BMW iX xDrive40

 BMW iX xDrive40

Otomotiv endüstrisi dünyayı korumak adına fosil yakıtlarla vedalaşma yolunda büyük elektrik dönüşümü hareketini başlatmışken biz otomobil yayıncıları için de değerlendirmelerin rengi değişmeye başladı. Haberler genelde yeni EV çağıyla ilgili gelişmeleri, yatırımları, ürünleri anlatırken teste gelen otomobiller de birer ikişer elektriklenmeye başladı. Yoğun bir elektrifikasyon bombardımanı yaşanıyor. Bu büyük dönüşümde akla her marka “devrimden” geri kalmadığını ifade ederken yüksek teknolojisini gözler önüne sergilemek istiyor. Yeniliğin, hele böylesi büyük dönüşümlerin karşısında durulmaz, akıllı bir hareket değildir. Ama değişimleri de mainstream akımlara gözü kapalı kapılmadan doğru değerlendirmek ve etraflıca incelemek gerekiyor. Bu nedenle marka gözetmeksizin elektrik dönüşümünde karşılaştığımız her yeni modeli, sadece otomobil kimliğiyle değil, sunulabilen alt yapı olanakları ve abartılmış moda deyimle “sürdürülebilirliğiyle” değerlendirmeye çalışıyoruz.

Elektrikli otomobiller çok ilgi çekiyor, yaşlısı genci herkes merakla inceliyor, konuşma fırsatı bulan herkesin aklında, dilinde aynı sorular: “Şarjı ne kadar gidiyor?”, “Şarjı biterse ne olacak?”, “Her yerde şarj istasyonu yok ki”, “Ne kadar zamanda şarj oluyor?”… Otomobilleri değerlendirirken insanların merakının yoğunlaştığı sorulara cevap aramak zorundayız. Nasıl ki performanslı bir modelin gücünü torkunu gözlüyorsak, konfor iddiası taşıyan bir modelin amortisör, koltuk yumuşaklığı veya kapı kapanma sesini değerlendiriyorsak elektrikli otomobillerin tümünde de herkesin ortak merakı olan menzilini konuşmalıyız. Yoksa ne BMW’nin yeni  otomobili ne sürüş karakteri ne diğer özellikleri ameliyat masasında. Zaten tartışılacak mevzular değil.

BMW’nin üst sınıf lüks SUV (marka terminolojisinde SAV) modeli iX, Alman üreticinin 2013 yılında BMW i3 modeliyle başladığı tamamen elektrikli mobilite yolculuğunun -şimdilik- ulaştığı son nokta. 2021 sonbaharında tanıtılan iX, ülkemize de 2021 sonunda ithal edilmeye başlandı. Test değerlendirmesi içinse ancak sıra geldi. Evet, dört gün boyunca BMW iX’in 326 HP gücündeki xDrive40 versiyonuyla beraberiz. Malum Aralık ayındayız, onun için hava koşullarını da hesaba katarak bir test planı hazırlıyor ve işe koyuluyoruz. Önce en çok merak edilen şehirlerarası yolculukla başlamayı uygun görüyoruz. Öyle ya, halen koskoca elektrik devrimi “Peki İstanbul’dan tam şarjla Bodrum’a gidilebiliyor mu?” sorusuyla özetleniyor ülkemizde. O kadar açılmayalım da bir Bursa yapıp geleyim dedim önce. Semtimizde işimiz kolay, 30’dan fazla elektrikli otomobil oldu geçmişimde, ama kenti terk edince neler yaşanıyor, görelim istedim. Aradım hemen arkadaşımı, “Bursa’da şarj istasyonu var mı? Hem iskender yeriz” diye, kör gözle de maceraya atlamamalı.

