Sandero ECO-G LPG banner

Dacia Duster 1.5 dCi Laureate


Renkli ve uzun geçmişinde attığı öncü sıradışı adımlar, Renault’yu farklı kılabilmiş ana unsurlardan biridir. Bugünkülerden oldukça farklı olsa da ilk çarpışma testi yapan markalardan biri olması, bugünkü standartlarda da en çok 5 yıldız alan marka olması, Avrupa’da ilk kompakt vanı tasarlayıp üretmesi, tasarımda sınırları Avantime’a kadar ulaştırabilmesi Fransız otomobil üreticisinin en önemli golleri sayılabilir. Bence Dacia’ya yaptığı yatırım sonrasında yaratılan Duster, Renault’nun yine en yenilikçi tavırlarından ama aynı zamanda en büyük zaferlerinden de biri. “Oyuncaksız” olarak sadece mutlaka gerekli olan donanımlarla düşürülen maliyetle uygun fiyata SUV sunabilen Renault, böylece hem küçük Romen üretici Dacia’yı yüceltti hem de otomotivde inanılmaz bir konsepti başarıyla uyguladı: Ucuza lüks!

Tam bir yılda gelinen nokta şu, 2009 sonundan itibaren 100 bin sipariş aldı, sadece Fransa’da 19.689 adet, 56.000’den fazlası da Avrupa genelinde olmak üzere dünyada 67.000’den fazla Dacia Duster satıldı. Üstelik Duster’ın başarısı çok sayıda ödülle de kendini gösterdi. 2010 yılında Doğu Avrupa’da pazara sunulan en iyi otomobil modeline verilen Autobest 2011 ödülü, Fransa’da 0 km satın alma fiyatı, kilometrik maliyet fiyatı, 2. el değeri, yakıt tüketimi ve kullanım özellikleri gibi kriterler üzerinden değerlendirme yapılarak Duster’e verilen “Trophée de l’Argus” ödülü, Almanya’da SUV kategorisinde 2011 2. el değer şampiyonu unvanı, Romanya’da tüm segmentler dahil otomobil pazarında en fazla etkisi olan araca verilen ödül olan Yılın Otomobili ödülü, bu mütevazı kahramanın ilk yıl hasılatını oluşturuyor. Bu şanlı özgeçmiş -gerçekten öz, bir yılda gerçekleşmiş tümü!- ışığında test otomobili ancak 22.000 km’ye ulaştığında elime geçirebildiğim Duster ile ilgili hiç kullanmadan yeterince olumlu düşünce biriktirmiştim.

Mütevazı ve güzel
Aslında mütevazı otomobillere hep yüksek saygım olmuştur. Yetileri fiyatlarına paralel olarak kısıtlı tutulmuş olsa da az arıza çıkarıp canla başla görev yaparlar ya, Lada modelleri olsun, geçmişin Dacia’ları olsun trafikte sürücülerine özen saygı gösterdiğim araçlardı. Ama son dönem Dacia modelleri gibi Duster’ın da durumu oldukça farklı. Artık yetenekleri çok da sınırlı değil ama hala uygun fiyatla satılıyor! Bu benim hayallerimden biriydi, otomobil alırken çoğunu hiç kullanmayacağımız dünya kadar aksesuara, yok yok süse dünyanın parasını ödüyoruz ya, hani satarken de para etmiyor bunlar ya, işte Duster’da bu fazlalıklar yok! Minimum dersek yanlış anlaşılabilir de optimum düzeyde donanımla işini gayet iyi yapacak bir SUV ile TEM otoyoluna doğru bağlantı yolunda en sol şeritte ilerliyorum. Yüksekteyim, rahatım yerinde, rahatsızlık veren hiçbir şey göremiyorum…
“Deli misin?” diye soruyorum kendi kendime, “trafiğe kalmadan gideceğim yere varayım” demişim de sağdaki güzel ormanlıkları es geçmişim. “Dur” diyorum, orada tanışalım Duster ile önce, ne de olsa SUV!.. TEM’e dönmeden hemen Çavuşbaşı’ndan geçip ormanlık yollara giriyorum. Çakılların üzerinden çok da sarsılmadan geçiyorum. Akşamdan yağmış biraz, toprak ıslak, araçta asfalt lastikleri takılı ama zaten önden çekişli bir araçla hem de vinç bile olmadan yalnız başıma off road deneyecek kadar tecrübesiz değilim… Önce adını tam koyalım da dert olmasın, gerçek bir arazi aracı tasarımına sahip olmasına çok aldanmayın, sahip olduğu donanımlar düz yüzey sürüşleri için! Zaten tavan rayları ve 16 inçlik alaşım jantları da en pahalı versiyonun aksesuarları! Yoksa jant kapaklı versiyondan başlayabiliyorsunuz! Minimum aksesuarla maksimum SUV imajı! Çok keyifli! Duster, önden çekişli, yüksek yapılı bir şehir SUV’u. Arazi yetenekleri toprak yollarda, kaldırım yüksekliğinde engebeleri aşabilmekten ve belli bir düzeydeki sulardan geçebilmekten ibaret! Ama bir gün 4×4’ünü de deneme şansı bulursam o zaman gerçek off road limitlerini değerlendirebilirim belki. Görmeden, kullanmadan size yazayım kehanetimi, modern Lada Niva performansı bekliyorum Duster 4×4’ten! Arazide kaygısızca oynayabileceğiniz, hırpaladığınızda çıkarabileceği maliyetle üzmeyecek bir performans! Hele uygun lastikler olursa ağzınıza açık bırakabilecek bir gösteri! Ona zamanı gelirse bakarız bir gün.

