Mercedes-Benz CLS 300d 4MATIC FL AMG

 Mercedes-Benz CLS 300d 4MATIC FL AMG

2003 yılında CLS modeli ile bir coupé otomobilin şıklık ve dinamizmini bir sedanın konfor ve fonksiyonelliğiyle birleştirerek tamamen yeni bir otomobil segmenti yaratan Mercedes-Benz, bu yolda da bir devrim açmıştı. Alman üreticinin sürekli devinim halindeki teknolojik yenilikleriyle donatılarak yenilene yenilene 2018’de üçüncü nesile ulaşan CLS, geçtiğimiz aylarda kapsamlı bir makyaj çalışmasıyla güncellenmişti. Malum, son yıllarda artık yenilenen gövde değil, yazılımlar, bir takım dijital fonjksiyonlar ve tabii vitrin olarak müşteriyi etkileyecek aksesuarlar oluyor. Yeni CLS, kışkırtıcı gövde yapısına sos gibi dökülmüş cezbedici rengi, alımlı hatları ve dört kapılı formuyla geçtiği yerlerde kafaları kendisine döndürmeye devam ediyor, geçtiği yollarda iz bırakıyor. Tanıdık , bildik hatlar, önünde kocaman bir yıldız… Kapı fazlası olsa da safkan coupé. Muazzam bir görüntü.

Aslında böyle yeni fikirler Alfa Romeo’dan çıkar ama Mercedes-Benz’in E sınıfı coupésine 18 sene önce taktığı ekstra iki kapı, hangi markalara dört kapılı coupé sedanlar yaptırmadı ki? Vatandaşları Audi, A7 Sportback ile, BMW, 6 Series Gran Turismo ve tabii 8 Series Gran Coupe ile Mercedes’e ayak uydurmak istedi hemen. Bırakın rakipleri, diğer sınıflardan düşünün, Porsche bile Panamera fantazisine yönelirken, VW, Passat’tan Arteon diye bir yorum çıkartırken Opel bile, D segmentindeki modeli Insignia’yı coupé sedan tasarlamıştı! Neymiş bu Almanların coupé sevdası! Kimse geri kalmamış!

reklam

reklam

Sadece tahrik edici gövde hatları değil, jantlarından aynalarına, hatta arkada bagaj kapağının üzerindeki minicik spoylerine her detayı çok etkileyici. Dış hatlarda yapılan temel güncellemeler, önde yeni radyatör ızgarası ve tampon, arkadaysa desnleri değişen aydınlatma grubu ve önceden bagaj kapağı formuna entegre spoylerin yerine yerleştirilen AMG tipi bagaj üstü spoylerinden ibaret. Tabii arka tampon da öncekine paralel bir yenilenme içersinde. Dört kapılı roketin dışının yarattığı şoktan çıktıysanız içerde başka bir teknoloji gösterisi başlıyor, asıl ona hazırlanmalısınız. Hem ruhen hem beynen! Çünkü Mercedes mühendislerinin kaç yıl kafa yorup geliştirdiği teknolojilere hakim olabilmek için kafa yormak şart. Öğrenince uzay mekiğine kumanda ediyormuş keyfi veriyor tabii, ayrı. Aslında Mercedes alışkanlığınız varsa çok fazla şaşırmazsınız, önceki CLS’nin yanı sıra C, E ve S Serilerinden bildik teknolojiler. Ama eğer başka bir marka kullanıcıysanız başka medeniyet seviyesiyle tanışmaya hazırlanmanızda fayda var!

Bir Mercedes-Benz geleneği olarak terzi elinden çıkmışcasına hatasız iç mekanda baktığınız her yerden yine kalite fışkırıyor, kusur bulmak imkansız. Aslında kokpitin hatlarında önemli bir değişiklik göze çarpmıyor. Donanım versiyonuna özel iç kaplama aksesuarları ve C, E ve S Serisi modellerinden bildiğimiz direksiyon üzerindeki dokunmatik kumandalar dışında önemli bir fark bulmak zor. Ha bir de ön koltukların arasındaki touch pad, yine diğer Merc modellerindeki gibi yenilenmiş. Çevirmeli kumanda gitmiş, 12.3 inçlik ekrandaki arayüz menülerine ulaşmak için daha geniş ve düz touchpad gelmiş. Aslında bunlara yüksek çözünürlüklü ekrandan dokunmatik olarak da ulaşmak mümkün. Oyuncaklar tazelenmiş kısacası. Son yıllardaki Mercedes makyajlarında gördüğümüz bir taktik bu, üst modelden aşağı doğru parça ve teknoloji aktarımı!

Diğer Mercedes-Benz modellerinden alışmaya çalıştığımız ama pek de alışamadığım, açıkçası çok da umursamadığımız bir “Hey Mercedes” meselesi var. Hani şu sesli komut verme özelliği. Sesli komut sistemiyle yönetilen bazı kumandalar, hala randımanlı çalışmıyor. Belki İngilizce veya Almanca daha iyi çalışıyor olabilir ama Türkçe komutlarda “radyoyu aç” veya “klimayı kapat”tan fazla da ileriye gitmeyi başaramadık. CLS’te sohbet içinde geçen Mercedes kelimelerine atlamadığını gözledik ama onda da anlamıyor olabilir diye pek üzerinde durmadık! Sistem tam oturtulmadan yan koltukta oturan arkadaşa ya da çocuklara “fiyaka” yapmaktan fazla bir işe yarayacağını düşünmüyorum. Tıpkı BMW’nin havadaki parmak hareketleriyle sunduğu “jesture” olanağı gibi! Tabii şimdilik!

