Mercedes-Benz CLS 350 CDI 4MATIC



Doğrusunu söylemek gerekirse ilk çıktığı 2004 yılında Mercedes-Benz’in tam olarak neyi hedeflediğini anlayamamıştık. Dört kapılı bir sedan coupe formu, tuhaf bakan farlar, geniş boyutlara karşın sadece ve kesin dört yolcu kapasitesi… Eşi benzeri yoktu, eleştirmiştik, pek de ısınamamıştık. Başka bir şeydi, mesafeli kalmıştık. Biz muhafazakar bakmıştık ama meğerse Mercedes-Benz yeni bir segment yaratıyormuş. S Klasse’yi “ağır abi” otomobili bulanlar için stil dolu bir coupe sedandı bu. Bugün baktığımızda Audi, BMW, Jaguar, Porsche ve kendi konsepti kapsamında Ferrari de (dört kişilik FF ile) CLS’nin açtığı yoldan ilerliyor. Daha alt segmentlere bakıldığında ilk olarak Mazda, 6’yı “coupe formlu sedan” olarak tanıtırken VW, Passat’tan CC yaratırken Citroen C5 ve Opel de Insignia ile “ortayı bulmaya” çalıştı. Ekol yaratılmıştı ve hızla genişlemişti. Mercedes-Benz’i şimdi daha zor görev bekliyordu. Ama bu onun alışık olduğu bir iş modeliydi: daha iyisini yapmak!


İkinci kuşak CLS, 2010 sonbaharında geldiğinde ilk baktığım farları olmuştu! Neyse ki o “ağlamaklı” kusur giderilmiş, dinamik, modern, elit ve sofistike bir executive otomobil yaratılmıştı. En muhafazakar bakışları bile fetheden bir tasarım, E Serisi platformu üzerine yerleştirilmişti. Smokinin altındaki motorları çok anlatmaya gerek yok, bu tasarımın yeni nesil 1.6 litrelik turbo motorlara emanet edileceğini düşünen yoktur sanırım, zira bu elit tasarım buram buram performans da kokuyor… Test için tahsis edilen otomobilde bütün bu saydıklarımın bir de fazlası var, araç 4Matic sürekli dört tekerlekten çekiş sistemine sahipti, hi-end sıfatı yapıştırmama sadece üç harf vardı, AMG…


İkinci kuşak CLS, dönemsel yenilenmenin ötesinde Mercedes-Benz’in tüm güncel teknolojik atılımlarına sahip bir otomobil. Deyim yerindeyse teknoloji, konfor, stil, performans nakış gibi işlenmiş. CLS’nin sıradışı, trendsetter gövde yapısının ardında bir marka geleneği olarak alışılagelmiş kalite standardı hakim. Otomobilin içine girdiğinizde kendinizi S Serisi içinde zannetmenize yol açacak onlarca unsur var. Hiç abartmadan, nereye baksam kalite akıyor, geniş kabinin neredeyse hiçbir kısmı “keşke” barındırmıyor. “O kadar iyiyse daha iyileştirilebilir mi?” diyebileceklere geçen yıl Stuttgart’ta CLS’nin 2016’da yollara çıkacak halinin prototipiyle dolaştığımı söyleyebilirim. O otomobili gördükten sonra “daha gidilecek çok yol var” diyebilirim ama o yolu gidecek olan da yine Mercedes-Benz’den başkası değil. Ben varolan CLS’ye binip kendi yoluma gideyim.


Hiç bir yerinden tıkırtı, vibrasyon duyulmayan bir kabindeyim. Tabii ki anahtarsız açtığım kapıdan süzüldüğüm kabinde motoru kontağı çevirip çalıştırarak alıyorum 3.0 litrelik V6’nın derinden kükremesini. Bu turbo dizelin 620 Nm gibi görkemli maksimum tork çıkışı, sadece 800 d/d arasında gerçekleşiyor. Bu bir gövde gösterisi olmanın yanında kullanılabilir ışık hızını ifade ediyor. 1.8 tonluk otomobil, o koca cüssesini asla hissettirmeden müthiş döndürme momentini ipeksi ilerleme hissine çeviren 7GTRONIC vites kutusunun yönetimiyle asalet içinde ilerliyor. Kaptan köşkü, zarif aksamlarla bezenmiş, daha sert görünümlüler AMG versiyonunda bulunabilir. Panelleri piyano siyahı, üstü deri kaplı kokpit, kromajlı havalandırma çıkışları ve gösterge çerçevelerine bakam oturma grubu da bej deri kaplı. Zevkli bir görsel şov. Uçaklarda nasıl ki en büyükleri, 777’ler, 747’ler, A340’lar, A380’ler daha küçük uçaklara göre daha konforlu ise otomobilde de hacim büyüdükçe konfor da artıyor. Bir kez daha anlıyorum ki belli bir konfor düzeyine ulaşabilmek için büyümek gerekiyor. Otomobilin arka kısmındaki bağımsız iki koltuk, yolculara limuzin konforu sağlamanın ötesinde önde otururmuş gibi hissettirmekten de geri kalmıyor. Yolcuların her ruh halini yaşama şansı var orada. Şoförlü kullanıcılar için bilgisayarlarını açıp çalışabilecekleri geniş, ferah ortam da var, bacak bacak üstüne atıp yolu seyredebilecekleri rahatlık da!


