Esas duruşta okuyun!



Jeep Wrangler’in eve geldiği anı hiç unutmuyorum. Üzerine biner binmez “N’ooluyor yav, Eric Von Daniken’in Tanrıların Arabaları mı çekiliyor” diye şaşırmıştım. Öyle bir heybet.
Evden gittiği anı ise, hatırlamak dahi istemiyorum. Ühü ühü ühü.
Hatta almaya geldiklerinde üzerime benzin döküp ‘Vermiyorum laaannn’ diye cıngar çıkarıp mahalleyi ayağa kaldırmak geldi içimden fakat her şeyi tadında bırakmak gerek.
Arazi insanı değiliz neticede; biz, şehrin bağrından kopup gelmiş apartman çocuklarıyız.
İşte bu yüzden, ayrılığı olgun karşıladık ve oğlum Memo ile Jeep Wrangle’in arkasından el sallayarak, ona yeni ailesinde mutluluklar diledik.
Hem o özgür bir makine. Onu tutsak edemezdik şehre. (Gerçi tutsak edenler hiç de az değil ya, neeeyyysse.)
Fakat laf aramızda, arazi durumu değil ama verdiği güç ve iktidar, akıllara zarar sayın Jeep Wrangler’ın.
Nasıl mı?
Güzel soru.


Efendiiim, Jeep bildiğiniz gibi ‘Cip’ tabir ettiğimiz o aslan parçalarının atası, hası.
Yani orduda morduda kullanılan çeşidinden. Hele hele bize gelen, of of of of… Son derece şnorkelli, yarı beline kadar denize girebilen, önünde vinci olan, tek ayağını bir yere kilitleyip uçurumdan sallanan filan, direkt komandolusundandı. Bildiğiniz gibi değil. Askerliğini topçu olarak yapanlardan keh küh keh küh…
Şaka bir yana, Jeep Wrangler ile engebeli, virajlı, ormanlık yollara çıktığınızda arabanın resmen canlandığını, ruhuna kavuştuğunu anlıyorsunuz.
Hani eski Amerikan ustaları vardır sanayilerde, şimdi artık onlardan pek kalmadı gerçi ama; arabayı dinler, ne demek istediğini anlarlardı. Denizciler gibi filozof ruhlu, çelebi insanlardı. İnce belli çay bardağında çaylarını kaportanın üstüne koyup üstüpüyle cila parlatır, arabayla konuşurlardı.
İşte Jeep Wrangler’da da onların bunu nasıl başardıklarını anlıyorsunuz. Karakter sahibi arabalar sizinle konuşuyormuş gerçekten.
Yani şehirdeyken, tamam çok güzel, yüksek, gece kullanan tırsak kadın sürücü için güven verici, özel koruma timiyle geziyormuşsunuz gibi fakat çıkardığı ses ‘hhhöööö’ diye biraz zorlanarak, hantal ve isteksizce bir ses.
Gerçi 2800 motor takmışlar hayvana, bastın mı gidiyor fakat ben aletin ruhunun sesinden bahsediyorum. Hayvancağıza şehir yerinde bir rehavet basıyor.
Fakat şehirden dışarı adımınızı atar atmaz, resmen bir anda canlanıyor, özüne dönüyor.
Hatta Şile sapağından geçerken sanki bir an ‘Yaylalar’ı söylüyor gibime geldi.
Bir de bu kardeşimizde doğuştan gelen bir asker, bir komando ruhu olduğu için, adres sorduğumuz herkesi esas duruşa geçirdi.
Burası çok mühim: Zaten Jeep Wrangler’ı kullandığım süre zarfında ana maddem ‘Güç’ idi.
İnsanların güç karşısındaki farklı tepkileri çok dikkatimi çekti. Hal ve tavırlarından, modernleşme gayretinde olduğunu anladığım kalabalık bir kesim ‘zenginler gelmiş, koca jipleriyle bizi ezmek istiyorlar’ kompleksiyle bize gıcık kapıp şehir tipi jipleriyle bile yalpalayarak sollamaya çalışırken, bizim makine hiç oralı dahi olmadı. Çok olgun bir arabaymış doğrusu. Bakışlarıyla bizi kötü kötü süzenlere de çok üzüldüm ama neyse ki kişiselleştirmedim. Sanki tebdil-i araç trafiğe çıkmış gibiydim.
Bunun dışında iddia peşinde koşmayan fakat kurban rolünü benimsemiş önemli bir kesim de vardı. Yukarıda bahsettiğim gibi ekonomik durumu daha düşük olan mahallelerde adres sorduğumuz arkadaşlar mesela; adresi hazır ol’da anlatıyorlardı. Güleyim mi ağlayayım mı durumunu yani, bol bol yaşadık.


