Hyundai Genesis 3.8


Aslına bakarsanız bu büyük Hyundai Türkiye’ye geleli bir yıldan fazla oluyor. Ama küçük ve ucuz otomobilleriyle tanınmış, başarılı olmuş bir markanın lüks bir modeli nasıl yarattığını çok merak ediyordum. Çünkü girmeye niyetlendiği sınıf küçümsenebilecek bir nokta değil… Burada artık ucuz numaralara kanacak müşteriler de yok, basit teknoloji aksesuarlarına tav olacak iş adamları da… Sınıfta yer alabilmek için rol yapmadan, gerçekten büyük oynamak gerekiyor…
Kumandasını teslim aldığım otomobile doğru yürürken bir yandan da kolaçan ediyorum… Gayet Mercedes-Benz bakışlı bir orta-üst sınıf otomobille karşı karşıyayım. Yer almak istediği hedefi doğru belirlemiş ama bu kadar gözüme sokmasını çok da sevmedim açıkçası… Şık durması şık, güçlü görünmeye güçlü ama insan ister istemez burunda bir de Mercedes yıldızı arıyor sanki… Önyargı gibi anlaşılmasın, gördüğümü ve hissettiğimi yazıyorum. Yoksa bu otomobili ciddiye almak için Türkiye’ye ulaşmadan almış olduğu çok önemli ödülleri zaten referansıdır, belli… 2009’da Kuzey Amerika’da yılın otomobili seçilmek her yiğidin harcı olmasa gerek! Izgaranın altında tampondaki paneller gözümden kaçmıyor, hemen anlıyorum adaptif hız sabitleme sistemine ait yolu gözlemekle görevli kameranın bu panellerin ardında görev yaptığını. Gözümden kaçmayan bir şey daha var ama onu sonraya bırakıyorum. Etrafında bir dolanıyorum, dinamik tasarlanmış profili ve arkası kesinlikle daha özgün yapıya sahip ve çok da iyi görünüyor. 5 metreden 25 mm eksik boyuyla, neredeyse 3 metrelik aks mesafesiyle gayet de heybetli bir otomobil bu. Arkada LED’li sağ aydınlatma grubunun altındaki Genesis yazısının yanında bir de 3.8 var. Vay vay vay, iricene bir motordan haberdar ediyor bizi… Heyecanlandırıcı…

Müzik sistemi Rolls Royce ile aynı!

Yaklaştığımda kumandanın sinyallerini tanıyarak kilidi açtığından kabinine anahtarsız olarak girdiğim Genesis’in içine yerleştiğimde ne kadar dolu olduğunu düşünüyorum hemen. Çok kaliteli olmasa da özenli işçiliğe sahip deri, kokpitin bir bölümü dahil her yeri sarıyor. Optitron aydınlatmalı gösterge paneli ışıl ışıl ve ferah. Direksiyon simidinin üst çeyreği ahşap görünümlü malzemeyle, geri kalanıysa deri kaplı. Ama asıl marifeti, ultraviyole ışınları yansıtmadığı için yazın bile güneşten etkilenmiyor ve ısınmıyor! İnce düşünce. Şişkin kokpitin ortası yine rengarenk bir ekranla kabini bilgiye doyuruyor. Otomobille ilgili süspansiyon sertliğinden araç yüksekliğine gelişmiş bazı ayarlar da buradan izlenebiliyor. Bu ayarların yönetimiyse vites konsolundaki Audi MMI ya da BMW iDrive benzeri bir kumandayla yapılıyor. Ekran büyük ve menülerin kullanımı son derece pratik. Otomobili teslim alırken yapılan kısa tanıtımda beni en çok heyecanlandıran aksesuara yöneliyorum hemen, sadece Rolls Royce Phantom’da kullanılan 17 hoparlörlü Lexicon müzik sistemi. “Önce havamızı bulalım da yola nasılsa çıkarız” diye düşünüyorum. Az uz değil, subwooferlı, 500 watt’lık 6’lı CD değiştiriciye sahip bir ünite bu. Tertemiz bir ses, çalan şarkılarda sanki her bir enstrümanın sesini ayrı ayrı dinletiyor gibi… Hyundai, bu seçimiyle kulakların pasını silerek doğru (hatta belki abartılı!) bir giriş yapıyor yer almak istediği sınıfa. Kokpitte kullanılan soft touch plastiği 2 kuşak önceki BMW’lerden anımsıyor gibiyim, rekabet için eşit, daha doğrusu yaklaşık koşulların sunulması daha iyi olmaz mıymış?.. Hani bu kadar yapmışken… Ne de olsa Hyundai’nin güç gösterisi var karşımda…

