Yaşlanmayan tank!


1960’lar biterken Ford Motor Company, sadece Amerika’da Mustang’in keyfini sürebiliyor, Avrupa’da Taunus, Consul, 17M, 20M gibi eski nesil modellerin düşük satış performansıyla boğuşuyordu. Bu durum, otomotiv devini büyük zararla uğraşmak zorunda bırakıyordu. Bir atılıma ihtiyaç duyan firma, teknolojik olarak sıçrama için yarım milyon dolarlık bir yatırıma kalkıştı. Amaç, üretilecek yeni otomobillerle birlikte yeni teknolojiler geliştirip rakiplere karşı üstünlük sağlayabilmekti. Aynı dönemde Opel Rekord, Audi 80 ve Volkswagen de 411 ve 412 gibi orta sınıf modellerle mücadele veriyordu.

Hangar gibi bagaj!

Yeni geliştirilen otomobil, Taunus 17M ve 20M ve Consul’un yerini alacaktı. 1970’lerin anlayışına uygun olarak sert hatlı ve köşeli tasarlanan gövdeler, bol kromajlı parçalarla süsleniyordu. Cam çerçevelerinden yan çıtalara, tamponlardan yan aynalara her bölümde kromajlı aksesuarlara yer veriliyordu. Hüzünlü yüz ifadesi sahip eski modellerin aksine ismi Consul koyulan model, güç ve kararlılığın sembolü gibiydi. İri dikdörtgen farlar, büyük sinyaller ve sis farları hep köşeli tasarımlara sahipti.

Aynı gövde üzerinde 1975’e kadar üretilen Consul’u baz model, lüks donanımlara sahip Granada’yı ise lüks versiyon olarak tasarlayan firma, boyutları hep kullanıcı avantajlarına kullanmış, ziyan etmemişti. Otomobilin özellikle bagajı, kullanıcılardan tam not aldı. Hangar büyüklüğündeki bagaj, Avrupa’da çalışan Türkler başta olmak üzere tüm yabancıların yurtlarına dönerken bu otomobili alabildiğine yüklemek için seçmelerini sağladı.

Otomobilin iç mekanında da mesafeler hayli cömert olarak sunulmuş, içine binen yolcuların kendilerini Amerikan otomobilindeymiş gibi rahat hissetmesi hedeflenmişti. Adeta bir salon gibi olan kabinde koltuklar genişlikleri ve rahatlıklarıyla birer efsane oluvermişti. Otomobilin gösterge tablosu, sanki gizlenmek istermiş gibi derin yerleşimli tasarlanmıştı. Kokpit üzerinde plastik ve ahşap mükemmel bir uyumla birleştirilmiş, kabindeki genel fonksiyonellik yaklaşımı, kokpit üzerindeki derin raf ve büyük torpido gözüyle öne çıkmıştı. Vites konsolunda da küçük eşyalar için birçok boş alan yer alıyordu.

Teknik yenilikler

Alt yapıya geçildiğinde Ford’un köklü değişikliklere yöneldiği görüldü. Sabit aks ekolünden çıkıp Mercedes ve BMW gibi dört tekerlekte bağımsız süspansiyon kullanma amacındaki firma, hassas amortisör seçimiyle konforlu sürüş ve kararlı yol tutuş kavramlarıyla tanışabildi. Granada, en büyük şöhreti Ford’un diğer gözde modelleri Escort ve Capri ile birlikte ro aldığı kült İngiliz dizisi The Professionals’ta elde etti. Kaba tasarım hatlarıyla çok da ilgi çekici olmayan otomobil, İngiliz polisler Bodie ve Doyle’un ellerinde kanunun hizmetindeydi…

Otomobilde üretimde kaldığı 1972-1985 arasında bir çok motor kullanıldı. Bunlar arasında en çok rağbet görenler, 65 HP’lik V4, 99 HP’lik düz 4 silindirli, 90 HP’lik 2.0 litre hacimli V6, 108 HP’lik 2.3 litre hacimli V6, 125 HP’lik 2.6 litrelik V6 ve 131 HP’lik 2.6 litrelik V6 idi. 4 ve 5 ileri vitesli manuel şansımanların motor verisyonuna göre standart donanımda sunulduğu Granada’da 4 ileri vitesli otomatik şanzıman da opsiyonel olarak ekstra ödemeyle alınabiliyordu. Özellikle GXL donanım versiyonlarındaki otomatik şanzıman, tork konvertörlü geleneksel yapısının sorunsuzluğuyla takdir topluyordu.

Arkadan itişli olan otomobilin yakıt tüketimi dönemin stantarları içinde yeterince makul kabul ediliyor, şehir trafiğinde değilse de özellikle uzun yolculuklarda sürücünün cebini yakmıyordu.

1 Yorum