Sorular sorular…

 Sorular sorular…

Bildiğiniz gibi Corona salgını öncesinde Türkiye’de otomobil piyasası çok hızlıydı. Bunun en önemli Sebebi ise piyasaya verilen bolca ucuz krediydi. Krediyi alabilenler, bu parayla ne yapabilirim diye düşündüler. Yeni bir Televizyon alsa eskisini değerinde satamayacak. Böylece evde değişecek başka bir şey olmadığı için  otomobillerini değiştirmeye başladılar. Tabii ki aracını değiştirmek isteyen ama kredi bulamayan ya da bir sebeple alımını erteleyenleri de unutmamak lazım.

Bu şekilde inanılmaz bir talep oldu. Bayideki 0 km otomobiller yetmez oldu. Hatta galericiler 0 km otomobil alıp kar koyup sattılar. Tabii ki ikinci el fiyatları da arttı

Sonra birdenbire (aslında göstere göstere) Corona salgını ortaya çıktı. İnsanlar bırakın otomobil almayı, her şeyden vazgeçtiler. Hayatta kalabilmeyi ilk sıraya koydular. Şehirler arası seyahatler kısıtlandı. Bu arada o hızlı zamanlarda alınmış, otomobiller satıcıların ellerinde kaldı. Satamadılar ve o otomobiller hala duruyorlar.

Bizler evlerimizde otururken dolar aldı başını gitti. O satılamayan otomobillerin maliyeti dolar bazında maalesef arttıkça arttı.

Bugüne gelirsek, otomobil üretimi yurtiçindeki fabrikalarda yavaş yavaş başladı. Yani şu anda bayilerde yeni araç yok. Ne zaman gelir hiç belli değil. Hele hele ithal araçlar hiç mi hiç belli değil. Almanya’daki fabrika üretime başlayacak, gemiye binecek, Türkiye ye gelecek gümrükten çıkacak ve bayiye ulaşacak, uzun bir süreç. Bu arada dolar kuru ne olur hiç belli değil. İthal edilecek O araçlar kaça paraya satılır?  Hangi ithalatçı kaç tane yeni araç getirmeye cesaret edebilir? Cevapları oldukça zor sorular.

Tabi unutulmaması gereken bir diğer konu ise, acaba bankalar düşük faizli kredi vermeye devam edebilecekler mi? Bu tamamen hükümetin ekonomi politikalarıyla ilintili bir mesele. Oldukça zor bir başka soru.

Ekonomik sıkıntı çekilirken şirketlerin ilk para kaynakları şirket araçlarıdır. Az kullanılan araçların sayıları azaltılır, fazla olanlar hemen satılarak nakit sıkıntısı çözülmeye çalışılır. Tabii ki, patron eşlerinin otomobilleri de ilk satılacaklar listesin en başında kendilerine yer bulurlar.

Fiyatlara etkisi olabilecek bir başka konu ise, ikinci el piyasasında oluşacak mecburi satışlar. Biliyorsunuz, bir ekonomik zorluk durumunda patronların ilk nakit para kaynağı şirketlerinde kullanılan araçlardır. Bu arabalar satılıp nakit paraya, dönülür borçlar ödenir. Tabi patronların eşlerine aldıkları araçları da unutmamak lazım. Onlar da krizde ilk satılacaklar listesindedir. Bu şeklide satılacak araçların, genel ikinci el fiyatlarına nasıl bir etkisi olur? Cevabı belli değil.

Peki dünyada durum nasıl? Yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki salgın sebebiyle evlerine kapanan insanlar dışarıya çıkınca toplu taşım yerine kendi özel araçlarını kullanmayı tercih etmeye başlamışlar. Fransız petrol devi Total CEO’su Patrick Pouyanne, “İnsanlar arabalarını daha fazla kullanıyor çünkü toplu taşımayı kullanmaktan korkuyorlar” diyor.

İç hatlar dahil, hava taşımacılığında, uyulması gereken kurallar, başlangıçta oldukça zorlayıcı olacak. Doğal olarak bilet fiyatları artacak. İstanbul Ankara arasında uçağı mı, otobüsü mü yoksa kendi aracını mı tercih edersin diye sorulduğunda bir çok kişi (en azından bu günlerde ) kendi aracını tercih edecek. Yani toplu taşımadan araç sahipliğine ve kullanımına geçiş süreci izleyeceğiz gibi duruyor.

En son konu ise, şu anda okyanusun tam ortasında bir deprem oldu. Tsunami dalgası göstere göstere üstümüze geliyor. Birçok kişi işsiz kalacak. Bazı şirketler batacak. Birçok hizmetin fiyatı artacak. Bu şartlar altında, dün arabasını değiştirmeye çalışanlardan kaç tanesi, hala yeni araba peşinde koşabilecek? Zor bir başka soru.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir