Önden de çekiyor arkadan da itiyor!


1930’lu yıllarda otomobille beraber motorsporları da önemli gelişmeler gösteriyordu. Pistlerin kalitesi artıyor, hız yükseliyor ve çok çekişmeli yarışlar yaşanıyordu. Bu mücadelede başı çekense iki Alman markası Mercedes ve sonradan Audi adını alacak Auto Union’du. İtalyan üretici Alfa Romeo, ilk zamanlar bu iki markayı alt edebildiyse de 1930’lara gelindiğinde durum hiç de parlak değildi. Mercedes ve Auto Union yarış otomobillerini geçebilmek için olağanüstü güçlü bir yarış otomobili arzulayan Alfa Romeo, bu projeyi de zaten 1929’dan beri yarış otomobillerinin sorumluluğu devrettiği Scuderia Ferrari’ye verdi. Ferrari’nin sahibi Enzo Ferrari ve mühendis Luigi Bazzi’ye verdi. Ortaya çıkan sonuç teknolojik bir sıçramayı ifade etmekle kalmıyor, sonradan 1947’de Ferrari markası kurulduğunda firmanın ilk otomobili olarak Bimotore’nin gösterilmesini sağlayacaktı. Zira önündeki kalp formlu ızgara ve amblemleri dışında herşeyiyle bu otomobil Enzo Ferrari’nin eseriydi.

540 HP’lik güç!

Alfa Romeo Bimotore’nin en önemli özelliği, İtalyanca isminde de net bir şekilde belirtildiği üzere iki motorlu olmasıydı. Önde ve arkada birbirinden ayrı sekizer silindirli iki adet 3165 cc hacimli motorları olan otomobil, her ikisi de arka tekerleklere güç üreten toplamda 6.3 litrelik güç santraline sahipti. Üstten çift eksantrikli ve 16’şar valfli motorlar Weber karbüratörlerle besleniyorlardı. 5400 d/d’de 270’er HP maksimum güç üreten, düz yerleşimli ve sıralı iki motorla elde edilen 540 HP’lik güç patlaması, üç vitesli otomobili 325 km/s hıza kadar ulaştırabiliyordu. Ortadan direksiyonlu ve bağımsız süspansiyon sistemine sahip otomobilin ulaştığı bu baş döndürücü hız, hesaplara göre Alfa Romeo Bimotore’nin 430 HP’lik Mercedes ve 375 HP’lik Auto Union yarış otomobillerini kolayca geride bırakmasını sağlayacaktı. Nisan 1935’te otomobili deneyen efsanevi yarış pilotu Tazio Nuvolari, otomobilde bazı ağırlık problemleri saptadı. Lastikler otomobilin gücü ve 1030 kg’lık ağırlığını kontrol etmeye yetmiyordu. Otomobilin iki yanındaki küfe misali yakıt tankları da ağırlığı artırıyordu.

Mayıs 1935’te yapılan Tunus Grand Prix’sinde hızlı etaplar nedeniyle büyük başarı beklenen otomobil ne yazık ki, lastik problemleri yüzünden antrenman sırasında yerini Alfa P3’e bıraktı. Onun da birkaç tur sonra yarış dışı kaldığı Grand Prix’yi Auto Union kazandı… Hemen ardından Libya’da yapılan Tripoli Grand Prix’sinde de çöl sıcakları ve otomobilin ağırlığına dayanamayan lastikler nedeniyle yarış iki Bimotore ancak 4 ve 5. olabildiler.

Alfa Romeo Bimotore’nin yegane başarısı, Grand Prix yarışlarının Avrupa’ya döndüğü 26 Mayıs 1935’te gelebildi. Berlin’de yapılan Avusrennen Formula Libre yarışında Nuvolari’nin takım arkadaşı Louis Chiron’un Mercedes pilotu Fagioli’nin ardından 2. gelebilmesi oldu.

Sadece iki adet üretilen Bimotore’nin kısa yarış kariyeri, o yılın Temmuz ayında sonlandırıldı ve Nuvolari ile Scuderia Ferrari tarafından bir rekor otomobili olmasına karar verildi. 16 Haziran 1935’te Floransa-Livorno arasında bir km’den uzun bir mesafe boyunca 323 km/s hızda ilerleyebilen otomobil, 364 km/s’lik rekor hıza ulaşmayı başardı. Kısa zamanda pistlerden tamamen çekilen otomobiller, ilerleyen yıllarda Arese Milano’da açılan Alfa Romeo ve Maranello’daki Ferrari Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.

Yoruma Kapalıdır.