Neden eski otomobil?


Eski otomobilleri neden seviyoruz? Üstelik bu aşkın sınırı da yok. Sevmemiz için bir otomobilin klasik olması gibi bir nedene de ihtiyaç duymuyoruz. Benim gibi Renault 12 tutkunları da var, Lada 2105 kulüpleri de… Çoğu insan bana sorar, Renault 12 neden sevilir diye. Hakikaten bunun bir açıklaması yok. Ülkemizde üretilmiş, her köşe başında olan, hiçbir konuda üstün bir özelliği olmayan bir otomobile de aşk derecesinde bağlı olunabiliyor. Bir R12, Murat 124 ya da 131’i düşünün, ne özel bir performansı vardır ne sportif bir sürüşü ne de beklentileri aşan bir yol tutuşu… Üstelik iş icabı şimdiye kadar 1000’lerce yeni otomobili kullanmış, Ferrari’ler, Porsche’lerle yatıp kalkmış biri bile (yani ben) hâlâ ısrarla Renault 12 diyebiliyor.

Öncelikle bu otomobilleri sevmemizin bir nedeni geçmişi özlüyor olmamız olabilir. Çocukluğumuzdaki güzel anıları, keyifli seyahatleri hatırlatan bu otomobilleri unutamıyor olmamız çok normal. Muhtemelen babamız, dedemiz, dayımız ya da amcamız, bu otomobillerle ilgili ilginç anılarını anlatmıştır, biz de o yaşlarda fazlasıyla etkilenmişizdir. Bu bir varsayım değil, mesela babam Renault 12’nin önden çekişli olmasının faziletlerini ballandıra ballandıra anlatırdı. Tabii bu kadar inanç sadece anlatmakla olmaz. Kar yağıp da arkadan itişli Murat ve Anadol’lar yerlerinde sayarken, bir yerlere gömülüp kalmışken biz rahatça ilerleyebilirdik. Çocuk yaşımda bunları bizzat gözlemleyince Renault 12’nin çekişinin diğerlerinden üstün olduğu gerçeği hafızama kazınmış bir kere. Şimdi bile bu otomobillerin Anadolu’da arazi aracı niyetine kullanılıyor olması da bu tezimi doğruluyor zaten. Öte yandan sevgili dedem Anadol’unun üstünlüklerini, eniştem de önce Murat 124 sonra da 131’inin faydalarını savunurdu. Hepsi kendince haklıydı. Çünkü rakiplerine göre belirgin artılarının üstüne basıyorlardı. Murat 131’in içinin daha ferah olduğu, R12’den daha kolay bir kullanıma sahip olduğu gerçeği değişmez sonuçta. Ama benim çocuk kafamda galip gelen hep R12 olurdu, babam kendi otomobilini daha iyi savunuyordu demek ki. Zaten Günaydın Türkiye Rallisi’nin sadece yerli otomobillere açık olan ilk dört yılında hep Renault 12 birinci olmuştu. Demek ki, bu önden çekiş zorlu şartlara daha iyi uyum sağlıyordu. Bu arada, işi önden çekiş, arkadan itiş meselesine getirmek istemiyorum. Hepsinin kendine göre üstün tarafları var. Bu ayrı bir yazı konusu ama dört tekerlekten çekişi bir kenara bırakırsak ben önden çekişçiyim. Daha doğrusu kendimce şöyle bir prensip geliştirdim. Eğer bir otomobil iki tekerlekten çekişliyse, motor hangi konumdaysa çekiş de o aksta olmalı… Ortadan motorluları ne yapacaksın diye sormayın sakın, motor sürücünün arkasındaysa çekiş de arkada olmalı tabii. Bu nedenle bir sürü BMW ve Mercedes’i sevebileceğim otomobiller arasından eliyorum ne yazık ki. Aslında birçoğuna aklım gidiyor ama ne yapalım prensip işte. Önden motor, arkadan itiş hiç bana göre değil. Yine de geçmiş rallilerde her virajdan yengeç gibi yan çıkan bir Fiat 131’e, bir Ford Escort’a, bir Opel Manta’ya hayır demek tabii ki mümkün değil. O zaman şöyle söyleyelim, onları izlemeyi seviyorum, kullanmayı değil.

