Arşivler: ‘M.Ali Sade’

1956 Ford, köy yerinde bir klasik

1955-56 yılları Amerikan otomobil sanayii için bir dönüm noktasıdır. Bu yıllarda üretilmiş bütün markaların otomobilleri çok güzel ve çok da özeldir. Ben de bu yıllarda üretilmiş bütün markaları sevdiğim gibi 1956 Ford’u da çok severim. Hele ki, V8 motorlu olsa bu otomobilin motor sesini bir müzik parçası yerine saatlerce dinleyebilirim. Eskiden bekara kimse evini kiraya […]

12 Eylül, trafik kontrolu, kızlar ve 1973 VW…

12 Eylül darbesinden sonraki günlerdi. Mahallemizde dolaşırken bir arkadaşımı tertemiz bir Volkswagen’in kaputunu açmış uğraşırken gördüm. Herhalde yeni aldı diye düşündüm ve “güle güle kullan, hayırlı olsun” diye seslendim. O da arabanın onun değil teyzelerinin olduğunu, teyzesinin kızlarının bir akrabalarının yanında kalmak üzere Çorlu’ya gittiklerini, kızları getirmek için arabayı teyzesinin kendisine verdiğini, yarın sabah da […]

Nerede o eski yolculuklar…

Geçenlerde bir günlüğüne Ankara’dan İstanbul’a gidip geldim. Yol artık oldukça kısalmış. Neredeyse dört, dört buçuk saatte İstanbul’a gidilebiliyor. Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktık. Öğleye doğru vardık, işimizi hallettik ve de akşam üzeri de döndük. Artık iş için günü birlik gidip gelebilmek mümkün. Hiçbir rampada da arabamız beşinci vitesten aşağıya düşmedi. Ama çabucak gidip dönebilsek de, […]

Gece vakti bir Peugeot 203…

Amerikanların mutlak hakimiyetinin olduğu 1960 ve 70 li yıllarda Fransız arabaları çok da sevilmezdi. Peugeot, Citroen, Simca ve Renault ile sınırlı bu otomobiller, Amerikan’lara göre çok az yaksalar da zayıf ve dayanıksızdılar. Kolayca bozulurlardı. Dolayısıyla tercih edilen otomobiller değillerdi. Simca markası zaten el değiştirip eridi. Ama diğer markalar zaman içerisinde bu zayıflıklarını unutturup, kalitelerini yükselterek […]

Araba sevdası…

Araba sevdası bambaşka bir sevdadır aslında. Çok küçük yaşlarda insanın içine işler ve yıllar boyu bu sevda artarak devam eder. Ben şu yaşımda bile yollarda eski bir otomobil değil, eski otobüs, kamyon, traktör ne görürsem göreyim işi gücü bırakır keyifle izlerim. Bizim çocukluk ve gençliğimizde şimdiki klasik Amerikan otomobilleri haliyle klasik değildi. Onlar yaşamın bir […]

Kaç metreyi görüyorsun?

Yıl 1980. Ehliyet sınavına giriyorum. O yıllarda ehliyet alabilmek oldukça zor. Önce yazılı sınavı geçmek gerekli. Ardından da direksiyon sınavı. Arabaya bir polis, bir karayolları temsilcisi ve bir de şoförler cemiyeti üyesi olmak üzere üç kişi biniyor ve de ehliyeti vermemek üzere anlaşmışlar gibi geleni gideni eliyorlar. Böyle bir sistem işte. Hatta bu sınavlarda “kaç […]

Bir Murat 124 hatırası…

Çocukken babam beni “galiba bu çocuk okumayacak” düşüncesi ile yaz tatilinde bir saatçinin yanına çırak olarak vermişti. Birkaç aylık çıraklık dönemini çok iyi değerlendirerek bazı temel işleri yapar hale geldim. Ve ilerleyen zamanlarda kendi kendime bu becerimi geliştirdim. Kendimce eş-dosta ait saatleri onarıyor ve bu işten oldukça keyif alıyordum. Ama o yıllarda “pilli” tabir edilen […]

Bu ne sevgidir böyle…

1982 yılıydı. İstanbul’da muhasebeci olarak çalışan ilkokuldan bir arkadaşımla buluşup eski günleri anlatırken ona satılık bir Amerikan otomobili aradığımdan söz ettim.O da dayısının Okmeydanı’ndaki dükkanında 1955 model bir Chevrolet’i gözlerine katarakt inmesi ve iyice yaşlanması sebebiyle kullanmadan yıllardır sakladığını, satmak istediğini, fakat çok uzun yıllar binmesi dolayısıyla satmaya da pek kıyamadığını anlattı. Kendisinin pek otomobillerle […]