Sandero ECO-G LPG banner

Volvo S80 D3


Volvo’yu içinde görmekten en çok hoşlandığım iki sahne vardı. Bunlara bir üçüncüsü eklendiğinin ilanı bu büyük ve güzel otomobil. Önce kişisel keyfim olmakla birlikte birçok insanın hemfikir olacağını düşündüğüm o iki sahneyi anlatayım. Hayır ikisi de, çocukluğumdan beri duymaktan bunaldığım “çelik gibi sağlam otomobil” imajı değil! İlki zaten başlı başına bir Hollywood geleneği; sebebinin peşinde çok koştum ama herhalde en uç noktaya kadar ulaşabilip yine de bir türlü bulamadım. Volvo Cars’ın en üst düzey yöneticilerinden birine sordum bunu ama aradığım yanıtı bulamadım. Mesele şuydu, dünyanın en büyük otomobil üreticisi Amerika iken neden Amerikan filmlerinde eskiden beri hep Volvo marka otomobiller kullanılır?… Üst düzey yönetici doğal olarak “güvenli otomobil”, “markanın güçlü aile imajı” vs gibi tribüne oynayan mesajlarla beni sakinleştirdi:) Kimileri de “bastırıyor parayı, filmde rol alıyor” dedi bu araştırma sürecimde! Ben cevabımı bulamadım ama hala Hollywood filmlerinde tercih edilmiş Volvoları keyifle izlerim. İkinci sahne ise 1990’larda, Volvo’nun ortaksız, sadece Volvo olduğu yıllarda British Touring Car Şampiyonası’nda yarışan sedan canavarlara kafa tutan station wagon 840’ların virajlardaki o üstün tutunma performansları oldu yıllar boyu… Bana station wagonların hep çok iyi yol tuttukları fikrini benimseten figürlerdi o otomobiller!
Şimdi üçüncüsüyle tanıştım… Doğruya doğru, Volvo hiç bir zaman ekonomik karakterli otomobilleriyle öne çıkmadı. En azından son döneme kadar! Belki savurgan olmadı hiç bir zaman ama ekonomi iddiası da taşıyamadı. Çünkü büyük hacimli benzinli motorlar bir de turbo beslemeli olunca şansı en çok Amerika’da yaver gidiyordu. Ama artık Amerika dahil her yerde mecburi ekonomi ön planda. Zaten bu konuda Volvo’nun da attığı en önemli adımlardan biri olan Plug-in Hybrid teknolojisi de şu günlerde tanıtılıyor. Otomobili sadece dizel yakıt gücüyle, dizel-elektrik hibrid olarak ya da sadece elektrik enerjisiyle kullanmaya imkan tanıyan sistem, devrimsel bir kimlik taşıyor. Bu sistem yola henüz çıkmadı, daha bir yılı var ama benim bizzat tanıştığım ise, S80 gibi markanın en büyük modelinde yakıt ekonomisi oldu!
2007 yılında çıkan güncel S80, 2010 yılına kadar en düşük hacim olarak Peugeot kökenli 2.0 litrelik dört silindirli bir dizel motorla ekonomi yapmaya çalışıyordu. Ama büyük ve ağır otomobile yetmeyen 136 HP’lik güç, kimi kullanıcılar için hantallık sıkıntısı yaratabiliyordu. Bu hafta kullandığım S80 ile, D3 kodlu yine katıksız Volvo tasarımı bir dizel motor. 2.0 litre hacimli 5 silindirli motorun tadına bakmak için sabırsızlanıyor. Çünkü hem Volvo işi 5 silindir geleneği çok keyiflidir hem de güç artık 163 HP!

Nev-i şahsına münhasır kafalıklar!
Geleneksel köşeli Volvo hatlarının tüm modern otomobillere göre inatla korunduğu belki de son model bu S80… Otomobil gamından C30’u, S40’ı geçtim artık S60 bile bambaşka bir yüz ifadesi kazandı. Volvo modernleşirken kendi sınırlarını zorluyor! Ama S80 belki de sıradaki jenerasyonu bekliyor modernize Volvo yüzüne geçmek için, bilemeyiz… Elimde yuvarlatılmış da olsa köşeleriyle S80 var. Bakışlarındaki ağırbaşlılık kapıların kapanma tokluğundan direksiyonun sertlik dozuna her yerde kendini hissettiriyor. Volvo kabinlerinde 1970’lerin 244 modelinden beri çok sevdiğim bir başka gelenek var ki halen sürüyor! Volvo da az muhafazakar değil hani! Ama yenilenerek koruyor kendini! O yıllarda bile ön koltuk kafalıkları diğer bütün marka tasarımlarından kolayca fark edilebilirdi. Bu yapı halen devam ediyor. Sanki ön koltukların üzerine ters takılmış gibi görünen kafalıklar, boyun yaralanmalarına karşı alınmış önlemleri öne çıkarıyor. 2003’te tanıtılan S40/V40’larda gördüğümüz İskandinav tasarımcılar tarafından “iskemleden esinlenilerek” tasarlanmış orta panel konsepti, minimal tasarımının kabinde sağladığı rahatlıkla halen popülaritesini koruyor. Sade fonksiyonellik, markanın temel prensiplerinden biri konumunda. Gerçekten de hiç oyuncak yok S80 kokpitinde. Minimalist tasarımın güzelliğini ispatlamak için çizilmiş sanki… Gösterge tablosunda göbekleri dijital bilgilere bırakılmış “yarım ibreli” devir ve hız saatleri, bu anlayışın “dantel” kısımları! Kokpit sanki sadece yol almaya tasarlanmış, “vakit kaybetme, yola çık” der gibi…

