Alpine A110 S

Çocukluğumuzda içinden otomobil fotoğrafları ve teknik bilgileri çıkan Bi-Bib çikletleri çok popülerdi. Bir dönemin Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Başkanı Mümtaz Tahincioğlu’nun sahibi olduğu ünlü Kent şekerleme şirketi tarafından üretilen Bi-Bib, yabancı bir fikirden alıntı olsa da 1970’lerin sonu ve 1980’lerin ortasına kadarki dönemde çok popülerdi. O dilimin çocuklarının otomobil kültürünün oluşmasında pay sahibi olan Bi-Bib’lerin içinden diğer 167 adedine göre daha seyrek çıktığından olsa gerek, 131 numaralı fotoğrafta yer alan Alpine A610 çıktığında, sadece koleksiyondaki değerli parçalardan birini tamamlamış olmakla kalmazdı, ağzımızdaki tadı daha bir başka olurdu o sakızın. 2.7 litre 150 HP’lik V6 motorlu Alpine A610’un 7.8 saniyelik 0-100 derecesi 1980’li yıllar için müthiş etkileyici değerlerdi. Hele o coupe tasarım yok muydu? O fotoğrafa bakıp kısa teknik bilgileri okurken adeta sakızın lezzeti ağzımızda farklı yayılırdı. İşte o unutamadığım tadı, A110 S’in kapısını açıp Sabelt marka yarış tipi koltuğuna yerleşip motorunu çalıştırdığımda da hissettim.
1955 yılında Jean Rédélé tarafından kurulan içinden ok geçen A harfi logolu Alpine, daima yarış ruhu, performans ve zaferlerle anıldı. Fransız olması nedeniyle o yıllardan itibaren hep Renault’nun himayesinde gibi algılandı. Ralli etapları ve pist başarılarıyla bir motorsporları ikonu haline gelen marka, ilk zaferine 1971 Monte Carlo Rallisi’nde ulaşıyor. İki yıl sonra ilk Dünya Ralli Şampiyonası’nda da aynı başarıyı tekrarlayan marka, 1978’de de A442B ile Le Mans 24 pist yarışını kazanıyor. Formula 1 takımıyla da rekabetçi yarışlar çıkartıp 2021 sezonunda Macaristan GP’sini kazanan marka, ayrıca 2021 ve 2022 yıllarında FIA R-GT Dünya Kupasını da kazanarak motorsporlarındaki seçkin yerini bir kez daha vurguladı. Motorsporlarındaki başarısı zaten belli olan Renault’nun premium yarışçısı olarak kendine özel bir konum yaratan Alpine, geleceğe dönük dev projeleri de müjdeliyor.
Turbo beslemeli A110 S’in 1.8 litre hacimli motoru, gaza oturduğunuzda hafif gövdeyi yolu yutuyormuşcasına hızlandırıyor, otomobil altınızdan kaçıyor, sanki yeryüzüyle vedalaşıp havalanacakmış gibi hissettiriyor. Gerçekten müthiş hisler. Hele hele Sport modundaysanız, manifoldda kalan çiğ benzini popcorn gibi patlattığı sesler eşliğinde hızlanmanın bu otomobilde serserilik değil, sürüş lezzeti olduğu olduğunu hissediyorsunuz. Sadece 4.2 saniye kalıştan 100 km/s hıza ulaşmak. Nice Porschelere, Ferrarilere meydan okuyup kalkışı kaybedersiniz ama kombine virajlı yollarda ne yapacağınız biraz usta bileklerinize bakar. Elbette bu minik coupé sürekli bu şekilde kullanılmaz, gayet de yorucu olur. Süspansiyon kadar Sabelt koltukların sertliği de belde ağrılara yol açabilir. Tamam, bir iki gazlayalım da asaletle ağırbaşlı yol almanın tadı da gurme işi. Gelgelelim coştuğunuzda elinizin altında bir roket var, bunu bilmek bile insana büyük keyif veriyor.
