Satın alma bir sanattır

 Satın alma bir sanattır

Bir otomobilin doğuşuna tanıklık etmeye devam ediyoruz, Pazarlama (marketing) bize JETTA sınıfında bir araba istediğini söylemişti. Dizayn ekibi birçok araç çizdi, birkaç tane küçük model yaptı, 2 tane gerçek boyutlu modelden 1 tanesi seçildi ve karar verildi. Bu araba yapılacak.

reklam

Bu arabayı gerçekten yapacak mıyız? Yoksa zaman içinde piyasa şartları değişti mi? Öyle ya, siz kâğıt işleriyle uğraşırken rakiplerden birisi öyle bir araba çıkartır ki, sizinki çıkmadan demode kalır ve projeyi iptal edebilirsiniz. Tabii ki, biz bu arabayı yapacaktık ama vazgeçtik diye bildirilmez, nadiren yıllar sonra açıklanır.  

Yapıyoruz. Nerede yapacağız. Öyle ya siz büyük bir otomobil devi iseniz elinde değişik ülkelerde birden çok fabrikanız vardır. Hangi ülke ve hangi fabrika? İşte burada işin içine bir miktar politika da girmeye başlar. Ülkeler ve fabrikalar birbirleriyle yarışırlar. O projeyi alıp en azından 7-8 senelik iş yüklerini garantilemek için. Ana firmalar bazı ölçütlere bakarak seçim yapmaya çalışırlar. En önemli ölçüt fabrikada yapılan aracın kaça mal olacağıdır. Arac fiyatında üç konu çok önemlidir.

Fabrikanın üretkenliği ve verimliliği

İthal parçaların maliyetleri

Yerli tedarikçilerden satın alınan parçaların araç üstündeki maliyetleri.

Tedarikçi: Hadi birlikte her araçta bulunan ve artık çok fazla teknolojisi oturmuş (!) bir parça olan cam silecek mekanizmasını satın alalım. (cam silecek motoru + mekanizması + silecek kolları + silecek süpürgesi). Bu cam silecek mekanizmasını kim tasarlamalı? Doğal olarak tasarım işini bu parçayı yapacak olan tedarikçi yapar. Otomobil firması bağlantı noktalarını verir cam yüzeyini verir o firma bu bilgilerle tasarımını yapar. Jetta benzeri bir araç yapıyoruz ya, doğal olarak cam silecek mekanizmasını ilk araç olan Golf üzerinde “X” firması tasarlar, imal eder ve araçlara takmaya başlanır. Aslında en kolayı parçayı Alman “X” firmasından satın almaktır. Ama Almanya’dan parça almak hem pahalıdır, hem de nakliyesi pahalıya mal olur. İlk ve en önemli amacımız aracı ucuza yapmak olduğu için, bu seçenek tercih edilemez. İşte burada satın alma ekipleri devreye girer.

Satın alma çalışmaları. Türkiye’de cam silecek üreticisi aramaya başlar. Şansımıza ülkemizde “A” “B” firmaları bu işi zaten yıllardır yapıp araçlara vermektedirler. Hemen kapıları çalınır ve bize “Golf”te kullanılan mekanizmanın yerine de takılabilecek, yerli bir tasarım yap denilir. Öyle ya, yarın bizim yeni aracımız İtalya’ya veya İspanya’ya satılabilir ve mekanizmasında problem çıkarsa yerinden sökülüp “X” firmasının parçası takılabilmelidir.

İstek çok basit görülebilir, “şunun yerine takılabilir bir parça yap”. Ama Alman “X” firması ticari kurnazlığını yapmış ve tasarımın bazı kritik yerleri için patentler almıştır bile. Siz bire-bir aynı tasarımı yapamazsınız. E öyle yapmazsanız satış sonrasında parçanız “X” in ye-rine takılamayacak. Tıkandık kaldık.

Firma evlilikleri iste bu anda devreye girer. Doğrudan Alman “X” firması, bizim “A” firmamıza gel seninle evlenelim hem sen kazan hem ben kazanayım diyebildiği gibi, Satın Alma çalışanları, “A” firmasına,  “sen Alman X firmasıyla evlenirsen bu parçaları bizim arabamıza verebilirsin” denilir. Etrafınıza bir bakın, bizim yerli firmalarımızın isimlerinin yavaş yavaş yabancılaştığını göreceksiniz. Kötü bir şey mi, hayır KAZAN-KAZAN felsefesiyle işçimize iş kapısı açılıyor, “X” firması teknolojisini getirip “A” firmasını geliştiriyor. E tabi bu arada “X” firması da Türkiye’deki yapılan arabalardan da para kazanıyor. Dedik ya “win-win”.             

Önümüzdeki ay: Satın almaya devam. Bu meslek bir yazıda bitmez.