VW Passat 1.4 TSI DSG Highline



Passat’ın 1973 yılından bu yana otomobil literatüründeki konumu net. Dönemsel trendlere uygun geniş hacim ve yüksek konfor öncelikli teknoloji, ekonomi ve performans figürlerinden biri olarak D segmentinde premium’a yakın bir konumda pozisyonunu hep korudu. Her jenerasyonunda segment dierliğinde aşağısını kabul etmeyen gövdesi, minik rötuşlarla VW’de ve başka markalarda da kendi varyasyonlarını yarattı. Renault’nun Megane’dan yarattığı Scenic modelinin bağımsızlığını ilanı gibi Passat’tan ayrılan CC modeli, Skoda’daki genleşmiş hali Superb, Seat ve Audi’deki Exeo ve A4 ortaklıkları hep birer Passat varyasyonları olarak yollarda. Segment içindeki ağırlığı ona duyulan saygıyı her zaman üst düzeyde tutmuştur. Bilirim ki tasarımı bana çok heyecan verici gelmese bile şık elbisesinin altında iyi teknolojiler vardır, sürüşü güvenlidir, rahatı yerindedir! Ve en önemlisi ödenen paranın karşılığını verecektir! Bu yılın başında tanıtılan 7. nesil Passat’a doğru yürürken de yaklaşımım bu oldu.


Artık otomobillerin tasarımlarında optimum limitlere ulaşıldığını düşündüğümden yenilikleri ya farlarda (!) ya da teknolojilerinde arıyorum. Gerçekten de farlar ve ızgara yeni! Otomobili daha prestijli gösterdiği ve güçlü gösterdiğine inanıyorum! İnanın artık bu BMW’de de böyle Mercedes-Benz’de de… Otomobil üreticileri görünen kısımları yüzün eskimesi nedeniyle mecburen değiştirmeseler kimse itiraz etmeyebilir! Ama hızla değişen teknolojiler var ki kayıtsız kalmak imkansız. Bu işin ticaretini yapanlar dışında kalanların, yani müşterilerin asıl ilgilendikleri de bu! Neyse, olgun, oturaklı ve sakin dış görünümü çabucak geçip kabine geniş girdiğimde milimetrik değişimleri dikkate almadan ferahlık ve konfor hissine odaklanıyorum. Şurası bir gerçek ki tasarımcılar bu kadar geniş mesafeler içinde daha özgür oluyorlar! Fikirleri uygulamak için de daha çok alanları var, yenilikleri entegre etmek için de. Ama her şeye rağmen Passat bana son 12-13 yıldır hiç değişmemiş gibi geliyor! Yenilikleri uygulayarak bunu hissettirebilmek de bir beceri!


Gerçi aracın 30 bin km’de olması bir test otomobili için yeterince rahatsız edici ama neyse ki kondisyonu iyi korunmuş ve cihaz bağlayıp ölçüm yapmıyorum, benimkiler sadece izlenim diye umursamamaya çalışıyorum ki o sırada gözüme içine kaçmış kapı kilit düğmesi takılıyor! “Boşver, sürüşle ilgileneyim!” diyorum ve tok ses eşliğinde kapımı çekiyorum. Passat’ın hedeflendiği üzere orta yaş grubu için albenisi yüksek kokpiti kendisini aratmayan, fonksiyonel, pratik olarak kullanılan kumandalarla iyi işlenmiş. Zaten yerleşim konusunda Almanların önemli bir ergonomi başarısı olduğu malum. Koltuğa yerleşiyorsunuz ve otomobil sizin ellerinizde. Kapının içine kaçmış düğmeyi saymazsam hiç bir kumandaya ulaşmak için oturma pozisyonumu değiştirmiyorum. Kokpiti boydan boya geçem ahşap görünümlü kaplama bana göre değilse de meraklısı çok. Düşünüyorum, -bu otomobile özel değil!- insan neden bir ceviz ağacıyle birlikte seyahat etmek isteyebilir!’ Aklımın almadığı donanımlardan biridir ki bunun için bir de ekstra ödeme yapılıyor! Her neyse, kokpit üzerinde en beğendiğim donanım, şüphe yok ki analog saat. Zamanı gösterge tablosunda dijital rakamlar olarak da görmek mümkün ama ilginç bir şekilde otomobillere karizma katıyor. Geçmişe dönük bir saygı, sofistike bir algı… Kokpit üzerindeki büyük LCD bilgi ekranı audio ve telefon ile ilgili tüm kumandalara olanak tanıyan bir bölüm. Bu ayarların dokunmatik olarak yapılması bana hala etkileyici geliyor. Ama daha etkileyici olanı, radyo frekans ayarlarının hassasiyetle yapılabilmesi. Frekans seçimlerini manuel yapma imkanını olağanüstü zorlaştıran, pes ettirip vaz geçiren birkaç marka biliyorum!