Kusur bulmak zor diyorum ya, zorlayınca bulunuyor. O da otomobilin tercihlerine kapılmayıp alıştıklarını yapabilme arayışından. Bu ara yoğunlaşan Mercedes-Benz test otomobillerinin tümünde aynı şeyden şikayet ettim durdum. Radyoda FM bandında istasyon araması manuel olarak yapılabilmeli. Frekans girmek gibi bir seçenek elbette ki var ama eğer o rakamlar bilinmiyorsa kolayca manuel arama olanağı tanınmamış. Yok eğer tanındıysa da çok iyi gizlenmiş! Eğer özel bazı frekanslara takıntılı değilseniz en iyilerini (yayın gücü açısından!) sistem zaten buluyor!


Böylesi bir otomobilde dört tekerlekten çekiş neye yarar, ona biraz kafa yorabiliriz. Sadece arkadan itişli olarak hakkında söz söyletmeyecek kadar iyi tutunabilen otomobil, 4Matic sürekli dört tekerlekten çekiş sistemiyle ıslak ve kaygan yüzeylerde sürüş güvenliği açısından doruk yapıyor. Mantık kuralları dahilinde hiç bir koşulda kayma belirtisi göstermeyen otomobil, bu çekiş özelliğiyle 620 Nm’lik tork çıkışının da her bir zerresini tekerleklere aktarıyor. İpeksi sürüş karakterini virajlı yollarda süzülürken de koruyor. Şunu da belirtmek gerek, 265 HP’lik motorun karakteri gereği ivmelenme alt devirlerde oluyor bitiyor. Peki üst devir çevirmese de olur muymuş yani?! Tabii ki hayır, bu güç değeri, ışık hızıyla ivmelenmeyi üst devirlerde de sürdürmek isteyen profesyonel sürücülere rezerve edilmiş. Otomobilin sağladığı bu üstün sürüş kimliğini taçlandıran ise, yakıt tüketim karakteri. Tüm dinamik görünümüne karşın büyüklüğü, motor çalışıp cüsse harekete geçtiği zaman adeta küçülüp hafiflemeye başlıyor, ufuk çizgisi arkadan incelip yok oluyor gidiyor… 6.4 saniyede erişilen 100 km/s hız, sürüş beceriniz ve iştahınız elverdiği sürece 250 km/s’ye kadar sürekli tırmanıyor. O hızlara tırmanırken aklımdan geçense şu oluyor: “Acaba daha önce bu kadar hızla hareket eden heykel gören olmuş mudur, görenler ne düşünebilir?”… Bu büyük ve verimli motorun atmosfere yaydığı egzoz emisyon değeri de EU5 emisyon normunu karşılıyor, km’de 179 gram…


Test sürüşüm boyunca 100 km’de 9.0 litrelik karma tüketim performası sağlayan motor, 1.8 tonluk cüssenin otoyol sürüşlerinde 6.0 litre civarında mazot tüketimiyle seyretmesini sağlıyor. Diğer Mercedes-Benz modellerinde olduğu gibi vites kutusunu E (ekonomi) C (konfor) ve S (Sport) sürüş modlarında kullanmak mümkün. Hızını alamayıp istikrarsız sürüşe girildiğinde otomobil sürücüsünün dinlenmesi gerektiğini gösterge tablosunda beliren kahve fincanıyla belli ediyor. Ama şu da var ki, İstanbul şehir trafiğinde o fincanı çıkartmadan kullanmak pek mümkün olmuyor. Bizim trafik koşullarımız Mercedes-Benz standartlarının epey aşağısında!
390 bin TL’lik fiyat etiketi taşıyan aracın donanım paketleri de bunu karşılar nitelikte. Isıtmalı ve havalandırmalı koltuklardan diz havayastıklarına, üç bölgeli THERMOTRONIC klimadan 18 inçlik alaşım jantlara, far aydınlatmasını karşıdan gelen sürücünün gözünü rahatsız etmeyecek şekilde anlık olaraka ayarlayabilen ILS’den kademeli açılabilen ön havayastıklarına, tüm unsurlarıyla adeta yaşayan bir organizma bu otomobil. Her santimetrekaresi teknoloji, güvenlik, konfor ve performans yüklü. 15 yıla yakındır yenilenmesine gerek duyulmayan yapıdaki ön/arka park mesafe sistemi de takdir ettiğim bu akılcı sistemlerden biri. Hani geri manevralardaki kılavuzluğu, iç aynadan tavana bakarak takip edilen! Gördüğünüz her detay, Mercedes-Benz’i teknoloji geliştirmekte eşsiz yapıyor. Bu kadar detaycı yüzlerce teknoloji de bir otomobilde buluşunca üzerine tek bir yıldız koymak kalıyor!

Yoruma Kapalıdır.