Gelecek elektrikte olabilir, ya bugün?

Evet elektrifikasyon çabaları tam gaz devam ediyor. Gelecek elektrikte, şüphe yok ama sanki o geleceğe fosil yakıtlı araçlarla gideceğiz ve daha çoook yol var!  “Elektrikli araçlar geliyor, gelecek elektrikte. İşte bakın Münih Otomobil Fuarı’nda bütün firmalar yepyeni elektrikli araçlarını sergilediler. Varsa yoksa elektrikli araçlar” diye başlayan bir yazı yazmak istemedim.

Kamuoyunda oluşturulan algı öyle olmasına rağmen, maalesef kazın ayağı öyle değil.

reklam

Öncelikle, Avrupalı müşterinin ve oluşturabildikleri kamuoyu baskısının ne kadar önemli ve yaptırımcı olduğunu çalışma hayatımda bizzat yaşadığım bir olayla anlatmak istiyorum. Sonrasında elektrikli araçlara ve hayatın gerçeklerine döneriz.

Küçük dizel motorların bugünkü kadar tu kaka olmadığı zamanlardayız. Emisyon normları da şimdiki gibi gerçeğe yakın bir yöntem olan WLTP ile değil de daha yapay olan NEDC (New European Driving Cycle) çevrimi ile ölçülüyor. Ve o meşhur çevrimin içinde soğuk çalıştırma denilen bir aşama var.

O zamanki teknolojiye sahip dizel partikül filtreleri (Diesel Particulate Filter (DPF) belli bir sıcaklığa ulaşmadan verimli çalışmıyordu. O yüzden de motor soğuk iken fazlasıyla zararlı gaz salardı. Bildiğiniz gibi NEDC sisteminde çevrim boyunca aracın saldığı zararlı gazların toplamı ölçülür. Elinizdeki motorunuz NEDC çevriminin diğer bölgelerinde saldığı zararlı gazlar çok fazla değilse partikül filtresinin ilk çalıştırmada işini yapıp yapmaması sizin için önemli olmayabilir. Onu ısıtmadan da çevrimin isteklerine uyabilirsiniz. Neticede egzozdan çıkan toplam zararlı gaz miktarı önemli.

reklam
Advertisement

O yıllarda çeşitli güçleri üretebilen küçük dizel motorumuzu birçok otomobilin üstüne koyarak satıyoruz. Teknoloji olarak diğer firmaların hemen hemen 5-6 yıl ilerisinde olan motor mühendislik birimi gerçekten harikalar yaratıyor. Öyle bir dizel motor yanma odası ve egzoz sistemi tasarladılar ki DPF’i ısıtmadan da o an için yürürlükte olan egzoz emisyonlarını tam olarak karşılıyor ve normunun gerekliliklerini yerine getirebiliyoruz. Gerçekten de hem teknolojik hem de ekonomik olarak büyük bir başarıydı.

Rakip firmaların bazılarında bu teknoloji ve bilgi birikimi yoktu. Onların mekanik mühendislik ekipleri o günkü şartlarda o emisyonu normları sağlayabilmek için partikül filtresini ilk anda ısıtabilmek için egzoz sistemine tam DPF girişine 5’inci bir enjektör koymak zorunda kaldılar. Bu şekilde ilk çalıştırmada DPF’nin içine mazot püskürterek yanma ve ısınma gerçekleştiriliyordu. DPF ısınınca bu 5. Enjektör bir daha hiç işe yaramıyordu.

Tabii ki bu çok pahalıya mal olan bir çözümdü. Düşünsenize, bir vida daha az sıkılarak araç fiyatını daha ucuza mal etmeye çalışılan bir sektörde, siz motora fazladan bir mazot enjektörü koyuyorsunuz. Tabii ki olay sadece enjektör değil onun borusu, kablosu, koruması, montajı ve tedarikini üst üste koyunca çok ciddi bir maliyetten bahsediyoruz.

Bir gün görevli olarak yurtdışına gittiğimde şehrin bütün ilan panolarında “temiz ve çevreci 5. Enjektörlü XXX araç” şeklinde ilanlarla karşılaştım. Rakip firma tabiri yerindeyse teknolojik beceriksizliklerinin reklamını vermişti. Gerçekten çok şaşırdım. Mekanik mühendisliğindeki arkadaşlara nedir bu 5. Enjektör diye sordum. Onlarda olayın yukarıdaki detaylarını anlattılar.

