırken, yüzlerindeki korku ve telaş yerini şaşkınlığa bırakır… Üstü açık otomobil, ardında köpükler bırakarak su üstünde yol almaya başlar!.. Otomobil bir süre kıyıyı takip eder. Bu arada bütün kıyı villaların balkonları Yeniköylülerle dolmuştur. Hâlâ mavi otomobilin içinden el sallayan Hülya’yı selamlıyorlardı. Birçoğu ilk defa denizde bir otomobilin yüzebildiğini görüyordu… Yeniköy’ün karşı kıyıları Çubuklu ve Kanlıca. Biz de motoru çevirip, sulara yarı yarıya gömülmüş otomobilin peşine düştük. Yakınımızdan gelip geçen bütün motorlar yavaşlayıp, Hülya Koçyiğit’e yol verdiler..”
Ne enteresan değil mi? 1965 yazında Boğaz’da amfibi bir cabrio ilerliyor, direksiyonda da Hülya Koçyiğit var! Hayır bu bir film sahnesi değil, yaz aylarında sık sık yaşanan bir gezintiymiş o dönem. O dönem sık sık tekrarlanan bu gezintiler kimi zaman Kınalıada’ya kadar uzarmış. Triumph Herald motora sahip, tekerlek veya pervane yardımıyla kullanılan bu otomobil, aynı zamanda ön tekerleklerin döndürülmesi ile suda gidebiliyordu. Taşıtlar literatüründe ‘amfibi’ (hem karada hem suda kullanılabilen araçlar) olarak isimlendirilen bu araçlar öncelikle askeri kuvvetler tarafından kullanılmış. 1958 yılında ilk kez Almanya’da üretilen araç sonra tüm dünyada yaygınlaştı. İlginç olan bu aracın Boğaz’da ve üstelik Hülya Koçyiğit’in kumandasında olması!

Yorum Yok