BMW iX, markanın değişen tasarım filozofisiyle şekillendirilmiş, yüzünde kocaman böbrekler, keskin bir bakış ve heybetli bir duruş taşıyan etkileyici bir SUV. Kısık bakışlar etrafa lazerle ateş ediyor adeta o şişkin, kaslı gövdeden. Geçtiği yollarda kafalar hemen dönüyor, bakışlar üzerine odaklanıyor. Belki Bavyeralı markanın alamet-i farikalarından Hofmeister-Knick yok artık C sütunu kıvrımında ama 21. yüzyıl BMW’lerini tanımlayan akıcı bir siluet, modern bir yorum var görkemli gövdede. Wilhelm Hofmeister’ın da buna çok bozulacağını sanmam. Değişimin önünde durulamaz. Kapı kolları farklı, kapılara gömülü, varla yok arası, değişik. i40’ta da görmüştüm, yeni 7 Serisi’nde de var. Uzay üssü Shy Tech kabin, ekranlar, ekranlar ve ekranlardan oluşuyor. Yeni nesil BMW İşletim Sistemi’nin bir parçasını oluşturan 12.3 ve 14.9 inçlik entegre BMW Kavisli Ekran, füturistik bir ortam yaratılmasında başrolde. Dörtlü flaşör dışında basılacak düğme yok kokpitte. Start/stop düğmesi bile vites konsolunda. Vites derken, sözgelimi zaten, bir düğmeyi iterek parmakla yön direktifi veriliyor, aktarım kesintisiz, direkt. Ha bir de direksiyon üzerindekiler var tabii, onlar olmazsa olmaz. iX’in tavanı BMW modellerindeki en büyük camla kaplı. Cam tavan, iç mekânı  güneş ışığından ve ısınmaktan korumak için bir düğmeye basılarak etkinleştirilebilen elektrokromik gölgeleme özelliğine sahip.

İstinye’den 318 km menzille yola çıkıyorum, “Ne var ki, Bursa’ya götürecek, net” diyorum. İstinye bayırını çıktığımda 315 km’ye düşüyor menzil. Köprüyü geçiyorum, 300, Gebze’ye geliyorum, 280… “E tamam, ibre benzinli otomobilde de düşüyor” deyip devam ediyorum sakin sakin. Ama sakin sakin, zira beyaz şeritler ne getirir, bilemiyorum. BMW iX xDrive40’ın ön ve arka akslarında yer alan elektrik motorları 326 beygir gücü ve 630 Nm tork üretirken, otomobili 0’dan 100 km/s hıza sadece 6,1 saniyede ışınlıyor. 2440 kg ağırlığındaki otomobil, yüksek elektrik gücüyle ve kesintisiz 630 Nm’lik tork çıkışıyla en ufak bir hantallık hissettirmiyordu. Tabii o büyüye kapılmıyorum, önce birbirimizi biraz tanıyalım. Otomobil olağanüstü sessiz. Yuvarlanma sesi yok kabinde, motor sesi yok, gürültü yok, yanımdan geçen otomobillerin lastik yuvarlanma seslerini duyuyorum. Bazı yerlerde aynalardan rüzgar sesi geliyor ama o da sessizlikten duyuluyor, çok iyi. Osman Gazi Köprüsü’ne girecekken 245 km menzil kaldığını görüyorum, “Dönsem mi acaba?” diye geçiyor kafamdan, sonuçta risk. “Aman, bu hızla azalmaya devam ederse Bursa’ya varırım da en fazla kalırım, ne yapalım” deyip daha da kontrollü bir sürüşle yola devam ediyorum. İster istemez bir tedirginlik hissi büyüyor içimde. Sayılı menzil çabuk bitermiş!

Bursa yolculuğu devam ederken bir yandan menüleri karıştırıyorum, alıştıkça karmaşa dağılıyor. Ama yine de diğer tüm dokunmatik ekranlı otomobillerde olduğu gibi sürüş sırasında menülere pek kaptırmamak gerektiğini bir kez daha anlıyorum. Menüleri dururken keşfetmeli, ayarları statik haldeyken yapmalı. Ön koltuklarda sırt ve bel masajından direksiyon ısıtmasına, cam tavan karartmasından “Merhaba BMW” girizgahıyla sesli komut sistemine birçok manevra şansı var. iX’in otomatik park sistemi olmazsa olur mu? Birçok kompakt modelde bile var yıllardır! İşini de iyi yapıyor. Menülerde biraz zaman geçirip alışmak şart ama. En dikkat çeken park destek sisteminin etkileyici kamera görüntüleri.

Gözüm kapılardaki ışıltılı koltuk ayar düğmelerine takılıyor. Formuyla Mercedes işi butonlar, Volvo’nun son dönemdeki ışıltılı mücevher düğmeleri gibi görünüyor. BMW sportifliğinden uzaklar, neyse. Kabindeki en acayip şey ise trapezoidal formlu direksiyon simidi! Daha önce 1970’lerde Austin Allegro’da bu formda bir direksiyon kullanılmış ama otoriteler herhangi bir getirisi olmadığında birleşmişti. Sonra da kimseden rağbet görmedi. BMW iX’in kapı panellerinde, koltuklarında, orta konsol ve zemin panellerinin yüzeylerinde yüksek oranda geri dönüştürülmüş plastik kullanılıyor. Koltuklar ve gösterge paneli için kullanılan derinin yüzeyi doğal bir zeytin yaprağı özü ile işlenirken çevreye zararlı üretim kalıntıları önlenmiş. O zeytin yaprağını da kokpitte yolcunun tam karşısında görebiliyoruz. Otomobilin kapıları çok havalı, bir düğmeye basılarak elektrikli olarak açılıyor. İlk anda insan kol arıyor, bulamıyor, şaşırıyor. Ama ille de kolla açmak isteyenler için, kapı ceplerinin yukarısına gizlenmiş “garantici” kollarla açmak da mümkün. Ne olur ne olmaz, elektrikler kesilirse….