Neyse, konumuza dönelim. Geçmişte yerli otomobiller takım tutulur gibi tutulurdu. Otomobillere ilgisi olsun ya da olmasın herkesin bir birincisi vardı ve ateşli bir şekilde o modeli savunurdu. Üç fabrikanın da ralli takımı vardı ve sportif anlamda da kıyasıya çekişirlerdi. Benim için Renault 12 tabii ki Galatasaray’dı. Çocuk kafamda Murat 124 ve 131’leri Fenerbahçe, Anadol’ları ise Beşiktaş olarak adlandırmıştım. Tabii çoğu Galatasaraylı’nın Beşiktaş’a bir sempatisi vardır nedense. En azından nefret etmez. Fenerbahçe ise mutlaka yenilmesi gereken rakiptir. Bu nedenle küçükken en az sevdiğim otomobillerin Murat’lar olduğu gerçeği de ortaya çıkıyor. Şimdi öyle düşünmüyorum, bir Murat 124 satın alıp, orijinaline göre toplamaya bile hayır demem ama öncelik R12’de tabii ki.

Bu otomobilleri sevmemizin bir nedeninin aile, yetiştiğimiz çevre olmasından bahsettik. Diğer nedeni de günümüz otomobillerinin aksine eskilerin sürücü otomobili olmasından kaynaklanıyor. Ne demek sürücü otomobili? Cevap çok basit, onları biz kullanıyorduk. Arızalarını onarıp, elimizi yağa bulayabiliyorduk. Sürücülük önemliydi, ne zaman frene basarsan durur, viraja nasıl girersen döner gibi her şey sürücünün elinde ve yeteneğindeydi. Şimdiki 400-500 beygirlik spor otomobiller bile herkesin kolayca kullanabileceği karakterde. Yeni otomobiller çok hızlı ama sinirleri alınmış vaziyette. Bir kere her şey elektronik olarak kontrol ediliyor. Elektroniği bırakın mekanik yol tutuşlar da çok üst seviyeye geldi. Bu nedenle yeni otomobillerin çok hızlı ve güvenli olmaları yanında sürüş keyfi olarak zayıfladıkları bir gerçek. Çünkü onları biz kullanmıyoruz sadece hareket ettiriyoruz. Bugün bir Porsche’yi rahatlıkla 60 yaş üstü bir kadın da kullanabilir. Bu elbette iyi bir şey ama işin zevk kısmının da köreldiği bir gerçek. Kendi adıma sinirli otomobilleri özlüyorum. Üst düzey örnekler vermeye gerek yok bir Peugeot 205 GTi çok mu gidiyordu? Günümüz standartlarında hayır ama asabiydi. İyi yol tutuyordu belki ama hata da affetmezdi. Bu nedenle kullanırken tetikteydiniz bu da ona hâkim olma dürtüsüyle birlikte keyfi artırıyordu.

İşin bir de ağırlık kısmı var ki, bu da ayrı bir yazı konusu. Eski GTi tarzı otomobiller 130-140 HP ile 0-100 km/s hızlanmalarını 8.0 saniyenin altında tamamlayabilirken bugün aynı performans için 200 HP üstü gerekiyor. Garip bir şekilde daha az tüketiyorlar ama… Bu nedenle her şekilde teknolojiyi seviyoruz ama basitliği ve sürüş zevkini bu denli elimizden almasa keşke.

Sonuç olarak eski otomobilleri özlemek, onlara tutkuyla bağlı olmak için klasiklerden bahsetmeye gerek yok. Bir otomobil tutkunu için Renault 12 çok şey ifade edebilir. Diğeri Ford Escort’u yere göğe koyamazken, bir başkası Opel’in milyonlarca üretilmiş bir modelinin hastası olabilir. İnternette gezinin, aklınıza gelen her model için bir kulüp bulabilirsiniz. Yakın gelecekte günümüz otomobilleri için de ağıtlar yakacağız. Hele elektrikliler sokakları doldursunlar da…

 

7 Yorum

  1. Ufuk dedi ki:

    i-motoring’i işte bu tarz yazılar yüzünden çok seviyorum, yaşım nedeniyle çok az bildiğim bir tarihi; memleketten otomobil hikayelerini okumak çok keyifli. Elleriniz dert görmesin. Elektrikli otomobillerin sürüş keyfinden daha fazla ödün vermemesi için üreticilerin üzerinde çalışacaklarını düşünüyorum, onlarında yaşatacakları farklı hisler olacak sanırım bizlere. David Coulthard’ı bile etkilemiş gözüküyor.
    http://www.youtube.com/watch?v=0w7YOREwEKg

