Ambulans ve ihtiyar

 Ambulans ve ihtiyar

“Mesela kalkışta dikkat ettim, epey bir süre birinci vitesle gittin. İkide de sınırları zorladın. Bu otomobilde düz yerlerde birinci vitesle sadece arabanın boyu kadar gideceksin. Yokuşta başka. Hemen ikiye ve fırsat bulunca da üçe atacaksın ki beygirler ürkmesin.”

Yıl 1980. Salim askerden dönüşte devlet hastanesine ambulans şoförü olmuştu. Aslında şoförlükle çok ilgisi yoktu. Ama askerdeyken şoför eğitim birliğine ayrılmış ve orada askeri araçlarda şoförlüğü öğrenmişti. Hatta bir zaman orada neredeyse harpten kalma T214 modeli bir Dodge ambulansın da şoförlüğünü yapmıştı. Dönüşünde de profesyonel ehliyet için müracaat ederek uzun uğraşlardan sonra ehliyetini de almıştı.

Hastanede üç tane ambulans vardı. Bir tane International kamyonetten bozma ama diğerlerine göre nispeten yeni bir ambulans, bir tane eski benzinli Ford Transit ambulans ve bir tane de 1964 Chevrolet station modeli ambulans gün boyu dur durak bilmeden çalışıyordu. Bunların içerisinde en iyi durumda olan da eski Ford Transit’ti. Chevrolet’i fazla kullanmıyorlardı.

Salim o gece tam Türkiye – İspanya maçını izlemek üzere kahveye doğru çıkacakken evin telefonu çaldı. Telefona eşi baktı, “seni hastaneden arıyorlar” dedi. “Mutlaka bir angaryadır” diye aklından geçirdi. Telefondaki amiriydi. Hastanede yatan bir kalp hastasının acilen Ankara’da Tıp Fakültesi Hastanesine ulaşması gerekiyordu. Hemen hazırlanıp garaja gelmesini söyledi.

Salim’in bütün keyfi kaçmıştı. Hiç olmazsa maçtan sonra haber verselerdi diye düşündü. Kendisine küçük bir çanta hazırladı, hanımıyla vedalaşıp hastaneye doğru yollandı. Ford ambulansla rahat rahat giderim diye düşündü.

Garaja geldiğinde onu bir sürpriz bekliyordu. Ford Transit’i diğer şoför başka bir hastayla Ankara’ya götürmüştü. International’in de arkası krikoya kalkmış vaziyetteydi ve balataları sökülmüştü. Geriye sadece eski Chevrolet kalmıştı. Salim Chevrolet ile birkaç kez hasta götürmüştü ama oldukça zorlanmıştı. Onu zaten daha ziyade hastanenin en eski şoförü olan Osman kullanırdı. Şimdi uzunca bir mesafe söz konusu olunca açıkçası çekinmişti. Garaj odasındaki dahili telefondan amirini aradı. Amiri : “Salim, yapılacak bir şey yok. Hastaya yarın sabah Ankara’dan randevu alınmış, Ford da Ankara’da. O yüzden Chevrolet ile gideceksin. Benim çekmecemde benzin çekleri var. Yolda benzin sıkıntın olabilir, çekleri verir benzin alırsın. Hazır olunca ana binanın önüne git, hastayı getirecekler. Sana hayırlı yolculuk olsun” diyerek noktayı koydu.

Salim duvardaki anahtar dolabından Chevrolet’in anahtarını aldı ve sundurmanın altında duran ambulansı çalıştırmaya gitti. Önce kaputu açıp motoru kontrol etti. Radyatör kapağını açıp suyuna baktı, yağ çubuğunu çekip yağını kontrol etti. Vantilatör kayışına kadar baktı. Her şey tamamdı. Kontağı çevirip marşa basınca Chevrolet hiç nazlanmadan çalıştı. Göstergelere baktı, benzin göstergesi çalışıyor muydu acaba diye aklından geçirdi. Çok az bir şey varmış gibi gösteriyordu çünkü. Ambulansı benzin aldıkları hemen hastanenin karşısındaki benzin istasyonuna çekti. Pompacıya “süper ver, uzağa gidiyorum” dedi. Ama depo 5-6 litreden fazla almadı. Demek ki gösterge yanlış gösteriyor diye aklından geçirdi. Tekrar hastaneye döndü. Ön camı içeriden ve dışarıdan gazete kâğıtlarıyla silerek pırıl pırıl yaptıktan sonra ana binanın önüne geldi. Geldiğini de içeriye haber verdi.

Yaklaşık yarım saat kadar sonra hasta tekerlekli bir sedye üzerinde görüldü. Chevrolet’in arka kapağı açılıp sedye katlanarak hastayla birlikte arabaya yerleştirildi. Solunum için gereken cihazlar ve bir takım malzemeler de ambulansa yerleşti. Refakatçi olarak da bir hemşire sağ arka kapıda hastanın hemen yanında yer alan tekli koltuğa oturdu. Salim’in yanına da hastanın hanımı bindi. Aslında ambulansın ön tarafı ile arka tarafı arasında sürgülü bir cam da vardı ama zaman içerisinde kırılıp gidince kimse önemsememişti.

Hasta 55-60 yaşlarında birisiydi. Hastanede müdahale edilirken bir aksilik olmuş ve daha donanımlı bir hastaneye sevke edilmesi gerekmişti. Bilinci açık, konuşkan ve sevimli bir ihtiyardı.”Hanım, hanım bak benim şerefime ne arabalar tahsis etmişler görüyor musun?” diye espriler yapıyordu.

Bu arada saat de neredeyse gece yarısını geçmişti. Salim gündüz de çalıştığından kendisini azıcık yorgun hissediyordu ama uykusu pek yoktu. Şehrin solgun ışıklarını geride bırakarak ana yola çıktılar. Biraz yol aldıktan sonra ihtiyar arkadan seslendi: “şoför bey oğlum, sen bu arabayı devamlı böyle mi kullanıyorsun?” Salim buna bir anlam veremedi. “Nasıl yani amca, anlayamadım” dedi. İhtiyar : “Oğlum bu otomobilin binek tipi olanıyla ben yaklaşık on yıl Ankara’da İçaydınlık-Çankaya hattında dolmuşçuluk yaptım. Bu otomobilin üzerinde 230 kübik inç düz motor vardır. Bu da senin anlayacağın ölçüyle söylersek yaklaşık üç bin yedi yüz elli santimetreküp eder. Bu motor tam 140 beygir güç üretir” dedi. Salim: “ Amca maşallah ansiklopedi gibisin, ben üç yıldır buradayım, bu otomobil kaç beygirdir bilmezdim” deyince ihtiyar : “Oğlum bunları ben sana ansiklopedik bilgi olsun diye söylemedim. Bak, ne dedim. Bu otomobilde 140 tane beygir var. Bu beygirleri ürkütmeyeceksin. Ürkerlerse arabana zarar verirler. Mesela kalkışta dikkat ettim, epey bir süre birinci vitesle gittin. İkide de sınırları zorladın. Bu otomobilde düz yerlerde birinci vitesle sadece arabanın boyu kadar gideceksin. Yokuşta başka. Hemen ikiye ve fırsat bulunca da üçe atacaksın ki beygirler ürkmesin. Beygirler ürkerse debriyaj baskına, balatana, şafta, diferansiyele zarar verirler. Bir de üstelik böyle kullanırsan benzinin de çabuk biter.”

Salim ihtiyarın esprili anlatımını sevmişti. Aslında ilk önce aklından “ne karışıyor benim işime” diye geçirse de bu güne kadar ona şoförlük konusunda bilgi veren kimse de olmadığından hoşuna gitmişti.

İhtiyar devam etti: Bu otomobilde 20 galonluk benzin deposu vardır. Bu da yaklaşık 75 litre yapar. 75 litre benzinle de senin 450-500 km. yol yapman gerekir. Bizim dolmuşta ben hem de şehir içinde bu rakamları yakalardım, ama gençliğimde” deyince hepsi birden gülüştüler. İhtiyar belki de yarınki operasyondan sağ bile çıkamayacaktı ama morali yerindeydi. Salim bu bilgiye çok memnun oldu. Çünkü benzin göstergesi bozuk olduğundan nerede biteceğini bilemezdi. Şimdi iyi kötü hesabını biliyordu.

Hanımı bu konuşulanlardan bir şey anlamasa da gözüne uyku girmiyordu. Ama hemşire çoktan uyumuş ve hatta gece vakti neden taktıysa başındaki kepi bile yamulmuştu. Onun uyuduğunu fark edince Salim de tavanda belli belirsiz yanan tavan lambasını kapattı.

İhtiyar: “Sana bir şey daha söyleyeyim mi?” dedi. “Söyle amca” diye cevapladı Salim. “Senin bu motorunda bir ses var, duyuyor musun?”. Salim bütün dikkatini toplayarak motorun sesini dinledi. Ona göre bir ses yoktu. “Ses falan duyamıyorum amca, belki senin oradan duyuluyordur” dedi. İhtiyar : “Nerede mola vermeyi düşünüyorsun?” diye sordu. “Bolaman’ı indikten sonra orada bir yerlerde” dedi Salim. “Daha çok var mı, ben buradan bir yeri göremiyorum da”. “Az kaldı sayılır, birazdan virajlara girince on on beş dakika sonra”.” O zaman durunca kaputu aç. Bujilerinden birisinin kablosu gevşek. Zaman zaman şakırdıyor. Tek tek kontrol et. Hangisiyse yerine iyice oturt. Belki de distribütör kapağındakilerden birisidir” dedi ihtiyar. Fatsa’ya geldiklerinde ihtiyar da dâhil herkes uyumuştu. Kenarda aydınlık bir yere ambulansı çeken Salim hemen kaputu açtı. Bu ihtiyar çok şey biliyordu. Dediği de doğru olabilirdi. Hakikaten de ikinci bujinin kablosu gevşekti. Koltuğunun altından penseyi alıp kablo başlığını biraz sıktı. Tekrar yerine oturtup muhafazasını da üzerine geçirdi. Diğerlerine de baktı, onlar sağlamdı. Kaputu kapatıp yerine oturunca şöyle bir bakındı. Herkes uyuyordu. Neyse ki ihtiyar da uyumuştu. Böylece onun nasihatlerinden kurtulacaktı. Marşa basıp çalıştırdı. Bu defa kalkışı aynen ihtiyarın tarif ettiği gibi yaptı. Bir araba boyu yürüdü, ikiye attı ve de hemen üçe. Üçüncü vitese geçip de ayağını yavaşça debriyajdan çekerken ihtiyar arkadan seslendi : “Aferin, bak beygirler hiç ürkmedi. Hangi buji gevşekmiş?” “Amca bravo, hem hastasın, hem bir şey görmeden orada gidiyorsun ve hem de her şeyi de biliyor ve fark ediyorsun” dedi Salim.

İhtiyar anlatmaya başladı.”Ankara’da station dolmuşlar kaldırılınca ben de gittim bir kamyon aldım. AS 600 bilirsin. Kışın Ordu’dan geceden hamsiyi atınca sabaha Ankara’da olurduk. Ama ne sürat, O302 otobüs bile bize yetişemezdi. Pompalar sonuna kadar açık tabii. Hatta bazı arkadaşlarımın gaz pedalı üzerine tuğla koyup öyle gittikleri rivayet edilirdi. Senin bu götürdüğün yollarda çok çalıştım. Sonra kamyona damper yaptırdım. Evden her gün ayrılmak zor geldi. Sonra da hastalanınca hepten bıraktım artık.”

Daha sonra da Salim’e şoförlükte dikkat edilecek küçük ama önemli püf noktalarını, bu Chevrolet ile ilgili dikkat edilecek hususları anlattı.

Salim sohbeti sevmişti. O da ihtiyara askerlikte nasıl şoförlük öğrendiğini, T214 Dodge ambulansı ile yaşadıklarını, annesini, babasını anlattı. Samsun’u geçip Çakallı’ya ulaştıklarında ihtiyar da yorgun düşüp uyumuştu. Herkesin uyuduğunu görünce Salim de gaza biraz daha yüklendi. Evvelce kullanmaktan korktuğu Chevrolet ona şimdi daha bir hoş gelmişti. ”Belki de bu görevin dönüşünde devamlı olarak bu Chevrolet’i kullanmak için müracaat ederim” diye düşündü.

Sabah mesai başlangıcında Ankara’ya yetiştiler. Tıp Fakültesi hastanesinin acil servisinde ihtiyarı aşağı indirdiler. Hemşire ve ihtiyarın hanımı Salim’e çok teşekkür etti. Salim ihtiyarın yanına geldi. Ellerinden tuttu. ”Amca bir gecelik yolculuğumuz boyunca bu zamana kadar kimsenin öğretmediği şeyleri senden öğrendim, çok büyük adamsın. İnşallah burada da şifa bulursun, döndüğünde sohbetimize devam ederiz” dedi. Vedalaştılar.

İhtiyar iki ay sonra taburcu olup döndü. İlerleyen günlerde Salim ile iyi bir dostluk kurdular.

M.Ali Sade

2014