Yükseklik ve sertlik ayarlanabiliyor

Vites konsolunda elektronik kontrollü SHIFTRONIC otomatik vitesin kumanda kolu var. Zigzaglı yolu yine Mercedes-Benz’e gönderme… Ama Mercedes’in bu zigzaglı yolları kullandığı yıllarda manuel kullanım imkanı henüz yoktu… Genesis’te bu kolu sağa “SHIFTırarak!”manuel kullanım da sağlanabiliyor. Kolun iki yanında ön koltuk ısıtma ve havalandırma butonları ile aracın en gelişmiş iki aparatı yer alıyor: Süspansiyon sertlik ayarı ve yükseklik ayarı… Genesis’in süspansiyon sertliği konfor ve dinamik olarak seçilebiliyor. ECS (Electronic Controlled Air Suspension) olarak adlandırılan elektronik kontrollü hidrolik süspansiyon, sertliği ve otomobilin yüksekliğini seçme olanağı sağlıyor. Düğmeye basıldığında gövde 15 mm yükseltilebiliyor. Sert mod seçildiğindeyse monitörde beliren aracın amortisörleri kırmızı renk alıyor.
Bir coupe’nin tek kapısı kadar geniş arka kapı ve içeride oturana bacak bacak üstüne atma imkanı tanıyan arka koltuk diz mesafesi, bu otomobilin rolünü de şekillendiriyor. Çok ideal bir makam otomobili! Arka koltukların arasındaki kol dayanağının içine gizlenmiş kumanda birimi üzerinden ön koltukların pozisyon yönetimi, ısıtma/serinletme modları, arka cam perdesi ve müzik sistemi kumanda edilebiliyor.

Sadece hava üfleme sesi duyuluyor

Uzaktan kumandayı hiç cebimden çıkartmadan “Start/Stop” düğmesine basarak marşı veriyorum. Çok estetik bir gürleme eşliğinde motor çalışıyor. Tok ses gücü hissettiriyor ama herhangi bir rahatsızlık vermiyor. Az da değil, 290 HP var ayağımın altında! Eski Rolls Royce’larda kabin yalıtımı o kadar iyiymiş ki, bunu tanımlamak için kabinde sadece analog saatin tıkırtısının duyulduğundan söz edilirmiş. Hyundai Genesis’te analog saat yok ama fondan cılız bir şekilde sadece klimanın hava üfleme sesi geliyor… Başka hiçbir ses duyulmuyor. Aynı değer bence… Gaz pedalına usulca dokunup ilerlemeye başlıyorum. Sert olmayan ama tok bir süspansiyonun üzerinde ilerliyorum. Gaz emrini şiddetlendirdiğimde güzel bir güç homurtusu geliyor ama huzur baki. Motorun 360 Nm’lik torku gayet akıcı bir sürüş sağlıyor 1730 kg’lık otomobile. Herhangi bir zorlanma zaten söz konusu olamaz ama çeviklik hemen fark ediliyor. Otoyola çıkıp biraz yüklenmeye başladığımda uyumla eşlik ediyor Genesis, sunduğu konfora toz kondurmadan. Şehir içinde olduğu gibi otoyolda da etraftan bu pahalı Hyundai’ye meraklı bakışlar saptıyorum, şaşkın ve ilgili bakışlar km’ler ilerledikçe artıyor.
Motordan biraz söz etmeliyim, 3.6 litre hacimli sürekli değişken supap zamanlama kontrol ve değişken hava emme sistemli motor, otomobili kalkıştan itibaren 7.0 saniyede 100 km/s hıza ulaştırabiliyor ve 240 km/s’ye kadar da tırmanma olanağı sunuyor. Karma kullanımda 9.5 litre gibi bir 100 km tüketim ortalaması sunan otomobil, şehir dışına çıkılıp sakin kullanıldığında cimri bir kimliğe terfi edebiliyor: 7.2 litre… Ama yoğun trafikte 13.6 litre gibi bir tüketim değeri belirtilmiş. Kullanıcıların bu rakamları yakalayabilmek için epey tecrübe sahibi ve sabırlı olmaları gerektiğini eklemeliyim… Yoksa gelişi güzel sürüşlerde V6 motor, cüzdanın havasını bile çekebilir!

Stajyer işi tasarım!