Bu retro görünümlü otomobil Renault’nun Porsche’si, Alpine’in 718’i. Yürüyen aksamı, geçmişte Megane RS, Clio RS gibi unutulmaz otomobillere imza atan Renault Sport tarafından geliştirilen A110 S, gerçek bir roket. 150. yılına yaklaşan geleneksel otomobil kavramının alternatif “çevreci” yakıtlar, elektrifikasyon ve dijital dönüşümüyle kimlik değiştirmeye zorlandığı bir dönemde, karşımıza çöldeki zambak gibi çıkan, sürüş ruhu ve performansa odaklanmış, sürücüsünü otomobil kullanmaya doyurmayı hedeflediğini hissettiren bir makine bu. Neresine baksanız performans konuşuyor. Renault Sport işi süspansiyon sistemi ve ona hükmeden direksiyonun keskinliği, virajları oyun parkı haline getiriyor, annenizin haydi eve çağrıları sokaklarda yankılanıyor ama yine de park edip eve gitmek istemiyorsunuz. Süspansiyon elemanları ve frenleri güvenliğin ötesini hissettiriyor, motorun içine gizlenmiş 300 beygirin kontrolünde sorumluluğun önemli bir kısmını üstleniyor, sağa sola kaçışmalarını engelliyor.
Alpine hafif ötesi bir otomobil. Alüminyum şasili/gövdeli 1140 kg’lık ağırlığın içine 300 beygir gizlenmiş. Ama bu beygirler dağınık koşturamıyor, her şey kontrol altında. Gövdenin altı bile performans için yarış otomobillerinden alınan ilhamla dizayn edilmiş, taban dümdüz, şasi tamamen pürüzsüz. Arka tamponun altında da bir arka difüzör yer alıyor. Bagaj kapağının üzerindeki sporlerle rüzgar ve hava akımıyla mutlak barış anlaşması tamamlanmış. Keskin bir direksiyon, tüm emirleri çabuklukla yerine getiriyor, Renault Sport imzalı süspansiyon sistemiyle yolu o kadar gönülden kavrıyor ki, aşamayacağınız, pardon, hızlı aşamayacağınız viraj olmadığını düşündürtüyor. Girerken biraz yavaşlayın, vitesi küçültün ve yüklenin gaz pedalına, büyük bir coşkuyla akın gidin. Otomobil nefes alır gibi içteki lastiğin hafifçe esnediğini hissettiriyor, virajı yutup gidiyor. Müthiş bir ruhu var otomobilin. A110 S’in 7 ileri vitesli şanzımanında manevra yönü konsoldaki düğmelerle seçilirken vites değişimleri direksiyon arkasından, Stelvio ya da Giulia’daki kadar iri paddle shift elcikleriyle yapılıyor. Bu vites değişimlerinde dudaklarınızı birleştirmenizde yarar var, zira insanın ağzının suyu akabiliyor! Sessiz çalışan vites kutusu, Alpine’in adeta bir tork dalgası üzerinde yüzmesini sağlıyor. Vites değiştirdikçe motorun nefes alıp verdiğini hissediyorsunuz. Vites küçültürken, paddle shift elciğini kendinize çektiğinizde çift kavramalı şanzıman iyi tasarlanmış bir ara gaz kelebeği selamı veriyor. Hele sport modunu seçtiyseniz hızlanmalarda ayrı, yavaşamalarda ayrı patlama seslerine hazır olur. Performans patlamaları bunlar!