  2. ismail başbölük dedi ki:

    teşekkürler i-motoring. Bizim gibi otomobil hastaları için yalnızca firma pr’larından oluşmayan bir site hazırladığınız için. Süreyya İzgi bir Autoshow efsanesiydi şimdi de benim gözümde yeri ayrı olan Autocar efsanesi Mert Yılmaz. Yanılmıyorsam Meçhul Yazar da oydu. Ben de ilk otomobil kullanmaya R12’lerde başladım. Aslında ben Tofaş grubunu seviyordum özellikle de Doğan’ları ama babam Renault’cu olduğu için bize de binmek düştü. Şimdi eşte dosta bir R12 bulunca bir tur atıyorum ve almak için orjinal 71-72 model ilklerinden arıyorum.

  3. Selim Akınoğlu dedi ki:

    Güzel bir başlangıç. Ve evet, ben mekapçı ve muratçıydım, hem de fb’li. Yıllar sonra Renault’cu olmam, Allah’a şükür, cimbom’lu olmamı gerektirmedi. Neymiş: dönem öyle bir dönemdi.

  4. hatibi dedi ki:

    Ben FB’liyim ama R12’yi de severdim nedense. Yine de 124’ün yeri ayrı. Mert Yılmaz’ı Autocar’da da okurdum, meçhul yazar olarak yazıları da ayrı keyifliydi.

  5. Kayahan Ağırkaya dedi ki:

    Çok güzel bir yazıydı. Otomobillerin ruhlarının, ayrı karakterlerinin olduğu zamanları daha çok özleyeceğiz gibi…

  6. Oytun Işlar dedi ki:

    Direksiyonuna oturup ilk marşa bastığım araba R12 TS ve 74-91 yılları arasında ailemde mutlaka bir adet vardı. Klasik araç merakım halen sahibi olduğum bir Citroen 2CV ile karşılanıyor olsa da 73-74 model bir R12 TS restorasyonu hedeflerimin en güçlülerinden biri…Geçen ay 45.000 km yapmış bir ’74 TS’yi alamadığım için çok keyfim kaçtı ama bu konudaki inadımı sürdürmeye devam ediyorum. Çocukluğumdaki bütün uzun yolculuklarda dağ tepe yükümüzü sırtlayan bu araca tekrar can vermeye kararlıyım. Takım tutmam ama FB sempatizanıyım. Sanırım R12 tutkuma sizlerin teorisine göre cuk diye oturuyor. 124 ve 131 zamanında sık kullandığım ve çok rahat ve pratik araçlardı. Anadol tecrübem olmadı. Mert Yılmaz’a saygılar. R12 restorasyonu düşünürse haberim olsun mümkünse. Dünyanın hangi bölgesinde hani donanımlar hangi model yılı kullanılmış, kıllığa varan bir titizlik derecesinde bildiğim için faydam olabilir diye düşünüyorum 🙂

  7. Celil dedi ki:

    Arada bir bu tarz yazıları (güzel bir yazı, elinize sağlık) okuduğumda ya da eski otomobil hayranlığı olan arkadaşlarımla konuştuğumda farkına varıyorum ki sadece yeni otomobilleri seviyorum. Ne bileyim mesela 70’lerde Fiat Mirafiori’yi veya Lancia Delta’yı severdim ama o zamanların modern otomobilleri oldukları içindi. Şimdi baktığımda nostaljik duygulara kapılmıyorum, aksine bana çıkartıkları masrafları ve çektirdikleri mekanik sıkıntıları hatırlayıp iyi ki kurtulmuşum diyorum. Bir Giulietta, 8C Competizione, Evoque ya da 2013 kasa Volvo V40 beni herhangi bir eski otomobilden çok daha fazla heyecanlandırıyor. Gerçi eski analog müzik setlerini çok severim ama eski oldukları için değil, şimdikilerden çok daha iyi ses verdikleri için. Yaşına değil işlevine bakıyorum herhalde. Birilerinin de yenileri sevmesi lazım ama değil mi 🙂