Hyundai Elantra 1.6 CVVT


Geride kalan 10 yıl içinde Hyundai’nin dünya otomotiv endüstrisi içinde nasıl bir atılım yaptığını görmemek imkansız. Ekonomiyle ilgilenmiyorsanız bile yollara çıkan her yeni modelden Güney Koreli markanın aslında ne kadar da büyük bir dünya markası haline geldiği gözlenebiliyor. Hemen her segmentte Avrupalı ve zaten popüler olduğu pazarda Amerikalı markalara meydan okuyabilen Hyundai, şaşırtmaya devam ediyor. Ülkemizde son dönemde satışa çıkan otomobilleri kısaca değerlendirirsek, Accent Blue ile ruhuna Japon esansları katan, ix20 ile modern mikrovanları yeniden tanımlayan, ix35 ile küçük SUV prestiji yakalayan, Genesis’lerle ilgili segmentlerde sınıf atlayan Hyundai artık kompakt sedanlar arasında da ağırlığını hissettirmek istiyor. Daha Türkiye’ye gelmeden birçok ödül kazanan, hakkında sürekli övgülerle dolu yazılar yayınlanan, yorumlar yapılan Elantra, zarif tasarımıyla en başından beri ilgimi çekiyordu. Bu otomobilin deneme sürüşü için i-motoring’e gelmesini o yüzden heyecanla ve sabırla bekledim! Çok da ilgimi çeken bir segmente ait olmasa da özenli tasarımı ve yoldaki duruşu bunda öncü nedenlerdi.

Otomobilin gövdesindeki kıvrımlara bakıp yorumlar yapmayı çok sevmiyorum. Herkesin beklentisi, algısı farklı olabiliyor zira. Ben Elantra’ya baktığımda modern, alımlı, dinamik ve marka için yenilikçi bir gövde görüyorum. Bunu da öncelikle tampondan ön aksa ya da ön tekerleğin tam ortasına kadar uzanan far ile kaslı gövde yapısına bağlıyorum. Bir bütün olarak çok özgün bulduğumu söyleyemem, zira örneğin şişkin ön çamurluklar, birkaç yıl öncesinde Japon üreticiler Honda ve Mazda’nın Accord ile 6 modellerinde kullandıkları stili andırıyor. Ama bir bütün olarak güzel göründüğü bir gerçek. Farların iç yapısı da ayrı bir tasarım çizgisini yansıtıyor. Profildeyse ix35 gibi kaslı gövde bu güzel sedana atletik bir kimlik kazandırmış. Hyundai’nin yenilikçi tasarım çizgisi giderek özelleştiğinden geçmişe göre daha kolay benimsenebiliyor. Gövde üzerinde dalgalanmalardan çekinmeyen tasarımcılar karşılığında dinamizmi elde edebilmiş. Dış görünümüne seve seve gönül koyabildiğim otomobilin kabini ve sürüş özellikleri için heyecan duymadım dersem yalan olur.  Markanın aynı tasarım çizgisiyle station wagon i40, coupe Veloster ve sedan Elantra olarak ürünlerini bir bir yollara sürdüğü yeni Hyundailer heyecan yaratmaya aday.

 

Otomobilin ferah kabininde malzeme kalitesi ve titiz işçilik dışında iyi hissettiren özel birkaç unsur daha var; kokpitteki tek düzelik ihtimalini ortadan kaldıran metal görünümlü kaplamalar, ferah gösterge tablosu, insanı boğmayan yerleşimler… Hiç sevmediklerim ise en başta mavi aydınlatma olmak üzere özellikle ve özellikle otomobile hiç yakışmayan cılız klakson sesi ve de bir Uzakdoğu geleneği olan yerdeki bagaj ve depo kapağı açma kolları. Tümünün açıklaması var kendimce; mavi iç aydınlatma gündüz dert değilse de gece sürüşlerinde çok göz alıyor ve yolculuk süresi uzadıkça yoruyor da yoruyor! Klakson çalınmasına şiddetle karşıyım, çünkü malum ülkemiz sürücüleri sanki yeni oyuncak alınmış çocuk gibi zırt pırt korna çalmaya bayılıyor! Ama gerektiği anlarda da hem kendisini belli etmeli, sesini duyurmalı hem de otomobilin klasını ifade edebilmeli diye düşünüyorum! Statü atlamak için binbir tasarım/donanım/teknoloji atılımları yapan Hyundai, tümünü bir korna sesiyle heba ediyor, farkında değil! Opel’den BMW’ye, Mercedes-Benz’den Audi’ye hiç bir Alman otomobilini böyle bir tınıyla duyan oldu mu 1970’lerin başından beri, sorarım!  Ve sonuncusu, yerdeki kollar; maliyet ve pratik kullanım kabul edilebilir bir gerekçesi olabilir ama çeyrek yüzyıldır da aynı kollar kullanılıyor! Avrupalı birçok marka, bagajı elektrik kumandalı olarak bir butonla açma yolunu gösterirken, depoyu kapaksız yerleştirirken…. bana bir hayli demode geldi… Bu kadar özenilmiş bir otomobilde biraz ucuz hissettiren basit de bir kumanda var, gözden kaçmış diye yorumladım ben, sürücü kapısındaki cam, elektrikli olarak açılabiliyor ama kapatılamıyor! Bu tip statü unsurları, bir şekilde maliyete yedirilebilmeli, hem de bu kadar göz önünde ve sık kullanılıyorken! Problem!

