Kia Picanto GSL


Bu minik otomobili deneme sürüşüm için aldığımda Kuzey Kore ‘cümleten’ ağlıyordu. Hemen aşağıda, sınırın ötesinde Güney Kore’deki insanlar ise teknolojide 50 yılda kat ettikleri mesafenin keyfini sürüyorlardı o sırada. Dijital teknolojiden gemi yapımına, otomotiv endüstrisinden uzay çağına birçok alanda söz sahibi sayılıyorlardı. Bu düşüncelerle teslim aldığım Kia Picanto, kat edilen mesafenin en küçük göstergelerinden biri olsa da Kuzey Kore ahalisinin ölen liderlerinin ardından -az üzüldükleri için ceza almamak adına!- canhıraş ağlamaları karşısında öyle büyük göründü ki gözüme…

Hatırlıyorum da, 2003 yılında tanıtılan ilk Picanto’yu da çok sevmiştim. Dönemin miniklerine göre daha dengeli yol tutuşu en aklımda kalan özelliği olmuştu. Fiyatına göre kaliteli iç mekanı, düşük yakıt tüketimi diğer pozitif özellikleriydi. Bu düşüncelerle aldığım yeni Picanto, ilk olarak sert bakışlarıyla dikkatimi çekti. Bunu aylar önce yapılan Türkiye lansmanında da not almıştım, öncelikle kadın sürücüleri hedefleyen bir otomobil için fazlasıyla sert bakıyordu. Aslında ürünleriyle olduğu kadar çizdiği marka imajiyla, prestijli sponsorluklarıyla şemsiyesi altında bulunduğu Hyundai’nin premium alt markası olmayı amaçlayan Kia’nın küçüğü, genelde doğru yolda ilerliyor. Ama hayli asabi baktığı bir gerçek, yani “şirin minik” değil, “sevimli”den çok “bıçkın”! Bunda farların yanısıra olduğundan daha büyük bir otomobilden ödünç alınmış gibi görünen agresif tamponun da payı var. Alt yapısını ve teknolojisini Hyundai i10’dan alan otomobil, şehir hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmış bir ikon. Yüz ifadesinin dışında da köşelere yakın tekerlekleri, sert görünüşlü arka aydınlatma grubuyla adeta “ben çetin cevizim” diyor. Ama yine de beni eski Audi ve VW tasarımcısı Peter Schreyer’in tüm yaratım gücünü seferber ettiği konusunda ikna edemedi! Sanki diğer yeni modellere daha bir asılmış!

Minik boyutları içinde yeterli kullanım alanı sunan otomobilde basit tasarımlar dikkatimi çekiyor. Çok detaya girilmemiş, fazla oyuncak yok, “iş görsün, yeterli” denilmiş sanki. Dolayısıyla incelemem çok zaman almıyor. Olabildiğince basitleştirilmiş kokpitte alüminyum renkli parça destekleri iç mekanın tek düze havasını kırmaya yetmiş. Kokpitte hemen her şey el altında, kendisini aratan kumanda yok. İç aydınlatmada VW-Audi dengesinde kurulan Hyundai-Kia renk paylaşımında markamıza düşen kırmızı renk, Kia markasını daha mı sportif yapıyor? Bunu düşündüğümü söyleyemem ama mavi aydınlatmalı panellerden daha iyi göründüğü bir gerçek!

 

Dolmabahçe trafiğinde ilerlerken ilk notumu Picanto’nun ataklığıyla ilgili olarak alıyorum. Belki pek güçlü değil, zaten motoru da minicik ama Picanto gayet ateşli! Dizginlendiğini hissediyorum sanki, muhtemelen tercih… “Ateşli” derken elbette performans ölçümü yapmıyorum, 0-100 km/s hızlanma için gereken 13.8 saniyenin pek ateşli görünmediği gerçek! Ama bununla kast ettiğim zaten performans ölçümleri değil! Hiç de yenilikçi olmayan 4 ileri vitesli bir otomatik şanzımana sahip. Manuel kullanım olanağı eksikliği, overdrive fonksiyonu sunulmaması ve 1.25 litrelik motoru sakinleştirmesine karşın bence en iyi yanı geleneksel bir otomatik vites kutusu olması: İlgilileri için geri kaydırmıyor olması bir müjde sayılmaz mı? Kia Picanto’da Hyundai’nin eski Atos’ta, sonradan değişen ismiyle i10’da kullandığı 4 silindirli CVVT (sürekli değişken supap kontrol sistemi) benzinli motoru yer alıyor. Maksimum gücü 85 HP olan makine, ancak 4000 d/d alınabilen 121 Nm’lik maksimum torku kullanıma sunuyor. Şehir içinde bir hayli atak görüntü çizen otomobil, ilk nesline göre belirgin olarak yumuşatılmış süspansiyonuyla dikkatimi çekiyor. Ne var ki bunun tamamını konfora yoramıyorum, otomobilin rahatlık sağladığı kesin ama dalma ve gövde esnemeleri çok hissedilebiliyor. Kullanımda en önemli avantaj kısa dönüş çapı. Şüphesiz yumuşak direksiyonun bu avantajın kullanımındaki payı da büyük. Otomobilin Türkiye lansmanında kullandığım araç, sürrealist bir donanıma sahipti ve deri kaplı direksiyonu ısıtmalıydı! Tabii Türkiye koşullarında ütopik olan bu donanımla fiyat nerelere varırdı, hayal bile edemiyorum! Şu anki donanımıyla bile 36.700 liralık fiyatı zaten hayli iddialı görünüyor!

  

Aracın asimetrik katlanabilen arka koltuk sırtlıkları, başka marifet sunamıyor ama 200 litrelik minicik bagajın genişletilebilmesine imkan tanıyor. Ama bakmayın küçük olduğuna epey iş görüyor! Ben Picanto’nun fren dozlamasını yeterince hassas bulmadım, dur-kalklı trafikte beklediğimden sert duruşlar yaptım. Ama alıştıkça güvenli hissettirdiği söylenebilir. Otomobilin küçük motoru otomatik vitese rağmen bir hayli az tüketiyor. Genelde şehir trafiğinde geçen 400 km süresince 100 km tüketim ortalaması 7.0 litre düzeyinde gerçekleşti. Uzun yoldaki sabit hızda yapılacak kontrollü sürüşlerde 5 litre civarında değerler elde edilebilir.

10 farklı renkte sadece 1.25 litre hacimli motorda manuel ve otomatik şanzımanla sunulan Picanto’da 5 yıl/150 bin km garanti sunuluyor. Aracın standart donanımında 14 inçlik alaşım jantlar, krom görünümlü dış gövde elemanları, sis farları, ABS+EBD, fren destek sistemi, ESS (Acil Fren Sinyali), sürücü, yolcu, yan ve perde havayastıkları, asimetrik katlanabilir koltuklar, elektrikli ön/arka camlar, ekonomik sürüş modu, yolcu koltuğu altında çekmece gibi donanımlar standart sunuluyor.

 

Yoruma Kapalıdır.