Mazda MX-5


Daha ilk versiyonundan beri tüm sevimli görünümüne karşın, hemen herkes tarafından beslenen sempatiyi pek anlayamadığım bir otomobil olmuştur Mazda MX-5. Yaşıtlarım arasında ben dahil birçoğumuza aynı otomobilin farklı pazarlarda farklı isimleri olabileceğini öğretmesiyle aklımda kalmıştı uzun yıllar. Hiçbir ikinci isim de onunki kadar popüler olmadı zaten. Miata… Amerika’daki ismi buydu MX-5’in. Bir de Japonya’da kullanılan ismi vardı ki o da Eunos idi. Geçmişten başlamak gerekirse, projesi 1979’a kadar uzanan bu sevimli roadsterin en temel geliştirilme amacı, cabrio keyfini pahalı markalardan halka indirebilmekti. Mazda gibi o tarihlerde Toyota’nın, Honda’nın yanında hala butik üretimler yapan bir marka için anlamıysa kendisine ticari başarı getirebilecek sansasyonel ama ekonomik bir üretimdi. 1989 yılında tanıtılan MX-5, büyük heyecanla karşılanmış ve kısa sürede bir ikon haline gelmişti. Özellikle Amerika’da çok popüler oldu. Filmlerde oynadı, gay kulüpleri sürekli yılın otomobili olarak seçti ve benimsedi!.. Otomobilin ilk jenerasyonu, dünyada 1989’dan 1997’ye 400 bin civarı satıldı, ülkemizde de 1.6 litre 115 HP’lik motorla epeyce popüler oldu. Kumaş tenteli tavana sahip, düşük ağırlıklı, mütevazı, olabildiğince basitleştirilmiş ama heyecanlı bir otomobildi.

Cabrio düşkünlüğüm çok derin olmadığından olsa gerek, pek de bayılmadım kendi adıma. Ama özellikle Hiroşimalı markanın spesiyalitesi olan kapaklı farlar hep beğenimi toplardı. 1998’de ikinci kuşak MX-5 daha güçlü motorlar ve artan teknolojiyle geri dönerken benim favorim olan kaputa gömülen farlar, yaya güvenliği gerekçesiyle tasarım dışı kalmıştı! Dolayısıyla kişisel bağım yine güçlenemedi sevimli roadster ile! Buna karşılık değişen sadece farlar değildi, hem motorlar güçleniyor hem de diğer Mazda modellerindeki ABS başta tüm modern teknolojiler otomobile uygulanıyordu! Gövde direnci ve rijitliği de fark edilir şekilde artırılmıştı.

2006’da üçüncü kuşak kullanıcılarına ulaşırken artık modern teknolojilerin birçoğuna sahip, hızlı, güçlü ve dolayısıyla nispeten pahalı bir roadster olmuştu MX-5. Artık yola çıkarken hedeflendiği kadar basit değildi ama söylenenlere göre sürüş zevki hala çok yüksekti. Bugün artık bu efsane ile tanışma günü benim için. Gövdeye şöyle bir göz attığımda şişkin çamurluklar ve burun yapısı haricinde özüne gayet sadık görünüyor. Tabii ki kat be kat modernize edilen altyapısından söz etmiyorum….

 

 

MX-5’in minicik bagajının yarısı ilk yardım çantası ve reflektör ile zaten dolu! Kalanında da artık ne taşıyabilirseniz! İki kişinin minimum ihtiyaçlarının yarısını atıp yola çıkmak lazım! Otomobilin arkadan itişli olması, yola çıkma isteğini artırıyor. Karar verdim, dağ bayır dolaşacağım bugün! İlk günü şehir trafiğinde geçirmiş ve bence MX-5’le ilk günümü ‘mundar’ etmiştim. Bugün inişlerin çıkışların, virajların, kıyıların izini sürme, köy yollarından akma, Mazda MX-5 ile romantizm yaşama günü! Şansa bakın ki yağmurlu bir günde görmüştüm MX-5’i!.. Boğaz kıyılarından kuzeye doğru süzüle süzüle ilerliyorum. Rumeli Kavağı’ndan sonra tenhalaşan yol, artık sadece benim gibi duruyor! 2.0 litre 160 HP’lik motorun dinamizmiyle tanışma vakti. Zaten deniz kıyısından uzaklaşıp tırmanmaya başladığımda elim otomatik olarak DSC’yi iptal eden düğmeye uzanıyor. Ne yapalım benim de standart donanımım bu! Gözlediğim şu ki, mantıklı sürüş koşullarında otomobil inanılmaz stabil, zaten önde uzunlamasına yerleştirilmiş motordan huylanmıştım. Kafamda röntgeni çekiyorum, motor, vites kutusu, şaft ve diferansiyel, siluet olarak beliriyor gözümde. Tam bir çizgi şeklinde. Bunu doğrulayan sürüş tandansını arayacağım. Beklentim bu!

Otomobilin yaşadığı tüm evrimlere karşın hala minimalist kalmış görünen kabini, roadster ruhunun temeli olan eldiven formatını hissettiriyor. Sürücü koltuğuna yerleştiğimde otomobili eldiven gibi giymiş hissediyorum, zaten daracık, sımsıkı sarıyor beni! Giymesi çıkarması da kolay! Tipik Japon mekanik yürüyen aksam sessizliği, ne mutlu ki gazın şiddetini artırdığımda motorun yaydığı homurtuyla bozuluyor. E çok güzel, sesi heyecan yaratıyor, ivmelenme de hiiiç fena değil. Arkadan itişin tadı zaten ayrı, her arkadan itişli otomobili kullandığımda anımsıyorum ama her defasında yazmayacağım şu yorumu: “arkadan itişli otomobil kullanmak iyi seks gibidir” diye bir söz okumuşum, bu son olsun yazdığım, yeterince tarif ediyor işte!