Arkadan itişli otomobilin stabilite sorunu yok. Olasılıklar da ESP ile “bertaraf” edilmiş! ESP devreden çıkartıldığında aşırı gaz yüklemeleriyle otomobilin arka kısmı kaydırılabiliyor, özellikle ıslak zeminde bu durum sıkıntı yaratabilir.
Genel olarak çok özenilmiş, kaliteli malzemelerin yüksek işçilik kalitesiyle işlendiği bir otomobil olan Hyundai Genesis’te benim takıldığım bir donanım var. Kesinlikle yararlı ama uygulanma biçimine akıl sır erdiremedim… Burunda ızgaraya yerleştirilmiş kamera, sanki “bir başka markanın böyle bir teknolojiye sahip olduğu son anda duyulmuş da tamamlanmış bir otomobile alelacele eklenmiş” gibi görünüyor! Sistem bu tip büyük araçların ara sokak çıkışlarında kesinlikle çok yararlı ve sürücünün işini kolaylaştırıyor ama yerleştiriliş şekli çok stajyer işi olmuş! Ham bir bakışla, bu kameraların plakalığın iki yanına bile yerleştirilmesi daha estetik olabilirmiş…

Sıkıntılı konumlandırma…

Hyundai, Genesis ile Mercedes E Serisi ve BMW 5 Serisi ayarında bir otomobil yapmayı başarmış. Çok zengin donanıma sahip Genesis, eğer benzer motor ve donanımlara sahip olurlarsa bu iki araçtan da daha uygun bir fiyata sunuluyor. Keza Audi A6 da öyle… Sorun şu ki, Amerika’da statü açısından çok da sıkıntı yaratmayıp müşteri açısından bir avantaj olarak görülerek tercih edilebilecek bu otomobil, Türkiye’de bu iki markaya, hatta üçüncüsüne tercih edilmesi zor gibi görünüyor. Bu ne Genesis’in onlardan aşağı kalır bir otomobil olduğunu anlatır ne de kötü bir araç olduğunu… Ama köşeler tutulmuştur ve onların kalelerini vurmak için fiyat kırmak yetmez, hatta prestij açısından dezavantaj bile olabilir. Çünkü diğer markalara yüksek ödeme yapanlar, sadece otomobil değil, prestij de satın almaktadır. Hyundai’nin sunduğu teknoloji, ne kadar etkileyici olsa da tercih edilmesine yetmeyebilir. Bu bana izlediğim bir western filmde geçen bir repliği hatırlattı… Birkaç kovboy aralarında konuşurken birisi öne çıkıyor ve şunu söylüyor: “Bazı mezarlara gömülmek için ölü olmak yetmez”… Bunu söz konusu segmentin temsilcilerine uyarlayabildiğiniz zaman anlatmaya çalıştığım sonuca da varabilirsiniz.

2 Yorum

  1. Selim Akınoğlu dedi ki:

    final çok acı olmuş!..

  2. Atahan Demir dedi ki:

    Los Angeles’da yasiyorum ve son paragrafta ne yazik ki cok dogru bir tespit yapildigini belirtmeden gecemeyecegim. Hatta cok kibar bir dille anlatmissiniz. Bu da bana meslektas arkadasimin muteahhit babasi ile volvo s80 test surusune gidisini (arkadasimin zoruyla ve bu olay s80’in ilk ciktigi yil)hatirlatti. Satis elemani uzuuunca bir test surusun ardindan aracin mercedesten ustun ozellikleri siraladiktan sonra, o kadar emek ve kanitin ardindan mercedes kullanicisi muteahhit babanin “hersey iyi guzel de, ben ondeki yildizi goremeyince rahat edemiyorum” lafini edip mekani terk edisi. arkadasimin kuplere binisi. Genelleme yapip “bizim turk insani boyle” demek istemesem de, konu satis pazari oldumu, maalesef bu genelleme Turkiye icin kacinilmaz. Burda sagim solum genesis ve sonata doldu cunku adamlar cok daha az paraya ayni ozellikleri sunuyorlar. Hatta genesis frenaj testinde bmw 5 serisini geride birakmisti yanlis hatirlamiyorsam. dikkatinizi cekerim, frenlemeden bahsediyorum ( hayati onem tasiyan bir konu ). Hyundai firmasinin bu kadar kisa zamanda pazarda bu derece soz sahibi olmasi takdire deger, fakat bizim saplantili alicilarimizin Sureyya beyin dedigi gibi “prestij” icin para akitmaya yarismalari da uzucu bir gercek.
    Yaziniz cok dogru tespitler icermekte. Guzel anlatim icin de cok tesekkurler.