Fuarın Türk’le imtihanı!


Bir Autoshow Fuarı’nı daha geride bıraktık. İlginç bir fuardı; ilk kez yeni yerinde, İstanbul’un uzak ucu Beylikdüzü’deki TÜYAP’ta gerçekleştirilen fuar, yaygın olarak CNR’ın fiyasko Yeşilköy organizasyonlarından çok daha başarılı bulundu. Gerek altyapı farkı gerek organizatör TÜYAP’ın profesyonel yaklaşımı ve gerekse organizasyondaki hiçbir konuyu açıkta bırakmayan metodları akıllarda güzel yer etti. Basın için minik bir holden fazlası olarak bir basın odasının bile sunulması ektileyici bir yaklaşımdı. Konuştuğum birçok marka yöneticisi, tartışmasız olarak CNR dönemlerine göre başarılı bir fuar yaşandığını söylerken sanki sözleşmiş gibi “en azından tavan akmıyor!” esprisini yapmaktan geri kalmadılar.
Gerçekten de Yeşilköy CNR’daki Autoshow fuar organizasyonlarına göre girişi kolaydı, çıkışı kolaydı. Otopark düzenlemeleri iyi görünüyordu. Lokasyon pek kalkınmış bir yer değildi ama en azından güvenlik personeli vardı. Yaşanmış otopark hırsızlıklarına dair birkaç duyumum oldu ama gördüğüm güvenlik personeli nedeniyle doğrulukları sorgulanabilir. Fuara ulaşmakta yaşanan sorunlarsa bize özgü değildi, kalabalıktan dolayı dünyanın her yerinde zaten her zaman yaşanıyor.

Fuarı ziyaret edecek bakanın gecikmesi sonucu sarkan, saatleri çakıştıkça yapılamaz hale gelen, karambolde yapılan bazı toplantılarında da dar holler nedeniyle karşı markanın standına taşan basın toplantıları ne basından ne de otomobil marka yöneticilerinden kimseyi memnun etmedi. Yıllarca dünyanın dört bir yanında otomobil fuarı dolaşmışlığım var. Neredeyse tümünde kalabalıktan kaynaklanan ulaşım sıkıntısı ya da otoparklarında yığılmalara şahit olduysam da hiçbirinde markaların düzenlediği basın toplantılarının çakıştığını ya da duyurulan saati aşıp sarktığını görmemiştim. Özellikle çakışma hiç olmazdı. Öyle ki saat 14:00’de 5 markanın birden basın toplantısı vardı. Ama hiç bir basın mensubu aynı anda iki yerde bulunmayı beceremiyordu! Sonunda birçoğumuz basın toplantılarını boşverdik!

Uzak İstanbul’daki Autoshow Fuarı’nı gezerken aklıma ilk bunlar geldi. Acaba Tokyo’nun, Paris’in, Cenevre’nin, Frankfurt’un günleri 24 saat değil de daha mı uzundu! Tabii onlarda fuarı Ortadoğu panayırına çeviren bürokrat ziyaretlerine bağlı gecikmeler olmuyordu. Onların VIP ya da bürokratları sundukları saatlere sadık kalıyor, ülkelerinin, şehirlerinin dev organizasyonlarında aksamaya yol açmıyorlardı. Bizimkilerse organizasyonların kendilerine uymasını bekliyor, etraflarındaki yağdanlıklarla güruh halinde otomobil meraklarını tatmin ediyorlardı. Madrid Otomobil Fuarı’nda İspanya Kralı ile karşılaştığımı hatırlarım VIP gününde. Hani geçenlerde basamağa takılıp düşen Juan Carlos! Ondan daha VIP kim olabilir bizim Autoshow Fuarı’nın VIP gününde? Etrafında kimsecikler yoktu, bir selamlaşmadığımız kalmıştı! Ama bizde ülkenin yarısı VIP olduğu için basına çalışma zorluğu konusunda hiçbir eksik yaşanmıyordu! Zannederim gelecek seferde basın için VIP’den bağımsız bir gün tahsis edilebilir!

VIP’ler hevesini aldıktan sonra “sıradan ahali” için başlayan günler, 14. İstanbul Autoshow Fuarı’nı gerçekten Ortadoğu Panayırı’na çevirdi. Özellikle kadınlara ve çocuklara ücretsiz olması, fuara boyut kazandırırken babaların ihtirası yetmezmiş gibi annelerin de çocuklarına otomobillerle ilgili her zevki tattırma arzuları katastrof üstüne katastrof yarattı. İlk Cumartesi günü Salı Pazarı’nın içine otomobiller yerleştirilmiş haline dönüşen fuar ortamı, beylerin de otomobillerin yanısıra hosteslere taarruzlarıyla tam bir çılgınlık halini almıştı! Önünde arkasındaki kaputunda verilen pozları geçtim de birçok otomobile doluşup fotoğraflar çektiren koca koca adamlar, görmemişliğin vandalizmini yaşıyor ve yaşatıyorlardı. Hele hele “bedava mezar bulsa ölecek”mişcesine hediye kapma mücadelesi anlatılır gibi değildi. Kendi şahit olduğum yaşlı bir amca ve ayrı bir standda yaşlı bir teyzenin “ıvır zıvır” hediyeler için yetkililerle kavga edecek duruma gelmesi gerçekten iç burkucuydu. Geçmiş yıllarda boş poşet verilen bir standda kuyruk oluştuğu da Autoshow Fuarı klasiklerindendir! Açık olan sunrooftan çocuğunu bindirmeye çalışanlar, cabriolara Miami Vice’taki Tom Selleck figürü gibi kapıyı açmadan uçmayı deneyenler, karşılarındaki her düğmeyi çevirip kurcalayanlar, neredeyse otomobillere bütün sülale doluşanlar benim gördüklerimdi. İki markanın standında konsept otomobillerin muhafazalarının yıkılıp yeniden yapıldığını, kaputu tutan demirin büküldüğünü ismi bende saklı marka yetkililerinden duyuyorum! Ya otomobillerin başını bekleyen o güleryüzlü hosteslerin dramı? Beline sarılıp fotoğraf çektirenler mi istersiniz, gözle, mimikle taciz edilenler mi…

Bunlar, olanca kalabalıklarına karşın başka dünya otomobil fuarlarında görmediklerim. Onlarda yaşanan en tuhaf şey, ellerinde fotoğraf makinesiyle Avrupalı ya da Amerikalı otomobillerin altından çıkan Çinliler oluyor! Bütün bunlar, ülkemizin stratejik öneme sahipse de kültürel yozlaşmaya engel olunamayan konumundan kaynaklanıyor. Nasıl düzeltilebilir onu da bilemiyorum. Şu kadar otomobil satıldı, bu kadar ön sipariş alındı, güzel iş yapıldı, bravo! Halkın vandalizme doyduğuysa en gerçek sonuç sanırım! Neyse ki bitti. Cümleten geçmiş olsun!

Yoruma Kapalıdır.