Passat’ın sürücü koltuğunda “binbir” yöne elektrikli hareketlilik söz konusu! 12 yön ve bel desteğini ayarlayıp 3 ayrı hafızaya alabilmek gibi bir imkan tanınmış. O da çok kullanıldığına bir türlü ikna olamadığım bir özellik olmuştur hep. Bu donanım seviyesine özel alkantara koltuklarda sunulan minder sertliği, kafa alanları, önde ve arkada diz mesafeleri, ayak boşlukları, belki de bir yolculuk için ideal mesafelerin karşılığı durumunda. Passat, önden veya dört tekerlekten çekişli olarak üretildiği için her bir gövdede var olmak durumunda olan şaft tünelini saymazsak bu mesafelerle ilgili soru işareti bulmak imkansız. Hani eskilerin deyimiyle “yayla gibi” bir otomobil! Buna bagaj alanını da dahil etmeliyim. Türkiye gibi sedan otomobiller cennetinde Passat’ın daha bir öne çıkmasında hiç şüphe yok ki 565 litrelik dev bagajının da payı var. Böyle zarafet kazandırılmış bir otomobilde koltukları yatırıp “yük” taşımak isteyen çıkar mı bilinmez ama kapasiteyi 1090 litreye kadar artırmak mümkün. Otomobil sabitken edindiğim yüksek konfor ve iyi izolasyon fikrinin sürüş sırasında da sürdüğünü vurgulamam gerek! Sarsıntıları mükemmel absorbe edebilen süspansiyon, kabindeki huzuru koruyor. Otoyol sürüşlerinde de stabiliteye hizmet veriyor. Önden çekişin her otomobile özgü dezavantajlarının geometrik düzenlemeler ve tabii elektronik desteklerle en aza indirgendiği Passat’ta salınımlar, esnemeler yaşanmıyor. Sert, diri ama konforlu bir süspansiyon!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Otomobildeki en önemli teknolojilerden biri tabii ki 1.4 litre hacimli turbo beslemeli motor. Düşük hacimli turbo beslemeli motor konusunda VW’nin kayda değer bir ünü ve Yılın Motoru dahil çeşitli ödülleri var. Sessiz ve titreşimsiz çalışan motorun düşük hacmi öncelikle 1.5 tonluk boş ağırlığa sahip otomobili taşıyıp taşıyamayacağıyla ilgili sorular oluşturuyorsa da harekete geçtiğiniz an bunun anlamsızlığını fark ediyorsunuz. Hacim ve üretilen güç çok yüksek olmayabilir ama 1500-4000 d/d arasında sürekli üretilen 200 Nm’lik tork otomobili “sürüklüyor”. Zaten yoksa 10 saniyelik 0-100 km/s hızlanma verisi elde edilemezdi. Büyük ve görece lüks bir otomobilde düşük vergi diliminin avantajını yaşayacak kullanıcı için bir diğer cazibe de gerçekleşen düşük yakıt tüketimi. Stop/Start teknolojisinin de desteğiyle karma tüketimi 6.0 litre düzeyinde öngörülen otomobilin i-motoring.com sürüşünde eriştiği değer ise 7.0 litre. Ebatlar ve sürüş dinamizmi düşünüldüğünde bunlar etkileyici değerler!

 

 

 

 

 

 

 

 

Gelelim Passat’ın en önemli özelliğine! Keyif veren bu yakıt tüketim değeri elbette ki sadece motor verimliliğiyle gerçekleşmiyor. Onu kabinden yönettiğiniz kumanda aktif görevde! DSG kodlu otomatikleştirilmiş şanzıman, performans ve tüketime yönelik iyi çalışan bir ekipman. Çift kavramalı tabir edilen -ama çift debriyajlı zannedilen!- 7 vitesli sistem, akıcı, sarsıntısız sürüşlere olanak taşıyor. Bizim sürücülerin en çok ilgilendikleri kısım olarak sunulan Auto Hold desteğiyle yokuştaki kalkışlarda geri kaydırma yapmayan sistem, koldan ya da direksiyon üzerinden manuel olarak da kullanılabiliyor. Kullanıp da keyfini alamayan olmayacaktır fikrindeyim. Subjektif fikrimdir ki, her marka için geçerlidir, halen elektrohidrolik park freni ve stop start sisteminden keyif almıyorum. Birinin özgürlüğü kısıtladığına, diğerininse sürüş ruhunu kesip biçtiğine inanıyorum.


Passat uzun süredir Trendline, Comfortline ve Highline donanım versiyonlarıyla satılıyor. Test ettiğim Highline en üst versiyonsa da otomobil özellikle Comfortline seviyesinden sonra hayli tatmin edici düzeye ulaşıyor. Fiyat aralığını 57.900 ile 84.900 arasında belirleyen VW Türkiye, farklı kesimleri Passat sahibi yapmayı hedeflemiş, fena da olmamış! Aradaki 35 bin TL’nin içine markanın Tiptronic DSG başta olmak üzere çeşitli konfor ve lüks ekipmanlarını koymak mümkün.

Yoruma Kapalıdır.