Reklam
Reklam

Elektrojazz ve 1970’li yıllarda yollar

 Elektrojazz ve 1970’li yıllarda yollar
GLC

Mine Gürevin

reklam
mokka-e

Elektrojazz, uzun yıllardır Danimarka’nın Kopenhag şehrinde yaşayan, İsveçli tromboncu Anders Larson tarafından kurulan bir grup. Grupta trombon, Fender Rhodes elektrikli piyano, elektrik bass ve davul bulunuyor.

reklam
Ford Puma

Cars albümünde dünyaca ünlü trompetçi Gerard Presencer’ın özel performansları var. Ayrıca Rune Harder da kongaları, bongoları, üçgenleri ve diğer vurmalı çalgılarıyla yetmişlerin temel havasını albümde yansıtıyor.

Grup lideri ve besteci Anders Larson, yeni bir müzikal tarz deneme dürtüsüyle modern akustik caz dünyasının dışına adım attı ve kendine has, funky, groove, caz, latin, soul ve asit caz evrenini yarattı.

Peki dünya, cazda yenilikçi bir yaklaşım ile harmanlanan, bilindik eski bir sound’a hazır mıydı peki? Elektrojazz grubu Cars albümündeki misyonlarını, bilinen klasik caz enstrümanları, kayıt ekipmanları, kurgu ve miksleme için güncel bilgisayar yazılımlarını kullanarak, yetmişlerin gerçek hissini ve sesini modern bir tatla üretmek olarak hedeflediler.

ELEKTROJAZZ grup üyeleri

Eğlenceli bulduğum Cars albümünden bahsetmeden önce, grup üyelerini ve albümde yer alan konuk sanatçıları kısaca anlatmak istiyorum.

Anders Larson – Trombon, grup lideri, besteci

Anders, doğaçlamalar yapmayı sevmesi ile tanınan bir trombon virtüözüdür. Hem enstrümantalist, hem besteci, hem de aranjör kimliği ile çok yönlü bir müzisyen olarak tanımlayabiliriz kendisini. Küçük caz grupları ve big bandler ile kendi adına caz plakları yayınladı. Anders aynı zamanda, Dee Dee Bridgewater, Westlife, Mick Hucknal, Katie Melua, Matthew Herbert Big Band ve Danish Radio Big Band gibi sanatçılar ve gruplarla çalıştı.

Anders Rose – Fender Rhodes elektrikli piyano

Hem caz, hem de popüler müzik dünyasında birinci sınıf klavyeci olarak tanımlanıyor. Danimarka Radyosu Big Band’de çalıyor. Johnny Logan ile de uzun yıllar sahne aldı. Son derece gelişmiş bir armoni duygusu, keyifli bir müzik zevki ile Anders’ın,  çaldığı müziğe her zaman büyük katkıda bulunduğu aşikâr.

Matthias Petri – Elektrik bass

Danimarka’nın en iyi genç caz basçılarından biri. En iyi caz kulüplerinden birinde herhangi bir gece çalmıyorsa, bilin ki o gün konser yoktur.

Andreas Svendsen – Davul

Andreas, tüm davulcuların uğraştığı ama çok az ustanın erdiği bir stile sahip: Groove. Andreas müzik türleri arasında kolaylıkla geçiş sağlaması ile tanınıyor. Old School cazdan, pop, rock, latin müziğe kadar çeşitliliği teknik mükemmellikte ve harika müzikalite ile çalabiliyor.

Albümdeki özel konuklara gelince…

Gerard Presencer – Trompet

Gerard, etkileyici bir stile sahip birinci sınıf bir caz trompet icracısı. Çeşitli caz gruplarında solist ve sideman olarak yer aldığı önemli kariyerinin yanı sıra Sting, Jamiroquai, Zero 7, James Brown, Ray Charles, Joni Mitchell ve pek çok müzisyen ile de kayıtlar yaptı. Kariyerinin başlarında, 1993’te US3’ün büyük hiti Cantaloop’ta trompet solosunu kaydetti. Kendisini ayrıca çok sayıda caz, pop tarzı projelerde ve film müziği kayıtlarında da duyulabilirsiniz.

Rune Harder Olesen – Perküsyon

Rune Harder, Danimarka radyolarında en çok çalınan müzisyenlerden biri ve bu yıllardır öyle, değişmedi. Yüzlerce kayıtta kelimenin tam anlamıyla perküsyon çaldı. Özellikle konga ile çaldığı groove sound ustalığı ile tanınıyor.

CARS albümü hikayesi

Cars albümüne gelince, yetmişlerin araba kovalama, polisiye macera film müziklerinden ilham alan ve Anders Larson’un arabalara olan tutkusundan esinle oluşan bir albüm. Grup, Larson önderliğinde, Cars albümü ile yetmişlerin en büyük arabalarına bir övgü yapmaya karar verirler. Bu amaç doğrultusunda birlikte yola çıkarlar.