Hatta hazır Wrangler altımızdayken, nakliye parasından yırtmak için, indirim günündeki bir yapı marketten balkona masa ve sandalye alalım diye gidip de, taşımada bize yardım eden adamlara üç beş kuruş sakal sıkıştırayım istedim ama kesssinlllikle kabul etmediler. Adeta vatani görevlerini ifa ediyor gibi bir saygıları vardı.
Fakat bir yandan da mesela, çok hippi bir arkadaşım var, genellikle arabaların zıpçıktı olup olmadığını ondan anlarım. Jeep Wrangler ile onu gezdirdim, önce jip olduğu için sosyetik bulup mırın kırın etti fakat bir süre sonra bunun hippi ruhuna sahip bir araba olduğunu söyledi. (Elbette Amerikan ordusunun Irak savaşında kullandığını bilse böyle söylemezdi.)
(“Eğer bir jip alacaksam bu olurdu” dediğinde ona fiyatını söylemedim, garibim. Gerçi orijinal, bufalo gibi bir jip için fiyatı oldukça makul. Zannederim 80 bin Euro civarı.)
Sanıyorum içinin konforunun minimumda tutulmuş olmasından böyle söyledi. Yani bir arka kamera yok (ki çok yüksek ve arka görüş alanı o hacme göre çok dar,) efendime söyleyeyim, koltuklar lüks jiplerdeki gibi yumuşak değil, sunroof’u zırt diye basılan düğmeli sistemden değil, oldukça mekanik ve zahmetli bir şekilde, İngiliz anahtarlarıyla filan çıkarılan, hantal parçalar. İşte bütün bunlar, arkadaşımın hippi ruhuna iyi geldi.
Ön konsolun mobilyası da ordu için yapıldığını belli edercesine herhangi estetik bir mesaj içermiyor.
Ben mesela yükseklik ve güvenliğiyle süper rahat ettiren bir arabanın arka görüş kamerası, ne bileyim hadi düğmeli sunroof olmaz bunda, zira safari arabası aynı zamanda ama yani hiç değilse şöyle iyi bir standart müzik sistemi olsun isterdim doğrusu. Safaride açtın mı Bob Marley’in sesini, sana saldıran aslanların kükremelerini, ya da üzerine düşen bombaların vınlamalarını duyamayacaksın. Atın ölümü arpadan olsun hesabı.
Onu dedim eniştenize; bir şehir tipi araban olacak, basacaksın pedala yağ gibi gidecek, bir de dağ evinin etrafındaki şelaleleri ve engebeleri, hız yapmadan ama güvenlice geçmek için böyle bir arazi tipin olacak mutlaka. Fakat bunun için bir de dağ evinin olması gerekiyor; bu Jeep masraflı olmaya başladı.
Fakat mesela oğlum Memo araba kullanmayı öğrendiğinde bu arabaya güvenle bindirirdim doğrusu.
Elbette iki tonluk bir makine olduğu için (neden araba yazamıyorum,) hızlanmakta bazı problemler yaşıyorsunuz.
O meşhur klişe laf vardır ya: “Bu bir hız arabası değil, güç arabası” diye; işte o geyik lafı, ister istemez kendi kendinize söylerken kendinizi yakalıyor, arabaya bindiğiniz anda bu klişe lafın ne anlama geldiğini, gaz pedalına basan ayak tabanınızdan saçlarınıza kadar, derinden anlıyorsunuz.
Araba konuşkan bir araba. Duygu ve sezgilerinizle konuşuyor, ya da benim ilaç vaktim geldi.
Dizel olmasına rağmen o kadar da gürültü yapmıyor doğrusu. Daha önce dizel bir jip kullanmıştım ve gar gar gar gar kafam o kadar şişiyordu ki, ön lobuma buz bağlıyordum geceleri.
Dizel ama yakıt tüketimi konusunda güçlü motoru olan bir binek araba gibi yakıyor. Yani yine aynı kural: 100’ü geçtin mi, yakar kardeşim!
Özellikle de sahil yolunda aman arkadaşlar, 100’ü geçmeyin. Sadece yanan yakıt değil, benim gibi kerizler için 110 ile radara ebelenince, 340 lira para cezası da ciğerinizi yakıyor.
On beş gün içinde ödersen yüzde 25 indirimle 270 liraya iniyormuş.
Aman ne indirim!

Yoruma Kapalıdır.