Kabin içinde Burmester müzik sisteminden ekran çözünürlüklerine, malzeme kalitelerinden işçilik detaylarına büyük bir titizlik dikkat çekiyor. Masaj özellikli koltukları çok da rahat bulmadım, ayarlaması kolay olsa da alışması o kadar kolay değil. Ve ilk kez böylesi ince minderli Mercedes-Benz koltuğununa denk geldim, AMG versiyonu olabilir. Önde yaşam alanı geniş ve ferah ama arkada basık tavanın da etkisiyle biraz klostrofobik bir alanda yolculuk etmek gerekiyor.

Ve belki de tek dikkat çeken olumsuzluk; daha önce bir Mercedes modelinde rastlamadığım üzere, çerçevesiz camlardan kabine rüzgar sesi geliyor. Belki kabin yol sesiyle dolduğundan (!) rüzgar sesine sıra gelmiyor da olabilir ama kapı camları çerçevesiz Subarularda böyle rüzgar sesi duyulmuyor!

Otomobilin uzun burnunun altında 2.0 litre 265 HP’lik dört silindirli bir dizel makine yer alıyor. Sürekli dört tekerlekten çekiş sistemi 4MATIC’le yola kayıpsız aktarılan güç, otomobili 6.4 saniyede 100 km/s hıza taşıyor. Ama bu dereceye çok da takılmayın, 15. saniyeye gelmeden 200 km/s’yi de soluksuz aşmış oluyor dört kapılı roket. Dizel olduğu için çok da etkileyici bir ses beklemeyin. Duruken önünüzde “dikiş makinesi” çalışmıyor, ona şükretmek daha iyi! Otomobili taşıyan mazot kadar ona omuz çıkan bir de hibrid teknolojisi var, başka markalarda mild hibrid olarak da adlandırılan entegre şarj jeneratörüyle 300d’ye kalkış ve ara hızlanmalarda elektrik desteği veriliyor. Devreye girip çıktığını fark etmeyeceğiniz sistem, 20 HP anlık elektromotor desteğini kullanıma sunuyor. Fren enerjisi geri-kazanım sistemi dışında motoru stop eden “süzülme fonksiyonu” var. Elektrik sistemi ayrıca klima sistemi için bir elektrikli soğutucu kompresörün kullanılmasına olanak sağlıyor. Bütün bunlar olmasa ne olur? Motorun sahip olduğu güç ve çılgın tork sayesinde inanın hiçbir şey olmaz! Müşteri hissetmez bile belki. Ama üretici açısından mild hibrid teknolojisi, tüm markaların kafasının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan emisyon normlarını yakalabilmek için büyük önem taşıyor. Maksat kalkışlardaki o fazla egzoz emisyonunu azaltabilmek, ara hızlanma desteğiyse kreması! Olsa da olur olmasa da! Tüketim mi? Bilinçli sürücüler o kadar desteği kendileri de sağlayabilir. Zaten olanca cüssesine karşın maksimum yakıt tüketimi 7.5 litre düzeyinde seyreden bir otomobil CLS300d.

Gaz emri verdiğimizde anlık bir turbo boşluğu hissediliyor ama eğer hayatın bu minik dilimi rahatsız ediyorsa, biraz daha paraya kıyıp 335 HP’lik CLS 400d’yi edinmek gerekebilir. Sonuç olarak baktığımızda 6.4 saniyelik dereceye sahip 300d, AMG donanımlı da olsa serinin en uygun fiyatlı versiyonu!

Otomobilin olağanüstü bir süspansiyon sistem var. Jantları saran 35 yanaklı (arkada 30!) incecik lastiklere rağmen, yol kaymak asfalt olmasa bile kabinde aşırı rahat ettiriyor. Tabii süspansiyon ayarlarını Sport’a almadığınız sürece. Kabul etmek gerek, ülkemizde o modda sürekli kullanabileceğiniz bir yol devamlılığı yok, Comfort modunda bile CLS müthiş tutunma kararlılığı sunuyor. Lastikleri, jantları ve tabii otomobili hırpalamaya niyetli değilseniz sportif modlar çok da gerekli değil. Zaten Sport modunda düşük yanaklı büyük lastiklerin katkısıyla yol sesi de kabine sızlamaya başlıyor. Mercedes için alışılmadık bir durum. Demek ki Burmester o yüzden var! Bu arada otomobilin olağanüstü bir fren dozlama ayarı var. Tipik Mercedes standartlarında. Sadece gaz pedalıyla değil, fren pedalıyla da 265 HP’lik bu gücü bir orkestra şefi gibi yönetmek mümkün. Tabii 9 vitesli 9G-TRONIC vites kutusunun da hakkını yememek gerek.

Otomobilin fiyatı, bu yazının yazıldığı günlerde 2.668.000 TL idi. Dediğim gibi, 300d, serinin en düşük fiyatlı versiyonu. Marka ve model, Mercedes-AMG CLS 53 4MATIC olduğunda, fiyat da 4.125.000 TL’ye yükseliyor. Tabii içinde bulunduğumuz an için!