BMW ix xDrive40 ile elektrik gücüyle kilometreleri yutarken ara ara tabii ki güç denemeleri de yapıyorum. Ama işte o tedirginlik, menzil de eriyor bir yandan. Bursa’da arkadaşıma vardığımda 110 km daha gidebilecek şarjım kaldığını gördüğümde aklımdan sevdiğim Bursa otellerini geçiriyorum. Arkadaşıma ulaştığımda sadece şarj istasyonlarının yerini saptamakla kalmadığını, telefon edip işi garantiye aldığını görüyorum. Bursa’da 5 tane şarj istasyonu varmış. Birisi “abi, bir yıldır var da gelen giden yok” demiş, diğeri “gelenler doldurup devam ediyor, buyurun” demiş. Bulunduğumuz yerin 30 km kadar ilerisinde, İzmir otoyolunda. “Hem iskender de varmış, hem arabaya ikmal yaparız, hem yemeğimizi yeriz” dedik, yola koyulduk. 30 km ileride şarjı garantileyince hemen cömertleştim ve gaza oturdum. BMW iX müthiş bir istekle 200 km/s hıza ulaştırdı saniyeler içerisinde. Etkilenmemek mümkün değil. Zaten son hızı da buymuş. Kısa sürede de istasyona geldik. Bagaj kapağını açıp yumak içerisinden “o kablo mu, bu kablo mu?” derken yanımıza yepyeni bir BMW i4 yanaşıp hızlı şarj kablosunu kaptı “Ohh, zor yetiştim” diyerek. İzmir’den geliyormuş. Biz diğer kabloyu takalım dedik, “kapıları kapatın”, “kartınız okunmuyor”, “kartınız geçersiz” gibi uyarılarla moralimiz tavan yaptı, gerildikçe gerildik. Aradığımız müşteri temsilcisi hala hitap edebilmek isim öğrenme peşindeyken neyse ki şarjı başlattık. Yemeğimizi yerken i4 şarjını bitirip yerini İstanbul tarafından gelen Jaguar iPace’e bıraktı.

Şarj istasyonu boş kalmıyordu. Hatta, hepsinden sonra bir de Renault Zoe’nin gelmişti. Bir saatin sonunda iskender faslı bittikten sonra iX’in yanına gittiğimizde ancak %25 oranında dolduğunu gördük. Neyse ki bileğim kadar kalın kablolu DC şarj portu boşalmıştı, hemen onu takıp biraz daha oturmak için tekrar restorana geçtik. Yarım saat kadar tekrar gittiğimizde %95 şarjla 330 km menzil bizi bekliyordu. Tekrar havalı BMW’mizle yola koyulduk. Doygunluk hissi eşsizdi:) Yalnız tekrar Bursa’ya dönmek için İzmir yönüne 25 km daha devam etmemiz gerekiyordu. 25+30 km de dönüş, Bursa’da arkadaşımla vedalaşırken menzil yine 280 km’ye düşmüştü! Dönüşte tam köprü trafiği saatine denk geleceğimi hesaba katıp temkinli kullanmaya devam ettim. Yapabileceğim sollamalardan, atak sürüşten vazgeçip orta şeritten 90-110 km/s aralığında tedirgin seyretmeye devam ettim. İnişler, çıkışlar, virajlar derken iX’in hiç nefeslenmeye ihtiyaç duymadığını, yorulmadığını gördüm. Çıkışlarda nefesi asla kesilmiyor, inişlerde kendini salıvermiyordu. Özellikle virajlar değişik geliyordu, büyük gövde, geniş görüş, elimin altındaki tuhaf tasarımlı direksiyon, koca gövdeyi hislerini belli etmeden yönlendiriyordu.