Çılgın güç bandı
Otomobilin motorunun etkileyici bir özelliği var, ürettiği 400 Nm’lik maksimum tork, daha ne olduğunu yeni anlamaya başlarken 1400 d/d’de geliyor ve otomobili sürüklemeye başlıyor. Yok aslında sürüklenen otomobil değil, 1600 barlık turbo basıncı desteğiyle öyle bir tork aktarımı oluyor ki ön lastiklere, gücüyle sanki dünyayı çeviriyor gibi geliyor insana! 2850 d/d’ye kadar bu değer kesintisiz olarak kullanımda! Sakince, sessizce yol alırken gaz pedalına biraz bastırınca 1700 kg’lık otomobil beklenmedik bir çeviklikle ivme kazanmaya başlıyor. Bu devre ulaşınca her şey bitiyor zannetmeyin, 2900 d/d’de de güç maksimum düzeye ulaşmış oluyor! Hakkını vererek hızlandıysanız zaten etrafınızda fazla da araç kalmamış oluyor! Bu noktadan çevirebileceğiniz 1500 d/d kalıyor geriye! Hızımı almışım, çevirmesem de olur… Çocukken hepimiz yanlış ya da kolayımıza geleni öğrenmişiz meğer… Hani cama yapışıp ‘kaç yapıyormuş” diye bakma günlerinde birileri beygir gücünün her şey olduğunu aşılamış… İnanıyorum ki on yıl sonrasının gençleri artık bir motoru beygir gücüyle değil de torkuyla, “çekiş gücüyle”, “döndürme momenti”yle değerlendirecekler… Ama şöyle birkaç sıkıntı var, bunlardan biri olmazsa diğerini mutlaka yaşar bu otomobilin kullanıcıları! Gazın ayarını kaçırınca yüzeydeki toz ya da ıslaklık oranına göre stabiliteyi etkileyebilen tork steering durumu yaşanıyor. Hani otomobili burundan sağa sola çekiştiren! ESP’nin Volvocası DTSC sistemi sayesinde riskli bir durum ortaya çıkmıyor ama ballandıra ballandıra anlattığım performans, sistemin müdahalesiyle anlık vurgun yiyor! En çok da bu yüzden kullanırken bir de arkadan itişli olsa bu otomobil tadından yenmez deyip durdum kendi kendime…

100 km/7 litre!
Heybetle ilerleyen otomobilden ihtiraslı hızlanmalarda 5 silindirlere özgü o harika ses duyuluyor. Yok sakin kullanıcıysanız, 130 ya da 140 km/s civarında ilerlerken 1300 d/d’nin getirdiği olağanüstü sessizliğin keyfi alınabiliyor. Sanki elektrikli otomobil! Geartronic otomatik şanzıman motorla o kadar uyumlu çalışıyor ki, ne vites değişimleri hissediliyor ne de tepkilerde gecikme… Sürüşteki pürüzsüzlük ve hızlı şanzıman tepkileri, manuel kullanıma gerek bırakmıyor. Geldik, Volvo S80 D3 gezintilerinin en keyifli yanına! Bu kadar cüsseli ve isteklere anında cevap verebilen güçlü bir otomobilin yakıt tüketimine! Sürekli yüksek tempolu sürüş arzu etseniz bile koltuk ısıtmasıyla, klimasıyla kendinizi tüketime adasanız bile maksimum yakıt tüketimi 10 litreyi aşmıyor. Ama kafanızı yakıt ekonomisine kaktığınızda size hazırladığı sürpriz gerçekten büyük: 7 litre! Katalog verisi 5.9 litre ama bu değer burada satılan mazot kalitesiyle elde edilecek gibi görünmüyor. Cruise control sistemine bağlanmış inatçı ihtiyar sürüşüyle çok uzun yolda 6 litrelik değerler elde edilebilir.

124.000 TL etiketli Volvo S80 D3, donanımı ve sürüş özellikleriyle kesinlikle çok etkileyici. Prestijiyse rakiplerinin sahip olamadığı “zırha” sahip. O görmek istemediğiniz tipleri bu markanın modellerinde kolay kolay göremiyorsunuz. Volvo tutkunları, bu otomobili Volvo olduğu için almak isteyecektir ama özellikle yüksek fiyatlı Alman rakiplerine parası yetmeyenlere de o düzeye daha uygun fiyatla ulaşabilmek için müthiş bir seçenek S80.

Yoruma Kapalıdır.