France CAFE!

 France CAFE!

Bulutsuzluk Özlemi’nin Bağdat Cafe şarkısını bilirsiniz, Irak Savaşı’ndaki Bağdat’tan söz eder. Peki ya Fiat’ın Renault ile flörtü hangi CAFE’de yaşandı bitti, biliyor musunuz?

reklam
Tucson reklamı

Mayıs sonundan itibaren otomobil dünyası olarak Fiat Chrysler Grubu (FCA) ile Renault’un birleşmelerini konuştuk durduk. Bu arada, tabii ki bir sürü de dedikodu vardı gündemde. Yok efendim Tofaş’ta beyaz yakalı çalışanlara ne iş yaptıklarını, neler yapabileceklerini bir anket yaparak sormuşlar, yok efendim bu birleşme olursa Tofaş ve Oyak Renault nasıl birleşirmiş, yok efendim Renault’un yeni Kangoo aracını Tofaş üretecekmiş, yok efendim iki firma zaten ortak araba geliştiriyorlarmış mış da mış. Tabi bunların hepsi birer dedikodu olarak kaldı.

reklam
Lassa reklamı

Peki ne oldu da Fiat Chrysler Grubu, Renault’un ayağına giderek hadi birleşelim dedi. Konuyu daha iyi anlayabilmek için önce, Kurumsal Ortalama Yakıt tüketiminden yani CAFE’den  (Corporate Average Fuel Economy ) bahsedelim.

Amerika’da 1975 senesinde satılan yeni otomobillerin ortalama yakıt tüketimi 100 kilometrede 15 litreydi.  (Yazıyla yüz kilometrede ortalama on beş litre) Bu değerler çevre kirliliği açısından dehşet bir rakamdı. Amerikan hükümeti, konuyu gündemine alarak firmalara hedefler koydu. Sistemin esası, otomobil firmasının sattığı araçların yakıt ortalamasına dayanıyordu. Ne kadar az tüketen araç üretip satarsanız o kadar çok büyük motorlu cok yakan otomobil üretebilme hakkınız oluyordu. Neticede sistem matematiksel hesaplama sistemiydi. Firmalar yasal sınırı aşarlarsa satılan her araç için bir ceza ödemek zorunda kalıyordu. Bakın burası çok önemli, sadece sınırı aşan araçlar için değil satılan her araç için bir ceza ödeniyordu. Diğer yandan ortalama limitin altında kalan üreticiler ise ürettikleri her bir araç için kredi kazanıyor. Ve kazandıkları bu krediyi diğer bir firmaya satabiliyorlar.

CAFE standartları Amerika’da ilk devreye alındığında o zamanlarda yurt dışından gelen Toyota, Nissan gibi az yakan küçük motorlu Japon otomobilleri için büyük bir avantaj oluşturdu. CAFE standartları Amerika’da bazen devreden çıkartıldı bazen de yeniden devreye alındı. Şu anki hedef 2025 yılında araç başına ortalama 1 galon yakıtla 54,5 mil yol yapılması isteniyor. Metrik birimlere çevirince 100 kilometrede 4,32 litre yakıt hedefi var.

Diğer yandan Avrupa’da da CAFE benzeri, yani toplam araç satışlarının ortalamasına bakacak şekilde ancak araçların yakıt tüketimine değil, CO2 salım ortalamalarını dikkate alan bir Standard devreye alındı. 2021 tutturulması gereken hedef araç başına 95 gr

Bugün itibariyle yapılan projeksiyonlarda Avrupa’da sadece Toyota, Renault/Nissan, Volvo ve Honda’nın bu 95 gr hedefini tutturabileceği öngörülüyor.

Bu 4 firmaya baktığımızda ürün yelpazelerinde elektrikli veya Hibrit otomobillerin olduğunu görüyoruz. Özellikle elektrikli otomobiller bu hesaplamalarda sıfır gram CO2 ile firma ortalamasını düşürmekte çok önemli hale geliyorlar.

Öte yandan Tesla gibi sadece elektrikli otomobil yapıp satan firmalar da var. Onların ellerinde çok ama çok fazla satılabilir kredi bulunuyor.

