Toyota Auris 1.6 Otomatik



Son dönemde, açılış kurdelesinin kesildiği 1937’den bu yana hiç alışmadığı kadar sorunlarla ve geri çağırmalarla anılır olan Japon devi Toyota’nın içinde bulunduğu ruh hali epeydir merakımı cezbediyordu. Aslında bunu en yeni model olarak Yaris ile kontrol etmeyi umuyordum ama türlü sebeplerden Auris’in içindeyim. Toyota’nın iç dünyasını iyi tanıdığımı ya da iyi analiz ettiğimi düşünürüm. Geçmişteki Corolla 100.000 km testinde payım olduğundan hayli içli dışlı olmuşluğum vardır. Bir otomobilin 100.000 km’ye kadar getirip kontrol amaçlı en küçük cıvatasına kadar sökülüp büyüteç alındığı süreçte -bir şekilde!- yer almış olmak bu samimiyeti getiriyor. Corolla gibi bir marka abidesi, model fenomeni, uzun yıllar boyu dünya çapında bir best sellerin ismiyle oynama cesareti, Toyota için sıkıntılı dönemin de başlangıcı oldu belki. Gösterilmeyen vefaya tepkisiydi Corolla’nın belki bu şanssız dönem… Gaz pedalı mı takılmadı, Multi Mode robotize şanzımanlar mı kilitlenmedi, krank milleri mi dert olmadı… Oysa Toyota markası sorunsuzlukla anılırdı. Hatta otomobil satın alırken naçizane fikrimi soranlara ‘Bir Toyota bir de Xxx… Bu markaların araçlarını bozanlar sorunu kendilerinde aramalı’ derdim. Takip edebildiğim kadarıyla -bir kısmı tedbiren olmakla birlikte- bu sancılı dönem tam geçmedi ama en azından Türkiye’de yeniden Corolla üretimine dönüş yapılacağını öğrenmiş olmak, Toyota’nın da benimle hemfikir olduğu hissi yarattı, mutlu oldum!


Dokuzuncu Corolla jenerasyonundan model gamına eklenen Auris, üç ve beş kapılı hatchback olarak biliniyor. İlk gördüğüm 2007’den bu yana Corolla’nın oturaklı görünümü yanında bana çok da heyecan verici gelmeyen bir tasarımı olduğunu düşünürdüm. Ama birlikte zaman geçirince aerodinamik gövde yapısının özellikle 2011 makyajı sonrası farlarla epey dinamizm kazandığını gördüm. Gövde yapısıyla ilgili bir olumlu izlenimim de 355 litreyi bulan bagaj hacmi. Otomobilin kabininde sunulan en önemli avantaj yolculara hissettirilen ferahlık. Özellikle arka koltuk yolcuları için zeminin -tıpkı ezeli rakip Honda Civic’teki gibi!- dümdüz olması, önde de vites konsolunun fonksiyonel yapısı belirgin rahatlıklar getiriyor. Yüksek konumlu vites kolu, onun altındaki boşluk ve kokpitteki iki ayrı torpido gözü kullanıcıya sunulan imkanları gösteriyor. Kokpitin kapı kenarlarındaki açılır kapanır bardaklıklar dikkat çekici. Arkadaysa üç rahat yolcunun anlamını kalabalık aileler bilir!

 
Corolla kokpitindeki temel problem, sonradan takıldığı anlaşılan ya da öyle hissttiren navigasyon ve müzik sistemine entegre bilgi ekranından kaynaklanıyor. Oyuncaklı kokpitleri sever Türk müşterilerin beklentisiyle monte ediliyorsa bir tercihtir, bir şey diyemem ama dünyada kumandalar basitleştirilirken bu kadar karmaşık oyuncaklar yolculukta keyif kaçırıyor. Optitron aydınlatmalı gösterge tablosu Toyota’nın keşfiydi, başladığı formda seyrediyor; ışıl ışıl görünüyor, rahat algılanıyor, sıkıntı yok. Deri kaplı direksiyon, belki de Japon otomobillerinin en fiyakalı donanımı oluyor. Auris’te de öyle, kokpite sportif bir hava katmış, üç kollu direksiyonun üzerindeki kumandalar fonksiyonelliği artırmanın ötesinde kullanıcıyı ana panelden kurtardığı için hayır işliyor!

 
Vites kolunun zigzaglı yolu 1980’lere kadar bir Mercedes-Benz geleneğiydi, sonradan birçok marka kullanır oldu. Dört ileri vitesli robotize şanzıman, son birkaç yılda kullanıcılarına epey ter döktürdükten sonra nihayet sorunsuzluğa kavuşturdu. Uzunca bir süre Multi Mode vites kutusu kilitlenmeleri servisler tarafından ‘kullanıcı hatası’ olarak değerlendirilip reddedildikten sonra markayla özdeşleşmiş ‘sorunsuzluk’ ilkesi ışığında çözümler sağlanmıştı. Çözüm ise MMT vites kutuları yerine tekrar kullanıma alınan geleneksel tork konvertörlü otomatik şanzıman ile geldi. Böylelikle 5 günlük kullanımım sonucunda Toyota’nın ‘O varsa sorun yok’ sloganını hatırlamadım desem yalan olur!


Kullanımda otomobilin yalıtımında geçmişe göre önemli bir ilerleme göremedim ama eskiden beri tanıdığım sürekli değişken supap zamanlamalı VVT-i 1.6 litrelik motorun canlı yapısını yine keyifle gözledim. Maksimum gücü 132 HP’ye kadar ulaştırılmış ama devir bandındaki canlı performansı tabii ki çok daha önemli. Yoksa 132 HP’yi alacak diye sürekli 6400 d/d’de kullanacak değil kimse! Bence burada en kayda değer olan, Auris’in artan gücüne karşın 100 km’de 6.3 litrelik yakıt tüketimi… Vites değişimlerinde 1990’lara uzanan bir yolculuk yapıverdim hızla, MMT’deki kasılmalar yoktu ama günümüzün modern vites kutuları kadar da pürüzsüz akıcılık gözlemedim. Ama dertsizce kullanımı özlemişim, o kesin!


Auris’in otomatik vitesiyle yaklaşık 50 bin TL fiyatında xenon farlar, ABS, EBD, fren destek sistemi, sürücü, yolcu, perde ve yan havayastıkları, diz havayastığı, çift bölgeli klima, yol bilgisayarı, Bluetooth ile cep telefonu bağlantısı, deri kaplı direksiyon simidi ve vites topuzu, akıllı giriş ve çalıştırma sistemi, hız sabitleme sistemi gibi ekipmanlardan oluşan zengin bir donanım listesi yer alıyor.

Yoruma Kapalıdır.