Hyundai Accent Blue 1.4


Her kullandığım yeni Hyundai modelinde 1990’ların başındaki Japon ruhunu gözlüyorum sanki. Bu 1970’lerdeki ilk Japon atağından daha geniş çaplıydı, daha farklıydı. 1980’lerin sonunda yaygınlaşmaya başlayan Japon istilası, 90’larda tepe noktasına ulaşmış ve sanki her bir Japon markası, Avrupa ülkeleri ve Amerika’da başka kollardan saldırıya geçmişti. Dönem dönem ya da marka marka yavaşlasa da tüm dünya mecburen Japon otomobillerinin cazibesine kapılmıştı. Pahalı Avrupa ve Amerikan markalarına karşın uygun fiyatlı alternatiflerdi, genelde kaliteleri yüksekti, tüketimleri düşüktü ve araçlar sorunsuzdu, arıza yapmıyordu. Amerika’da kendisini zaten çoktan kabul ettirmiş olan Hyundai’nin arayışları artık Japon otomobillerine alternatif olmanın da ötesine geçti, Avrupalılarla boy ölçüşmek istiyorlar! Ortaya çıkan her yeni modelde önemli atılımlar yaptıkları görülüyor. Marka olarak sınıf atlamaya çabalarını cazibesi bol ürünlerle destekliyor Güney Koreli üretici. Kurumsal vizyon olarak da “new thinking. new possibilities” mottosuyla Birkaç gündür kullanmakta olduğum Accent Blue da bu zincirin taze halkalarından biri. Türkiye trafiğinde temelde Renault  Symbol ve Fiat Albea ile rekabet içinde olacakmış gibi görünse de benzer satış fiyatlarına B sınıfında premium otomobil fırsatı gibi düşünülebilir. Söz edilen yeni possibilities/olanaklar bu olmalı. Sahiden de daha ilk göz attığınızda size başka bir sınıfa aitmiş ya da çok pahalıymış gibi hissettirebilir bu yeni Accent! Oysa değil. Artık hiç de “taksi”lerle özdeşleşmeyecek kadar prestijli görünüyor, kesin!


Dinamik tasarımı Hyundai’nin modern yüzünün simgelerinden biri. Otomobilin içindeyse Honda modellerini anımsatan bir duruluk ve albenili hatlar hakim. Deri kaplı direksiyonun üzerindeki metalik renkli bölümlerde Jazz notaları duyuyorum sanki… Koltuklardaki kumaştan kokpitte ya da kapı içlerindeki plastikte genel malzeme kalitesi hemen fark ediliyor. Bunlara zemin kaplamasını da hemen eklemeliyim. Kontağı çevirdiğimde göstergeler mavi renkte ışıyor. “Accent’in Blue’su buradan başlıyor herhalde” diyorum. Genel ergonomide sıkıntı yok, sadece yol bilgisayarı modlarını değiştiren Trip düğmesi direksiyon tarafında perdelendiği için yerini çok sevmedim. Göstergeler sade ve net, bilgi ekranlarındaki yazı karakterleri de her yaştaki kullanıcıların anlayabileceği kadar belirgin, karmaşa yok. Bana göre tek eksik dış ısıyı görebilmek için Tirp düğmesiyle mod değiştirmek zorunda olunması. Bu değerin sürekli görüntüde olması sağlanmalıydı. Kabinde en sevdiğim özelliklerden biri -ki ilk olarak 2001 yılında Honda Jazz’da tanımıştım!- tamamen dümdüz olan zemin. Bu tasarım, arka koltuklarda üç kişinin rahat etmesini sağlar.

Otomobilin motorunu çalıştırdığımda geçmiş Hyundai modellerinden daha sessiz olduğunu fark ediyorum hemen. Hani çalışıyor mu çalışmıyor mu belirsiz türünden! 1.4 litre hacimli motor, kağıt üzerinde 108 HP gibi hayli iddialı bir maksimum gücü kullanıma sunuyor. Volkswagen’in kökeni 1980’lere uzanan 1.6 motordan 102 HP aldığını ve bu motoru bazı geliştirmelerle hala kullandığını düşününce heyecan yaratıyor. Üstelik bu motorun 137 Nm’lik maksimum torku da aynı motorun 148 Nm’lik torkunu tehdit edebilecek kadar yüksek. Ama tabii sürüşteki etkiler, kağıt üzerindekiler kadar göz kamaştırıcı olamayabiliyor! Şöyle ki, hem maksimum güç hem de tork değeri aktif olarak kullanılmayan devirlerde (6300/5000)! Mantık dahilindeki kullanıcıların 1.4 litrelik motorlu bir aracı performans gösterisi için tercih etmeyeceklerini düşünürsek değerlerin yüksekliğiyle çok heyecanlanmamak gerek. Dolayısıyla normal kullanıcılar gibi, ‘haddini bilen’ sürüşlerle ilgilenelim. Accent Blue’nun çift sürekli değişken supap zamanlama kontrollü motoru, motorun her çalışma anında maksimum gücü minimum tüketimle elde etmeyi hedefliyor. Maksimum çıkış takıntısı yaşamadan hızınıza göre ideal devirlerde vites büyüttüğünüzde sakince hızlanan otomobil, gayet tatminkar bir akıcılık sağlıyor. Motorun hızlanma sırasında sessizliğini koruması kaydadeğer bir artı. Vites geçişlerinde gözlemlediğim bir şey var, Magirus-Deutz minibüslerde olduğu gibi abartılı değil ama benzer tonlarda “şıkırtılı” geçişler! Tuhaf ama kullanımda keyif veren bir ses bu, galiba o minibüs şoförlerini daha iyi anladım… Belki bir yerde bu otomobille akıcı kullanım için bol bol vites değiştirmek gereksinimini keyif haline getirmek için tasarlanmış bir uygulama da olabilir!