 

Elantra’nın kabini, ferahlığı, sessizliği ve geniş mesafeleriyle yolcularını mutlu edebiliyor. Özellikle arka koltuklardaki minderin kalçaları saran formu, kafa/diz/omuz mesafeleri ve ayak boşlukları dört yetişkin yolcu ve bir çocuğu çok rahat ettirebiliyor. Tabii tavanın liftbackleri andıran eğimli yapısı nedeniyle arka kapılardan yapılacak iniş binişlerde kafayı kollamaya dikkat!

 

Otomobille yola çıktığımda ilk gözlemim sağladığı sükunetli sürüş özellikleri oldu. Dinamik sürüş sağlayabilmesine karşın bana her geçtiğim yerde ağırbaşlı izlenimi verdi. Artık otomobilin yeni çıkmış olmasından mı, renginden mi, tasarımının güzelliğinden mi bilemiyorum, her geçtiğim yerde mutlaka göz hapsine alındım, yakıt alırken olmadık sorulara muhatap oldum, çok dikkat çektim… Seçilmiş oranlar sayesinde alt devirlerden itibaren canlı olduğunu hissettiren 1.6 litrelik sürekli değişken supap kontrol sistemli modern motor, vites kolunun çlak çlak değişim sesleriyle iyiden iyiye sportif bir araç kullanıyormuş gibi hissettirdi. 6300 d/d’de 132 HP maksimum güç veren atmosferik motor, maksimum torkunu da 4850 d/’de 158 Nm olarak veriyor ki, her iki değer de yakın geçmişin 2.0 litrelik motorlarının sunabildiği değerlerdi. Bu değerler peak rakamları gösteriyor olsa da motorun güç bandındaki dağılım gayet diri kullanılabilmesini sağlıyor. Canlı sürüşün ardından yakıt tüketiminin de 100 km’de 8.0 litre düzeyinde kalması genel olarak memnun ediyor. Otomobilin altı ileri vitesli olması, sabit hızda kontrollü yapılacak uzun yolculuklarda 6 litre civarında tüketimle seyredilebileceğine dair fikirler veriyor.

Hyundai Elantra’yı Mode ve Prime donanım seviyerinde şu an için sadece 1.6 litrelik benzinli motorla manuel ya da otomatik vites seçenekleriyle satıyor. Donanım paketi hayli zengin tutulan otomobilde ön, yan ve perde havayastıkları, ABS, BAS, ESP, VSM (araç denge yönetim programı), yükseklik ayarlı sürücü koltuğu, radyo/CD/MP3 çalar, elektrik destekli direksiyon EPS gibi unsurlar Mode seçeneğinde standart olarak sunuluyor. Prime’da ise bunlara ek olarak supervision gösterge paneli, değişken bagaj seviyesi ve aydınlatması, deri kaplı direksiyon simidi ve vites kolu, anahtarsız giriş, hız sabitleme/sınırlama sistemi, çift bölgeli klima, yağmur sensörü, dikiz aynası üzeride geri görüş kamerası, otomatik kararan iç ayna gibi ekipmanlar yer alıyor. 43.850 TL’den başlayan fiyatlar 53.750 TL’ye kadar yükselebiliyor.

 

 

1 Yorum

  1. YUNUS YILMAZ dedi ki:

    Yunus Yılmaz

    Bundan 3 ay aönce aldım. Her yönü ile çok güzel bir araba ancak otobanda bir başka arba ile yarışa girdiğinizde sizi utandırabiliyor çünkü maksimum 200 km yapıyor. Ne yaparsanız yapın üzerine çıkmıyor.Bu durum ise okadar para verip aldığınız arabayı keşke almasaydım dedirtiyor.Bu kadar spor görünüme sahip bir arabanın son sürati hiç olmazsa en azından 220 olmalıydı. 240 ibre koymuşlar ama araba 200’ü mümkün değil geçmiyor. ileride yazılım attırmayı düşünüyorum. Hız merakı olanlara söyliyeyim bu araba beklediğinizi vermeyebilir. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim. Gaza bastığınız anda hiç zorlanmadan 200’e çıkıyor. Ama sonra kendini sabitliyor. Yanınızdan Focus 220 ile geçiyor ve siz birşey yapamıyorsunuz.