Renault’nun cimrisi
Duster’ı hareket ettiren 1.5 litrelik dCi motor, Renault modellerinin yanında Nissan ve Dacia modellerine de güç veriyor. Bu dertsiz, ekonomik 85 HP’lik makina, 200 Nm’lik yüksek torkuyla gayet yeterli sürüş performansı sağlayabiliyor. Duster’ın hafif arazi koşullarında mekanik aksamlarından hiç bir gürültü gelmiyor ki bu çok olumlu, zira kullandığım araç 22.000 km’de! Ara ara yüzey “cıvıyınca” ön tekerleklerde patinajlar başlıyor ama saplanmaya hiç niyetim yok, şehir tipi giyinmişim, beyaz gövdeye biraz renk verdikten sonra zorlamadan yol değiştiriyorum. Yine de ağaçların arasından geçerken incecik dallardaki yaprakların otomobilin aynalarına çarpmasına engel olmayarak sınırlı off-road ruhunu özümsüyorum!
Yeniden asfalttayım, lastiklere yapışan çamurları attıktan sonra eskilerin deyimiyle “yağ gibi” akıyor Duster. Kabinde tıkırtı da yok, rahatsızlık veren herhangi bir unsur da. Yumuşak süspansiyon yapısı gövdenin virajlarda biraz yanlara yığılmasına sebep oluyor ama güvensizlik hissi hiç yok. Bana biraz fazla turlu gelen direksiyon yeterince hassas, vites geçişleri sessiz ve sorunsuz…

Kabindeki kumandaların büyük çoğunluğu Renault ve tabii diğer Dacia modellerinden tanıdık! Kapı kolları Megane II’den, direksiyon simidi Clio II’den gibi… Havalandırma ve cam/kilit kumandalarıyla LCD bilgi ekrancığı Dacia’dan! Konu ucuza kapatılmış ama bunların her biri sorunsuzluğu kanıtlanmış gayet pratik kumandalar. Uzatılmış Clio platformu üzerinde geliştirilen otomobilin içindeki mesafeler ise beş yolcuyu rahat ettirmeye yetecek düzeyde. Koltuklar, yumuşak ve rahat, ayarları da sorunsuz… Ben kabinde arka koltuklar için tavan aydınlatması dışında eksik bulamadım, sunulanlar Duster’ın üretim amacıyla örtüşüyor! Bu kadar, daha fazla inceleyecek, kurcalayacak daha fazla bir şey yok! Bagaj dahil, yeterince geniş mesafeler içinde, yüksekte, konforlu ve tabii ekonomik yolculuklar! Duster’ın en yüzeysel olarak vaatleri bunlardan ibaret. Oyuncaklarla zaman ve para kaybetmek yerine yola konsantre oluyorsunuz, hesaplı olarak büyük yolculuk keyif alabiliyorsunuz!
Şehir trafiğine girdiğimde yine yüksekten takip ediyorum etrafı. İlgi uyandıran bakışları yakalamak hiç zor değil. İçimden “bir de ne tükettiğini bilseniz” diye geçiriyorum. Şehir trafiğinde bile 100 km ortalaması 5 litre civarında. Bu kadar düşük tüketim gerçekleşince detayıyla ilgilenmiyor insan. Aradığınız prestij ise kimse zaten yolda gördüğü araçların altyapısını merak etmiyor, sıkı bir arazi aracı görünümü, tavan rayları, koyu renk arka camlar ve tabii alaşım jantlar, bu arayış içinde olanları tatmin edecektir!

Dacia, Duster’ı Ambiance ve test aracım gibi Laureate adlı iki donanım seviyesiyle satıyor. 105 HP’lik benzinli 1.6 motora sahip versiyonda 30 bin liradan başlayan fiyat, 85 HP’lik dizel versiyondan 35 bin liradan başlıyor ve en donanımlı 4×4 versiyonda 45.300 liraya kadar çıkabiliyor! Kesin olarak öneririm. Tabii bulabilirseniz…

1 Yorum

  1. hatibi dedi ki:

    Gösteriş/statü için otomobil alanlara hitap etmediği kesin. Güzel test olmuş, en azından bakış açısı farklı.