İstanbul’a vardığımda stresli ama öğreten bir günü geride bırakmıştım. Sabaha 110 km menzille şehir içi macerası için bataryayı tam doldurmak gerekliydi. İşimi hızlı yapabilmek için hemen Borusan Oto İstinye’deki şarj ünitesine gittim. Çevredeki bir takım AVM’lerde şarj olanağı vardı ama sıra riskiyle zaman kaybetmek istemiyordum. Borusan Oto İstinye’de kahvaltımı yaparken yaklaşık 50 dakikada test otomobilimi yeniden tam şarja ulaştırdım. Savurmak için 350 km menzil İstanbul içinde beni bekliyordu!

Sahilden Boğaz hattını geçip trafiğin en yoğun olduğu rotalara girmeye çalıştım kıskanç bakışlar arasında. Bebek, Ortaköy, Beşiktaş, Karaköy derken Eminönü’ne ulaştım. Dünkü cömertlik tersine dönmüştü! Menzil azalmıyor, aksine rejenerasyon sayesinde küçük küçük de olsa artıyordu. O zaman anladım ki benden önceki şarj öncesinde otomobil biraz agresif kullanılmıştı, anlık menzil ortalaması o verilere göre sunuluyordu. Gün içinde yoğun Dolmabahçe trafiği, Boğaziçi Köprüsü geçişi, Bağdat Caddesi yoğunluğu derken kalabalık her yerde dolaştım. Menzilin erimemesi, Bursa yolundaki tedirginlikleri yaşatmadığından otomobilin tadına varabildim. Şehir içinde yollar otoyollardaki gibi kaymak asfalt olmamasına karşın süspansiyonun başarılı darbe emişi sayesinde çok rahat bir sürüş gerçekleştirdim. Dört tekerlekten çekiş sistemi, yağışlı üçüncü günde tutunma ile ilgili riskleri de ortadan kaldırmıştı. Zemine yerleştirilmiş bataryanın ağırlık merkezini de aşağı çekmiş olması, sürüş güvenliğini beraberinde getiriyordu. Bu arada bataryanın yerleşiminden dolayı otomobilin zemininin de hayli yüksek olduğunu saptadım.

Elektrikli otomobille ilgili sorunumuz, bu otomobile özel değil. Takıntımız değişmesi öngörülen enerji kaynağına, elektriğe değil. Olacaktır, elektrik olsun, yakıt hücresi olsun, hidrojen olsun alternatifler mutlaka geliştirilecektir. Sorun, altyapının belli bir seviyeye getirilmeden yoğun elektrik propagandası yapılması, geleceğin elektrik olduğu mesajının verilmesi. Toplum halen elektriği mesafeli olarak takip ediyor. Çünkü hemen herkesin kafasında aynı soru işaretleri var. Koltuklar rahat mı, bagajı yeterli mi değil bu sorular. BMW müşterisi biliyor ki hepsi çok iyi. Mercedes-Benz’den Audi’ye, Renault’dan Peugeot’ya tüm kaygılar menzil, şarj, batarya ömrü konularında yoğunlaşıyor. Elektrik, altyapılar geliştirildikçe daha da yaygınlaşacaktır mutlaka. Ama kişisel fikrim, gelecek sadece elektrik olmayacaktır. Elektrik, gelecekteki alternatif güç kaynaklarından biri olacaktır. Bu süreçteyse tüm otomobil markaları CAFE (Corporate Average Fuel Economy) emisyon normlarından geçer notlarını alacaktır. (Merak edenler için https://e-motoring.com/cafe-motor-devrimi-yapacak) (Daha da detay merak edenler için https://e-motoring.com/france-cafe)

Menzili ne kadar, şarj süresi ne kadar? Bu tedirginliklerin giderilmesi gerekiyor. Yoksa Alman otomotiv devi BMW’nin en yeni teknolojilerini sunan modeli, beklendiği gibi pek de negatif özellikler sunabilecek bir otomobil değil. Ama şarj istasyonlarının halen pek yaygın olmaması ve tabii şarj sürelerinin henüz kısaltılamamış olması müşterilere aradığı güveni veremiyor. Şehir içinde sorun yok ama şehirler arası yolculuklarda kesinti mecburiyeti alışkanlıkları zorluyor, özgürlükleri kısıtlıyor. Otoyolda bataryanın şarjın azaldığında yaşanabilecek tedirginliklerse sürücü ve yolcularda anksiyete bozukluklarına (!) yol açabilir:) Tüm elektrikli otomobiller gibi de iX de tüm üstün özelliklerine karşın alt yapının iyileştirilmesini beklemek durumunda. Gerçekçi baktığımızda sadece şehir içinde, markete alışverişe gitmek ya da çocuğumuzu okuluna bırakmak içinse 3.5 milyon TL’yi aşkın bir rakam ödemekse, şimdilik bir fantezi.