Şimdi yeniden konumuza yani FCA grubunun durumuna geri dönelim. FCA’nın Chrysler kısmı Amerika’da büyük motorlu (yani çok yakıt tüketen) hem binek, hem spor otomobiller, hem de çok fazla ticari araçlar üretiyor. Bu üretimlerin yanında hatırı sayılır elektrikli ya da Hibrit otomobili olmadığı için çok ama çok fazla CAFE vergisi vermek zorunda. İşte bu yüzden FCA geçtiğimiz aylarda Tesla’nın CAFE CO2 kredilerini iki milyar dolar ödeyerek satın aldı (demek ki ödeyeceği vergi bu rakamdan çok daha fazlaydı).  Bu şekilde hem Amerika’da hem de Avrupa’da CAFE gerekliliklerini geçici olarak tutturmuş oldu.

Ancak, FCA otomobiller üretmeye devam ediyor. Bu devran böyle devam edemez. Yapılan hesaplamalara göre FCA’nın Hibrit ve veya elektrikli otomobil geliştirebilmesi için en az dokuz milyar Euro yatırım yapması gerektiği hesaplanmış. Bu yatırımın devreye alınma süresi de en azından 5 yıl öngörülüyor.

Hal böyleyken, FCA için en doğru, en çabuk çözüm, elinde CAFE kredisi olan (çok değil ama yine de var), elektrikli ve Hibrit araç teknolojisi geliştirmiş Renault ile bir ortaklık kurmak idi. Diğer firmalar asya kökenli oldukları için “Avrupalı Renault ile daha kolay anlaşabiliriz ümidiyle, gittiler Renault’un kapısını çaldılar ve hadi gelin yarı yarıya ortak olalım dediler.biz senin CAFE kredinden faydalanırız hem de elektrikli otomobil teknolojine sahip oluruz gel evlenelim, sen de bizim uzmanlığımız olan küçük otomobillerdeki teknolojime sahip olursun rakip değil ortak oluruz denildi. Ellerine çikolatalarını alıp damat tarafının kapısını çaldılar.

FCA’yı bırakıp birazda Renault’a bakalım. Yakın zamana kadar değişik bir kültür ile çok başarılı bir ortaklıkları vardı. Ortak platformlarda otomobiller üretiyorlardı, ancak,

Bilindiği gibi Nissan’ın şikâyetiyle Renault-Nissan ortaklığının başkanı Carlos Ghosn Japonya’da hala tutuklu. Bu olaydan dolayı Renault’un Nissan’a diş bilediği bir sır değil.

Öte yandan Nissan Mitsubishi otomotivi satın aldıktan aldıktan sonra özellikle kamyonet ve üst sınıf otomobillerde en büyük satışını Amerika pazarında yapıyor ve Chrysler de onun Amerika’daki en büyük rakibi.

Bunlar göz önüne alındığında bu teklif Renault’un çok işine geldi. Çünkü Amerika pazarının iki taraftan en büyük araç satıcısı olacak diğer taraftan da başkanlarını tutuklatan ve zaman zaman ayak sürüyen Nissan’a da çok büyük bir gözdağı vermiş olacaktı.

Pazarlıklar sırasında Nissan, Renault’a aba altından sopa gösterip bak elektrikli otomobillerde bazı teknolojilerde bana bağlısın bile dediği söyleniyor.

Herkesin bildiği gibi Renault’un %15 hisseyle en büyük hissedarı Fransız devleti. Böyle bir teklif gelince onlarda olaya milliyetçi duygularla yaklaşarak bazı isteklerde bulundular, düşünelim dediler ve kendi kendine kapılarına gelen nazlı gelini ellerinden kaçırdılar. FCA teklifimi geri çekiyorum dedi ve şimdilik konu donduruldu.

Hadi gelin konuyu bizim milli ve yerli otomobilimiz ile bağlayalım. Duyduğumuza göre yerli otomobil tamamen elektrikli olacakmış. Ne güzel belki bir gün biz de CAFE kredilerimizi satacak hale gelebiliriz. Neden olmasın.