MX-5’i tavanı kapalı kullanmak pek de zevkli değil, tipik roadster olarak tabuttaymış gibi hissettiriyor! Bunu Audi TT’de, Mercedes-Benz SLK’de hissetmeyen yok gibi, Honda S2000’de de ben hissetmiştim! Hard top tavan olsa da doğal olarak basık tasarımı, insana sıkıntı verebiliyor. Ama yaz kış fark etmez, açıkken tadından yenmiyor! Bir favori arıyorsak benimkisi Chrysler Sebring Convertible’dır benim için, dört kişilik geniş ve ferah cabrio! Kar neyse de yağmur olmasın yeter, zahmetsizce ve çabucak açılıp kapatılabiliyor! Yoksa kalorifer iyi ısıtıyor, deri kaplı koltukların ısıtma sistemi çok hızlı ve randımanlı, hemen sıcacık yapıyor koltukları. SLK’deki gibi AirScarf boyun ısıtıcısı yok ama çok sorun olmuyor. Ne var ki koltuk ısıtıcıları ve cam açma düğmelerinin yerleri felaket! Isıtıcı ayarları, cam kumandalarının yerinde olmalıymış, onlarsa kapılarda! Yanımda Deep Purple CD’si var, gazı aldıkça aktarıyor tekerleklere… Bose müzik sistemi, neredeyse çalan her notayı ayrı ayrı duyuruyor! Vitesler eski Mercedes’ler usulü zigzaglı yola sahip. Ama manuel de kullanılabiliyor. Normalde çok sevdiğim bir uygulama değildir ama MX-5’te direksiyon üzerinden vites değiştirmeyi sevdim. Virajlarda hızlı hızlı kıvrılırken iyi geliyor.

Mazda MX-5, DSC devre dışıyken arkasını güzelce oynatabilen bir roadster. Güzelcenin anlamı kontrollü. Keyifli yanı, otomobil stabilitesini bozduğunda bir o kadar da zevkle toparlanabiliyor. Tepkileri o kadar direkt ki, gecikmesiz kontralara alışınca rulo şeklindeki çıkışlar driftle tırmanılabiliyor. (Örnek İstinye Park otopark çıkışı!) Yoldaysa tabii ki risk faktörü hep aklımda, sonuçta her an kazılmış olabilecek bir köy yolundayım, sakin kullanıyorum. Bu güzel otomobil hırpalamaya uygun değil, zarafetle dolaşmak en doğrusu. Köy yollarından yavaşça geçip sonra hızlanıyorum. Otomobil hiç itiraz etmiyor. Yüksek tempo yok, kullanım zevki var! Yokuşlarda bile kullanım zevkinden geri adım atmıyor.

Mazda’nın üstten çift eksantrikli ve 16 supaplı MZR motoru 160 HP gücünde. Gayet seri bir makina bu. Teknik verilere göre 0-100 km/s hızlanmasını 7.6 saniyede gerçekleştirebilen otomobil, özellikle ara hızlanmalarda ataklığıyla dikkat çekiyor. Altı ileri vitesli şanzımanla kombine edilmiş motor, teknik tabloya bakıldığında maksimum güç ve tork değerlerine hayli üst devirlerde ulaşıyor gibi görünse de kullanımda oldukça diri. İlk iki vitesi kısa oranlı Activematic otomatik şanzıman, seri hızlanmada tabii ki pay sahibi. Sürüş dinamikleri genelde iyi demiştim. Salınımsız gövde, 205/45 R17 ebatlı lastiklere rağmen konforla ilgili bir sıkıntı yaşatmıyor ve iyi dozlanan frenle güvenle zapt edilebiliyor. Tavan açıkken ön cam çerçevesinde titreşim olmaması, gövde rijitliği hakkında olumlu fikir veriyor. Bu özellikle nispeten bozuk yüzeylerde çok fark edilir bir nitelik.

Mazda Türkiye, kullanıcısını sürüş aşkına doyuran bu otomobili 88.720 liradan satıyor. ÖTV artışıyla biraz zararlı çıkmış olsa da Avrupalı rakiplerine göre hesaplı bir fiyatla sunulan bu otomobil, üzerinde düşünülmesi gereken bir seçenek. Hayli zengin bir donanım paketine sahip Mazda MX-5’te xenon farlar, ABS, DSC, çekiş kontrol sistemi, Bose müzik sistemi, 17 inçlik alaşım jantlar, ön ve yan havayastıkları, otomatik klima, deri döşeme gibi ekipmanlar standart.

2 Yorum

  1. Kemal Lonoglu dedi ki:

    Otomatik ile test surusu yaparak bu arabanin keyfinin yarisini yitirdiginizi bilmelisiniz.

  2. ismail başbölük dedi ki:

    İnsanımızın özenti merakı MX5’i bile otomatik vites yaptı. Küçük Amerika olacağız derlerdi de inanmazdık, otomatik vites sevdasında onları bile geçeceğiz. Bizde alıcı kitle, sırf havası için aldığından Mazda RX8 i bile otomatik isteriz biz.