Spor modda gazın ayarını kaçırıp devri yükselttiğinizde popo yolda kıpırdamaya başlıyor. ESP’yi devreden çıkardığınızdaysa yüzey de uygunsa dans başlıyor. Kontralar vermek dans katılmak anlamına geliyor ki bu da malum, bilek istiyor. Arkaya konumlandırılmış 1.8 litrelik 16 supaplı turbo beslemeli motorun sinirli sesi, egzozdan yayılan çiğ benzin patlamaları ve lastiklerin çığlığıyla birleştiğinde yanaklar gevşiyor, yüze büyük bir gülümseme oturuyor. Gövdenin sert kalması ve pek de esnememesi, viraj tandansını artırıyor. Hassas ağırlık transferi yüksek kontrol hissi veriyor, gövde ve aks yükündeki değişiklik arkayı hafifletene kadar bekleyince drift keyfi başlıyor. Düşük ağırlık merkezi ve motorun arkada ortada konumlandırılmış olması, ağırlığın dengeli dağılımını işaret ediyor. Gövde üzerindeki ağırlık dağılımının %56’sı motor ve arka aksta, yüzde 44’ü ise ön aksın arkasındaki benzin deposu ile ön tarafta dengelenmiş. Bu yerleşimlerin sağladığı olağanüstü dengeyi fark etmemek imkansız. Bu otomobili pistte kullanmaktan daha zevklisi dağ yollarında, virajlı kır yollarında süzülmek olmalı. 340 Nm’lik torkun sürükleyiciliğiyle virajları çeke çeke buruştura buruştura ilerlemenin tadı bambaşka. Tork bandının genişliği performans kesintilerine fırsat vermiyor ve soluksuz hızlanıyorsunuz. 2400-6000 d/d arasında sürekli gelen 340 Nm’lik tork, fizik derslerinin en zevkli kısmını gerçeğe dönüştürüyor. Dijital gösterge tablosunda 275 km/s’yi gördüğünüzde bu dediklerimi daha iyi anlayacaksınız!
Alpine A100 S’in kokpiti ve vites konsolu gibi alkantara gibi görünen mikrofiber kaplı sert Sabelt koltukları, sürücü ve konuğunu robot gibi dik oturmaya mecbur tutuyor. Sırtlığı yatırmayı hayal edenler yanlarına İngiliz anahtarı almalı. Çünkü başka ayar şansları yok! Yanal yükseltiler ise virajlarda popoların kaymasına set çekiyor. Hakkını vererek kullandığınızda bunlar sportif aksesuar görüntüsünden çıkıyor ve vazife üstleniyor. Sabelt koltukların her biri 13.1 kg ağırlığında. Diğer donanımlar, -bence basit kalan- 7 inçlik multimedya ekranı, güvenlik sistemleri ya da işlevsel bazı fonksiyonlar, bu otomobilin öncelikleri değil. Yoksa nostaljik tasarımın ardında Android Auto ve Apple CarPlay uygulamaları da var. Yine de kalite algısı yolunda biraz daha yüksek çözünürlüklü bir ekran ve daha derin menüler yer alabilirmiş. Ama zaten coupé’de torpido gözüne bile gerek duyulmamış, onun yerine iki koltuğun arkasına yerleştirilmiş bir deri heybe görev yapıyor! Otomobilde Renault kokan aksamlar yok mu, var elbette. Bir Renault klasiği olarak direksiyon kolonundaki ses kontrol kolu, klima kontrolleri gibi küçük detaylar… Unutmamak gerek, Alpine A110 S’te en büyük öncelik sürüş lezzeti.
Gidişi harikulade dedik. Ya duruşu? Alpine A110 S’in önde ve arkada 320 mm çaplı fren diskleri, alüminyum fren kaliperlerinin sıktığı balatalarla güven verici yavaşlama ve duruşlar sergiliyor. Frenler çabuk ısınmıyor, kaçırma yapmıyor. Bu performans makinesinin içinde frenajda da güvendesiniz yani.
Son yıllarda kullandığım en keyifli otomobildi Alpine A110 S. Renault ve Alpine’in motorsporlarındaki başarılarından tecrübeyle sürüş zevki için tasarlanmış, bazı sürücüler için de Porsche 718’e nispeten ekonomik bir alternatif yaratabilecek bir otomobil. Peki kötü yanı yok mu? Kötü demeyelim de her şeyin bir bedeli var, yakıt tüketimi! İşin kötü yanı şu, her agresif hareketinizde gösterge tablosunda menzilin 10’ar km 10’ar km azaldığını görüyorsunuz. Sonra a-a bir de bakıyosunuz sarı ışık yanıyor! Orayı hiç görmeden keyfinize bakmak en iyisi. Markanın açıkladığı iyimser benzin tüketim ortalamasını tutturabilmek için A110 S’i ziyan etmek gerekiyor, o zaman hiç kıpırdatmayın daha iyi. İşin doğrusu şu, bu otomobilin keyfine varmak istiyorsanız bu hesaplara hiç girmeden ilerleyip tadını çıkaracaksınız. Bitti. Donanımını, fiyatını ise artık hiç sormayın, sürüş zevkine konsantre olun!