Otomobil sahibi ilk zencinin renkli icadı!


 

Ülkemizde trafik kültürü gibi onun ana unsurlarından trafik ışıklarına uyum da oldukça acınacak durumda… Üzerlerine EDS kameraları yerleştirilene kadar pek ciddiye alınmayan trafik ışıkları, birçok sürücüye varlığını çektiği o güzel hatıra fotoğrafları ile belli etti. Bizde EDS kameraları monte edilene dek yolları renklendirmek için yanıp söndükleri düşünülse de modern ülkeler 1923 yılından bu yana trafiklerini ışıklarla yönetiyor.

Trafiği renkli ışıklarla kontrol etme fikri aslında demiryollarından alınıp geliştirilmiş bir fikir. Demiryollarında ilk zamanlarda uyarı ışıklarının rengi yeşil, geç ışığının simgesi ise beyazdı. Ama buharlı lokomotiflerin malum kiri pası, bu renklerle sağlıklı kontrol yapılabilmesini engelliyordu. Hatta beyaz renkli uyarı lambaları, sokak ışıklarıyla karıştırılabiliyor ve makinistler dur durak bilmeyebiliyormuş. Ya da modern zamanlarda belediye otobüsü şoförleri(miz) yaptıkları her kazanın ardından suçlarını cep telefonuna yüklüyor ya, ‘yolcu telefonla konuşuyordu, frenler kilitlendi’ diyor ya, onun gibi bir şey… Ama bundan da kötüsü, rüzgarlı havalarda yerlerinden düşen yeşil mercekler, görevlerini beyaz ışıklara bıraktığından verdikleri mesaj dur yerine geç sinyali olabiliyor ve bu da ölümcül kazalara yol açıyordu. Şimdi komik gelebilir ama bu lambaların demiryollarında ilk kullandığı dönemde montaj müessesesi de daha yeni kuruluyordu… Malum sanayi devrimi!.. Bu aksaklıklar ortaya çıkınca demiryolcular lens bağlantılarını güçlandirdikleri sinyalizasyon sistemlerindeki dur uyarısını kırmızı renkli, geç mesajını yeşil renkli, ikaz mesajını da sarı renkli olarak yeniden düzenlediler. Kırmızının kan rengi olması ve yüzyıllarca kan, şiddet, tehlike ve ölümün simgesi olması nedeniyle uyarı ışıklarında tehlikeden uzak tutmak için seçilmesi kimse için sürpriz olmadı. Sarı ise, renk spektrumunda en göz alıcı renk olduğundan onu gören makinist, bir sinyalin bulunması gereken yerde sorun olsa bile en kötü ihtimalle sarı rengi gördüğünden bir şeylerin ters gittiğini anlıyor ve tedbirli oluyordu. Bu mantığa göre kurulan trafik lambaları düzeneği, karayolunda ilk kez 1868 yılında Londra’da kullanıldı. Ne var ki, gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar, bazen patlayıveriyordu. Bu kazaların sıklığı artıp bir tanesinde de mekanizmayı kullanan polisi yaralayınca sistem gözden düştü.

Buna karşılık otomobil sayısı artıp trafik yoğunlaşınca bu lambalarla ilgili arayışlar mecburen yeniden yoğunlaştı. Belli olmuştu ki, fikri aldıkları demiryollarındaki sistem çok da iş görmüyordu. Çünkü trenler birbirine paralel iki hat üzerinde ilerlerken otomobiller iki, üç, hatta dört yolun kavuştuğu kavşaklardan geçiyordu ve sistem hiçbir işe yaramıyordu.

Sonunda elektriğin nimetleri arttıkça günümüzdekilere benzer elektrikli ve renkleri otomatik değişen bir düzenek geliştirildi. ABD’nin Cleveland kentinde otomobil sahibi olan ilk zenci olan Garrett Morgan, ilk trafik ışığının da mucidi oldu. Garrett, 1914 yılında denemelerine başladığı sistemin patentini 1923’te almayı başardı. Siyahi mucidin sistemi, demiryollarındakine benzer şekilde bir T üzerinde kırmızı ve yeşil iki lambadan ibaretti. Bunlara ikaz anlamnda sadece sarı da eklendi ve sistembir standart olarak tüm dünyaya yayıldı. Garrett Morgan, trafik ışıklarının patentini 86 yaşında ölmeden hemen önce 1963’te 40 bin dolara General Electric firmasına sattı.

Yoruma Kapalıdır.