Bizim motorumuz o anki normu 5. Enjektör koymadan geçmesine rağmen rakip firma öyle bir pazarlama stratejisi yaptı ki, kamuoyunda ve müşterilerin gözünde sanki bizim aracımız çevreyi kirletiyormuş algısı yaratıldı. Halbuki olay o anki çevre normlarına uymaktı. İki firma da uyuyordu. Birisinin çözümü pahalıydı.

Ve sonunda evet, bizim araçlarımıza da hiç gerek olmamasına rağmen 5. Enjektör takmak zorunda kalındı.

Şimdi gelelim bugün yaşananlara,

Aynı 5.enjektör olayındaki gibi, kamuoyunda elektrikli araç üretmeyen ya da üretirmiş gibi yapmayan firmalar neredeyse kız verilmeyecek konuma geldiler. Tabii sadece kamuoyu baskısı değil yanında çevreyi düşünen Avrupalı devlet yöneticileri de çıkardıkları ve çıkarmayı düşündükleri yasalarla üreticileri sıkıştırmaya devam ediyorlar.

Avrupa Birliği komisyonu, daha iki ay önce, içten yanmalı motorları 2035’ten itibaren yasaklamayı önerdi. Ve Avrupalı üreticilerde teknolojik ilerlemelerine ve tercih ettikleri pazara bağlı olarak çeşitli tepkiler verdiler. Bunların sonunda da 2021 Münih Otomobil Fuarı’nda ilk sunumu yapılan araçların hemen hemen hepsi elektriklendirilmiş araçlardı.

Şimdi gelelim gerçek hayata.

Geçen ay Avrupa Otomobil Sanayicileri Birliği (The European Automobile Manufacturers’ Association ACEA) yani bizdeki OSD, Avrupa Birliği üyesi olan Romanya, Polonya ve Yunanistan’da 100 kilometre başına düşen elektrik şarj ünitesi sayısı 0,5 olarak açıkladı. Yani 200 kilometrede 1 tane şarj ünitesi var. Onlarda büyük ihtimalle büyük şehirlere kurulan şarj istasyonlarıdır.

Daha Avrupa Birliği üye ülkeleri bile elektrikli otomobile hazır değiller. Dünyanın geri kalanını, Asya ve Güney Amerika ülkelerini düşünmek bile istemiyorum.

Gerçek hayattan başka bir kesit alalım ve Almanya ile Fransa’ya bakalım. Bilindiği gibi elektrikli araçların en büyük dezavantajları şarj sürelerinin çok uzun olması. Otomotiv endüstrisinde her şeyin bir çaresi olduğu gibi (bakınız 5. Enjektör) uzun şarj süresinin de bir çaresi bulundu elbette. Firmalar hızlı şarj olabilen aküler geliştirdiler.

Günümüzdeki hemen her elektrikli araba reklamında, firmalar, araçlarındaki en ileri teknolojiyle bataryalarının ne kadar kısa sürede şarj olabildiğinden bahsediyorlar. Ancak bataryayı bu kadar hızlı şarj edebilmek için çok (ama çok) güçlü şarj istasyonlarına ihtiyaç var. Bu şarj istasyonu kurmak çok maliyetli bir yatırım. Bu yatırımı yapan firmalar da paralarını geri alabilmek için şarj ettikleri elektrikli arabalara sattıkları elektrik birim fiyatını çok (ama çok) pahalıya satıyorlar.

İşte bugünlerde Fransa ve Almanya’daki elektrikli araç sahipleri özellikle otoyollardaki fahiş fiyatlı şarj fiyatlarından şikayetçiler.

Gerçek hayatta durum böyle. Daha geçen gün Ford karlı olmadığı için Hindistan’dan çıktığını ve 2 fabrikasını kapatacağını duyurdu. Hindistan pazarında ikinci hava yastığı hala bir reklam unsuru olarak kullanılıyor. Anlayın durumu. Üreticiler bu haldeki o tip ülkelere 2035 sonrasında “biz artık içten yanmalı araç üretmiyoruz” mu diyecekler. Yoo bal gibi de hem üretecekler hem de satacaklar.

Tabii ki, çevreyi kirleten, fosil yakıt kullanan motorlara çevreyi daha az kirletmeleri için katı kurallar getirilmeli. Ve tabii ki gelecek elektrikli araçlarda. Ancak elektrikli araçlara geçişi, şu anda Münih Otomobil Fuarı’nda estirilen rüzgar kadar hızlı ol(a)mayacak gibi duruyor. Bu iş manüplasyona gelmeyecek kadar zorlu. Siz siz olun, elektrifikasyon hayallerine bir süre daha, uzun bir süre daha mesafeli durun. Gaza gelmeyin. Gelecek elektrikte olabilir ama o geleceğe daha çok var.

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir