Etiketler : m.ali sade

Uçmakdere seyahati

Ortaokuldan arkadaşım olan Aykut orta ikinci sınıfta iki yıl üst üste topu dikince belge alarak okulu bırakmıştı. Babası o zamana göre varlıklıydı. Şehir içinde özel bir otopark işletiyor ve aynı zamanda da hayvancılık yapıyordu. Ortaokulu bırakınca babasının otoparkında işe başladı. Aykut da her erkek çocuğu gibi otomobilleri severdi. Kısa zamanda otopark içerisinde otomobillerin yerlerini değiştirmeyi, […]Devamını oku

Alavare dalavare

Kenan Ankara’da bir bakanlıkta iyice bir mevkide memurdu. Henüz evlenmemişti. O sıralar babaannesi de vefat edince elinde kendi birikimleriyle beraber bir otomobil alabilecek kadar parası olmuştu. Bundan dolayı her sohbetinde ana konu otomobiller ve otomobil markalarıydı. O yıllarda her ne kadar yerli üretim otomobiller piyasaya çıkmış olmakla birlikte Ankara caddeleri Amerikan otomobilleriyle doluydu. Konuştuğu ve […]Devamını oku

BMW 1800 dersleri-2

2012 Yılında dergimizin 13. Sayısına yazdığım bir yazımda size 1980’li yılların sonunda Muş’ta kullandığım 1965 model BMW 1800 otomobilimden bahsetmiş, başımdan geçenleri anlatmıştım. Bu ay da o otomobilin bir başka macerasıyla devam edeyim. Bu model BMW otomobillerde şimdiki gibi hidrolik/elektrik karışımı pamuk gibi direksiyonlar ne gezer, tamamen kol gücü üzerine kurulu mekanik bir sistem vardı. […]Devamını oku

Yedek parça

Bu ay otomobil maceramız Ankara’da geçiyor. Hepimiz eski otomobillerimize parça aramışızdır. Bu maceramız da parça arama üzerine. Ama umutsuz bir hikâye. Yine otomobilin markasını vermiyorum ama bazı ipuçları var, oradan tahmin edebilirsiniz. Mehmet Tarım Bakanlığı kavşağında trafik ışıklarında bekliyordu. Lamba yeşile dönünce yavaşça debriyaja bastı, vites kolunu kendine çekerek aşağıya bastırdı. Hayret, hiç de cartlamadan […]Devamını oku

Buharlı anılar

Uzaktan buharlı trenin düdüğünü duyunca Mehmet’in içini bir heyecan kaplar, babasının geldiğini anlardı. Babası da tren yolunun hemen kenarındaki lojmanına duyurmak için düdüğü uzun uzun çalardı. Henschel markalı bu lokomotifi sadece Mehmet’in babası Raif ile yine onun gibi yaşlı ve tecrübeli bir makinist olan İsmail kullanabilirdi zaten. Diğer makinistler dizelciydi. Henschel bazen uzun yük katarlarında […]Devamını oku

Polyester

Yıl 1992. Adem otomobilini satmak için, neredeyse bir aydır Cennet Mahallesi’ndeki oto pazarının yolunu aşındırır olmuştu. Bir kişi bile “bu en son kaça olur” diye sormamıştı. O pazar günü yine otomobilin içinde oturmuş müşteri beklerken iki kişi geldi, kendi aralarında konuşuyorlardı: ”İşte böyle bir şey olsa bizim işimizi fazlasıyla görür değil mi ağabey?”. Diğeri cevap […]Devamını oku

Ambulans ve ihtiyar

“Mesela kalkışta dikkat ettim, epey bir süre birinci vitesle gittin. İkide de sınırları zorladın. Bu otomobilde düz yerlerde birinci vitesle sadece arabanın boyu kadar gideceksin. Yokuşta başka. Hemen ikiye ve fırsat bulunca da üçe atacaksın ki beygirler ürkmesin.” Yıl 1980. Salim askerden dönüşte devlet hastanesine ambulans şoförü olmuştu. Aslında şoförlükle çok ilgisi yoktu. Ama askerdeyken […]Devamını oku

Bir tamirhane hikayesi

Tekerlekli araçların her türlü bakım ve onarımlarının yapıldığı sanayi siteleri artık eski önemini kaybetti. Eski ustalar da yeni teknolojilere ayak uydurmakta ve hatta bedenen çalışmakta zorlandılar ve yavaş yavaş emekli olup dükkânlarını kapattılar. Yeni nesil araçlar artık büyük ölçüde elektronik destekli olduklarından çoğunlukla resmi servislerini tercih ediyorlar. Öyle de olmak zorunda. Bu ay size evvelce […]Devamını oku

Eski bir bayram anısı

Eski mekanik saatlere merakım ilkokulda yaz tatillerinde bir saatçinin yanında çıraklık yaparken başladı. Daha sonra bambaşka mesleklere yönelmeme rağmen mekanik saat merakım hiç bitmedi. Halen de devam ediyor aslında. Lafı uzatmadan konuya gireyim. 1980’lerde Trakya’da çalışırken oldukça samimi olduğum  bir arkadaşım vardı. Arkadaşımın ailesi oldukça varlıklı ve zengin bir aileydi. O da saatlere çok meraklıydı. […]Devamını oku

Define

Hayri, Nazım ve Faik bir devlet dairesinde çalışan üç arkadaştı. Bu üçlünün en büyük merakları da definecilikti. Hafta sonları, akşam işten çıkınca, tatil ve bayram günlerinde tek uğraşları buydu. Hatta bu maksatla teçhizatlarını da geliştirmişler, uyduruktan da olsa kulaklıklı ve göstergeli bir detektör ile katlanabilir kazma ve kürekler edinmişlerdi. Dairede “dedikoducu” olarak bilinen Fatma ise […]Devamını oku