Albümdeki her parça, tek tek, dönemin en önemli otomobil modellerinden on bir tanesine ithaf edilmiş bestelerden oluşuyor. 1970’li yılların en sevilen otomobil modellerini tespit etmek için, albüm hazırlık aşamasından önce, Larson bir makale yazmış. Yetmişli yılların en iyi 50 otomobilini anlatan bu makalenin sonunda, grup üyelerinin seçim yapmasına yardımcı olması için bir de anket oluşturmuşlar. Dünyanın dört bir yanındaki araba tutkunlarının yardımıyla ve kendi kişisel tercihleriyle birleştirerek, yetmişli yılların en harika arabalarının nihai listesi oluşturulmuş. Anket sonucunda en yüksek oy alan ilk on bir otomobil için grup üyeleri besteler yapmış.

Yetmişlerin otomobil endüstrisinden ilham alan, mükemmel bir yolculuk için ortaya çıkan bu albümün içerisinde geçen otomobilleri ve şarkıları anlatmak istiyorum sizlere.

Groove Challenger

1970 Dodge Challenger

Amerikan menşeli, yüksek performanslı “muscle” arabalarının çoğu 1960’lı yıllarda üretildi. 1970 Dodge Challenger gerçekten havalı bir araba, Gone in 60 Seconds (1970) ve Vanishing Point (1971) filmlerinde bazı sahnelerde kullanılarak ölümsüzleşti. Kendine özgü tasarımı, havalı iç mekanı ve 330 beygir gücü ile Challenger’ı, “Groove Challenger” adı ile ilk parça olarak albümde dinleyebilirsiniz. Bu şarkının, belirgin bir bas çizgisi var ve havalı groove sound ile, araca çok iyi uyuyor. Gece geç saatlerde yağmurlu bir havada, yolda bu şarkıyı dinlediğinizi hayal edebilirsiniz.

Maserating

Maserati Bora ve Merak

Yetmişlerde bir Maserati sürdüyseniz, ciddi anlamda havalıydınız. Bugün 1970’lerden bir Maserati kullanıyorsanız, hâlâ ciddi anlamda havalısınız. Bora, 4.9 litrelik İtalyan V8 ve 315 hp ile,  3.0 litrelik V6 ve 217 hp’lik Merak’ın ağabeyiydi. Şarkı harika bir Latin caz girişi ile, gizemli bir hava oluşturuyor. “Maserating”, Akdeniz sahil yolunda birinci sınıf bir İtalyan sahil şeridi seyri için mükemmel bir ruh hali oluşturuyor.

240ZET

Datsun 240Z

Japon arabaları yetmişli yıllarda genellikle çok heyecan verici değildi, ancak istisnalar da vardı. Datsun 240Z, Nissan tarafından üretilen uygun fiyatlı bir spor otomobildi. Bu listede bir Japon arabası olması gerekiyorsa (ve olmalı), 240Z olmalı! Diğerleri Mazda RX7 ve Honda Civic. “240ZET”. Şarkı 7/4 ve 4/4 arasında geçiş yapan bir funky sound. Datsun gibi, şarkı da gerçekte olduğundan daha hızlı hissettiriyor. Bu şarkı, bu arabada, Japonca dar, dolambaçlı bir dağ yolu anlamına da gelen “Tōge” de (Niigata) dinlenir.

Pacer Blues

AMC Pacer

Günümüzde insanlar, ergonomik olmasından dolayı küçük arabalar istiyor gibi görünüyor. “Pacer Blues”, twist melodiler ile yüklü harika bir şarkı. Hayal gücünüzü kullanın ve bir trombonun,  iki farklı renk tonlu kahverengi bir Pacer’ın içine yerleştirilerek çalındığını düşleyin.

Lambo Mambo

Lamborghini Countach

Lamborghini, 1970’li yıllarda Jarama, Silhouette ve Urraco gibi birkaç harika otomobil tasarımıyla muhteşem bir kariyer elde etti. Ancak en baş döndürücü tasarımı Countach oldu. Başka hiçbir arabaya benzemiyordu ve tasarım ruhu o zamandan beri Lamborghini’ye çok yakıştı. Hem cesaret hem de güç gerektiren yol tutuşu ve arka görüşünün eksikliği ile, Countach muhtemelen, bir çocuğun ya da ergenin yatak odasının duvarına asılı duran bir Lamborghini posterinde, yolda olduğundan daha güvenliydi. Birinci viteste yavaş bir kalkıştan sonra “Mambo Lambo” şarkısı, hızlı bir Latin melodisi olarak ortaya çıkıyor. Düz bir yol bulun, Countach’ı şarkının hızında sürün ve arka görüşe zaten ihtiyacınız olmayacak.

