İsmi gaylerle özdeşleşmişti: MX-5 Miata


II. Dünya Savaşı sonrası otomobiller fonksiyonelliklerini doruğa taşıdıktan sonra yeniden baharı yaşamaya başlamış, birer keyif aracı olarak da yeniden yaygınlamıştı. Özellikle hızlı coupeler ve cabriolar yıldızlaşıp dönemlerine damgasını vururken 1960’lara gelindiğinde iki kişilik küçük roadsterler moda olmuştu. Almanya’dan Mercedes SL, İtalya’dan Alfa Romeo Spider, İngiltere’den MGB ve Triumph ve Uzakdoğu’dan da Honda S600 gibi modeller, önden motorlu ama arkadan itişli yapılarıyla büyük sürüş zevki sunuyordu ve bu yüzden de çok popülerdi. Ancak 1970’lere doğru dünyayı saran kaslı otomobiller akımı, roadsterlerin pabucunu geçici olarak da olsa dama attı. Bu ‘fiyakalı’ otomobillerin büyük bir popülariteyle geri dönüşüyse, yaklaşık 25 yıl sonra Mazda MX-5 ile gerçekleşti. Zaten sonraki dönemde MX-5’in açtığı yolda her markanın albenili modelleri yerini aldı.

Mazda MX-5’in projesi ilk kez 1979 yılında ortaya atıldı. Mazda’nın ar-ge departman müdürü Kenichi Yamamoto ve Amerikalı gazeteci Bob Hall, firmanın gelecek planları hakkında bir röportaj yapıyordu. Yamamoto, Mazda’nın marka imajını yükseltecek düzeyde bir spor otomobil üretmesi gerektiğini söylüyordu. Altını çizdiği noktaysa, bu prestijli otomobilin bir Ferrari ya da Porsche olması gerekmediğiydi. Bob Mall ise, görüşme sırasında önündeki kağıda öylesine bir otomobil karalıyordu. Gazetecinin çizimi, bir roadsteri işaret ediyordu, bu da sonraki yıllara damgasını vuracak MX-5 Miata’dan başka birşey değildi…

Wankel’den roadster’e

1950’ler biterken Almanya’da Wankel olarak da tabir edilen rotary motoru icat eden ama ticari anlamda başarılı olamayan Felix Wankel’in projesi, 1970’lerde Japonya’da ticari başarı sağlanabilecek şekilde yeniden geliştirilmişti. Bu başarının altında imzası olan isim ise Kenichi Yamamoto’dan başkası değildi! Mazda’nın Wankel motorlu roadster projesi, Amerikalı gazeteciyle yaptığı görüşmenin ardından hız kazandı. Bu projeyi geliştirmek için Japon ve Amerikalı tasarımcı ve mühendisler bir araya geldi. Bir çok prototipin ardından önden motorlu, iki koltuklu ve arkadan itişli bir roadster üretilmesine karar verildi. Ancak kullanılacak motor hakkında bazı tereddütler vardı. Araçta katlanabilen kumaş tavanın yanısıra istenildiğinde sökülüp takılabilen hardtop sac tavan da opsiyon olarak sunulacaktı. İlk resmi prototip üretim, 1989 yılında Chicago Otomobil Fuarı’nda tanıtıldı.

Projenin başlandığı 1979’da Wankel motor kullanılmasına karar verildiyse de sonradan verimlilik ve uzun ömürlü kullanım için, üretimin başlayacağı on yıl sonrasına rastlayan dönemin de beklentilerini karşılayan üstten çift eksantrikli silindir başına dört supap teknolojili 1.6 litrelik modern bir benzinli motor kullanılmıştı. Mazda 323 ve NX200 Coupe’de de kullanılan bu motor, sportif sesi, sorunsuzluğu ve ekonomik kullanım karakteriyle beğenilmişti. 1598 cc hacimli motor, 5600 d/d’de 115 HP maksimum güç ve 5500 d/d’de 135 Nm maksimum tork üretiyordu. Kısa ve sportif yollara sahip beş ileri vitesli manuel şanzımana sahip olan otomobil, 990 kg’lık düşük ağırlığının da payıyla 0-100 km/s hızlanmasını 8.7 saniyede tamamlarken 195 km/s hıza ulaşabiliyordu.

Yalın ama klasik olmasını sağlayacak modern hatlardan oluşan karoserde farlar, gündüzleri kapakların altında gizlenirken hava karardığında elektrikli olarak açılıyordu. Dönemi için çok “fiyakalı” bir tasarım olan far yapısına ek olarak otomobilde 1960’lı yılları çağrıştıran kelebek camları, kaputun sol tarafındaki Mazda yazısı akıllarda yer ediyordu. Otomobil, Amerika pazarında Japonca’da “binici ve atın “bir”liği -oneness of the rider and the horse” anlamına gelen Miata adıyla satıldı.

Basitin güzelliği

3975 mm boyundaki otomobilin yüksekliği sadece 1219 mm’ydi. 2261 mm’lik aks mesafesine sahip otomobilin kabininde iki kişi için oldukça ferah oturma alanı ve diz mesafesi vardı. 1990’ların başında hakim olan akımlara uygun sade ve basit tasarımlı kokpitte tipik Japon ergonomik yerleşimi dikkat çekiyordu.

Otomobil, seri kullanım özelliklerinin yanında güçlü yol tutuş özellikleri ve arkadan itişle gelen yüksek kullanım keyfiyle Mazda ürün gamındaki diğer modellerden ayrılıyordu. Bu otomobilde sportif sürüşler elde edebilmek için gelişmiş süspansiyon elemanları kullanımından kaçınılmamıştı. Süspansiyon sistemi, MX-5’e özel tasarlanmış elemanlardan oluşurken McPherson tipi üçgen alt salıncaklara ek olarak hem önde hem de arkada yarış otomobillerinde kullanılan çapraz sevk çubuklarından yararlanılmış ve böylelikle de gelişmiş tutunma özellikleri elde edilebilmişti.

Beş ileri vitesli otomobilin şanzımanı, hassas ve seri çalışıyordui geçişlerse kemiksizdi. Arkadan itişli otomobilde günümüzde olduğu gibi sğrğş güvenliğini destekleyecek elektronik ekipmanlar yer almıyordu. Otomobili kaygan yüzeylerde stabil tutabilmek sürücünün bilek gücüne bağlıydı. 115 HP’lik motor belki herkesi zorlamadı ama 1993 yılında motor gamına eklenen 1.8 litre 128 HP’lik yeni motor seçeneği, özellikle 145 HP’ye çıkarıldıktan sonra daha da zevkli sürüşler sağlarken daha dikkatli olmayı gerektiriyordu. O dönemdeki en önemli rakipleri Fiat Barchetta, Mercedes Benz SLK ve BMW Z3’tü. Tabii fiyat avantajı, onlardan daha popüler olmasını sağlıyordu.

Mazda MX-5, otomobil tarihinin belki de en zevkli gövde versiyonlarını 1990’larda hataya döndürmekle kalmayıp dünyanın en çok satılan roadsteri unvanını da kazanmıştı. Mazda MX-5 Miata’nın Amerika’da sahip olduğu bir diğer unvan da “en popüler gay otomobili” olmasıydı.

Be Sociable, Share!

Yoruma Kapalıdır.