Hep şunu savundum, sakin kullanıcılar için 1.4 litre hacimli benzinli motorlar genelde yeterlidir. Accent Blue da bu iddiamı doğrular nitelikte. Yakıta savuracak çok paranız yoksa, makul performanslar sizi tatmin ediyorsa Accent Blue’dan keyif alabileceğinize eminim. Yakıtı bitirip benzin pompasına yaklaştığımda otomobilin yol bilgisayarında 100 km tüketim ortalamasını klimalı olarak 8.2 litre olarak görüyorum. Bu yoğun İstanbul trafiğinde elde edilmiş bir rakam. Uzun yolculuklardaki sakin kullanımlarda 6 litre düzeyine inmek hiç sorun olmayacaktır. Şu Blue meselesine gelince, temelde rüzgar direncini iyileştiren deflektörlerle gövde tasarımında yapılmış birkaç aerodinamik düzenlemeyle başlayan konsept, alternatör yönetim sistemi ve düşük dirençli silika lastiklerle destekleniyor. Kişisel fikrim, yakıt ekonomisinin her otomobil için sürücünün beyninde başladığı yönünde. Çünkü siz nasıl kullanıyorsanız -alınan önlemlere ve yapılan tasarımlara karşın!- otomobiliniz ancak o kadar ekonomik olabilir.

Hyundai Accent Blue ile yol gözlemlerime gelince… Kolay devirlenen, sessiz ve pürüzsüz sürüş sağlayan otomobilden bozuk yollarda bile mekanik gürültülerin gelmemesi de dikkat çekiciydi. Yumuşak direksiyonun tepkileri, kolay park imkanı sunarken zemine dair verdiği hisler de yeterince iyiydi. Ancak şehir dışında çıkıp hızımı artırdığımda Accent Blue’da önemli gezinme sıkıntıları gözledim. Yanal rüzgarlar olmamasına karşın gerek burunda gerekse arka normaldan fazla hareketlenme dikkatimi çekti. Aklım hemen lastiklere gitti ama basınçlarında sorun yoktu, 195/50 R16 ebatlı lastikler de sportif bile sayılabilecek karakterdeydi. Hyundai modellerinin genelde başarılı tutunma performanslarına karşın virajlarda arka kısım çok da stabil görüntü çizmedi. Tabii bu yazdıklarım limitleri görme arayışı içinde, normal kullanıcıların çok da denemeyecekleri sürüş tarzında saptadığım veriler oldu.

Kullandığım test otomobilinin Prime donanımı, deyim yerindeyse ‘yok yok’ türünden bir zenginliğe sahip. Ön, yan ve perde havayastıkları, ABS, ESP, VSM (araç stabilite yönetimi), eksikliğini kabullenemediğim hıza duyarlı merkezi kilit sistemi, sesli emniyet kemeri uyarısı, park sensörü, aktif gergili emniyet kemerleri, arka kapılarda çocuk kilitleri, elektrikli camlar, bagaj kapağı izolasyonu, bagaj içi sabitleme filesi, yükseklik ayarlı sürücü koltuğu, yükseklik ayarlı direksiyon, USB ve iPod girişi, radyo, CD, MP3 çalar, Bluetooth’lu telefon bağlantısı gibi sürüşü ve kuonforu optimize eden ekipmanlar arasında eksik bulmak zor görünüyor. Ancak sadece sürücü için sunulan kol dayanağı gibi olmasa da olur bir aksam için neden ucuza kaçılmış onu anlayamadım…

Hyundai Accent Blue için Mode donanım versiyonunda 34.100 TL fiyat belirlemiş. Prime donanım seviyesine çıktığınızda ödemeniz gereken rakam da 37.400 TL’ye yükseliyor. Farkıysa temelde yan ve perde havyastıkları, park sensörü, otomatik klima ve 16 inçlik alaşım jantlar belirliyor. Fiyat farkı ve donanımların muhasebesini kullanıcılar iyi yapmalı… Her iki donanım seviyesinde de otomatik şanzıman seçeneği sunuluyor.

Yoruma Kapalıdır.