911T Cruise Blues

Porsche 911 Turbo

Bu albümde Porsche olmadan liste tamamlanmazdı sanıyorum. 1975’te piyasaya sürülen 911 Turbo listenin gözbebeği. Takma adı “The Widow Maker” idi. Güç dağıtımı nedeniyle ona “The Ketchup Bottle” da dediler. Gücü, görünümü ve yol tutuşu ile harika bir otomobil. Virajlı bir orman yolu bulun, turbo düğmesine basın ve arkadaşlarınızla hayatta kalıp kalmayacağınıza dair bir bahse girin. “911T Cruise Blues” size rehberlik edecek.

L’Esprit

Lotus Esprit

Esprit yetmişlerin düz çizgili otomobil tasarımının harika bir örneği. Hafif, oldukça hızlı ve süper havalı. Ön kısmı, bir mühendislik harikası olarak, yayalara çarpma ihtimaline karşı, kazazedenin bacakların kırılmaması için tasarlanmış. Bu segmentte bu kadar zarif, 14 inch jant takabilen başka nasıl bir modern araba var diye düşünmeden edemedim. “L’Esprit” parçasını bir Bond filmi izliyormuşçasına yola odaklanarak, Lotus’unuzu sürerken dinleyin.

Three-o-eight

Ferrari 308

308, en tanınmış ve ikonik Ferrari tasarımlarından biri. Daytona kadar güzel değil ve 512BB kadar hızlı değil, ancak 308 harika bir karışım özelliğine sahip, sadece iki koltuğuyla spor otomobillerin kralı gibi duruyor. Funky sound’a sahip “Three-o-eight” şarkısını açın, affetmeyeceğiniz bir yarış pisti bulun ve çığlık atan motorun, müziği boğmasına lütfen izin verin.

aab urbo

Saab 99 Turbo

Saab’ı havalı yapan otomobil elbette 99T, tıpkı Porsche 911 Turbo gibi.  Ancak Porsche’den farklı olarak Saab’ın havası, güç hissinin tadını çıkarabileceğiniz duygusu bırakıyor. Hafif, küçük bir aile arabasında 145 hp 1978’de oldukça etkileyiciydi. Albüm yayınlanmadan önce, besteci Larson bu şarkı için özel bir açıklama yapıyor. “İsveç pasaportunun gururlu sahibi olduğum için albümde bir İsveç arabasına yer vermek istedim!”  “aab turbo” şarkısı, albümdeki caz melodisi ile yüklü tek parça. Bu şarkıyı dinlerken, ister istemez gri bulutlarla kaplı orta büyüklükteki bir İsveç kasabasında dolaşan, trençkotunun yakalarını kaldırarak sürüş yapan özel bir dedektifin yol keyfini hayal ediyorum.

Alfabivalence

Alfa Romeo Montreal

Alfa’nın araba üretme konusunda muhteşem bir yaklaşımı var. Harika araba tasarımları yapıyorlar. Alfabivalence şarkısı, Napoli’ye ait “fakir mutfağı” kültürü gibi, az malzeme ile şahane hazırlanmış bir sofrada bulunan, muhteşem lezzetli yemekler gibi bir his bırakıyor. “Alfabivalence” şarkısı, harikulâde görünen Alfa Romeo Montreal’e bir övgü. Şimdiye kadar yapılmış en güzel Alfa Romeo’lardan birinde sürüş yaparken, Napoli şehir merkezi içinden geçtiğinizi hayal edin.

Stingray

Chevrolet Corvette (C3)

Ellilerde zarif bir kruvazör, altmışlarda yalın, sade, yenilikçi ve yetmişli yıllarda sağlam bir spor otomobil olan Corvette C3, güçlü bir tasarım sunuyor bizlere. En çılgın versiyonu, 1970’li yıllarda, bilinen ölçüde 400 beygir gücünde, günümüzde ise 670hp ile sabit.  “Stingray” şarkısı, gizli bir melodi ile yumuşak bir şekilde başlıyor. (Burası Corvette’inizi otoparktan çıkarmaya çalıştığınız kısmı tasvir ediyor.) Yavaş yavaş, derken öfkeli ve yoğun bir groove sound ile hızlanıyor. Sanıyorum yol tutuşun en heyecanlı hali.

Ne şahane!…

İşte böyle, kısaca Elektrojazz Cars albüm hikayesi.

Yola mı çıkacaksınız?

Yolda mısınız?

Yolcu musunuz?

Zevk sahibi bir otomobil tutkunu musunuz?

Müziğin peşinden yollara mı düşüyorsunuz?

Elektrojazz Cars albümü, mükemmel bir yolculuk için, muhteşem bir albüm.

Dinleyin.

Bu yazı, caz kültürü gazetesi LOFT’tan alınmıştır.